Kovid-19 TEMMUZ Raporu | Swiss PR

Güncelleme tarihi: 2 Ağu 2020

Kovid-19 hakkındaki İLK ve EN KAPSAMLI haber sitesi "SWISS POLICY RESEARCH"ün TEMMUZ Raporu'nun TÜRKÇE Çevirisi...


İÇERİK

● Pandeminin gelişimi üzerine

● Kovid-19’un ölümcüllüğü üzerine

● Kovid-19’un sağlık riskleri üzerine

● Kovid-19’un tedavisi üzerine

● Maskelerin etkililiği üzerine

● Temas izlemenin rolü

● Yeni korona virüsünün kaynağı üzerine



Pandeminin gelişimi üzerine

Birçok Batı ülkesinde, korona virüsü enfeksiyonlarının doruğuna Mart veya Nisan aylarında, çoğunlukla da tecritlerden önce zaten ulaşılmıştı, ölümlerin doruğa ulaşması da Nisan ayındaydı. Bu ülkelerin çoğunda, hastaneye kaldırılanların sayısı ve ölümler o zamandan beri düşmektedir (bkz. aşağıdaki grafikler).

Bu gelişme, aynı zamanda İsveç, Beyaz Rusya ve Japonya gibi tecrit uygulamayan ülkeler için de geçerlidir. Batı ülkelerinin çoğundaki kümülatif yıllık ölüm sayıları, (İsviçre, Avusturya, Almanya’daki gibi) hafif veya (ABD, İngiltere’deki gibi) şiddetli geçen bir influenza mevsimi aralığında olacaktır.

Tecritler sona erdikten sonra, birçok ülkede nüfusun düşük risk taşıyan geneline, örneğin, işe ve okula geri dönenlere, yapılan korona testi sayıları büyük bir artış göstermiştir.

Bazı ülkelerde veya bölgelerde ise bu durum, pozitif test sonuçlarında belli bir artışa yol açmıştır. Pozitif testlerin oranı çok düşük kalmış olsa da çoğu medya kuruluşu ve yetkililerce, bu durum, “vaka sayıları”nda sözde tehlikeli bir artış varmış gibi gösterilmiş, bazen de yeni kısıtlamalar uygulanmasına yol açmıştır.

Halbuki, “vaka sayıları” hasta ya da enfekte olmuş insanların sayısına eşitlenemeyecek yanıltıcı rakamlardır. Pozitif çıkan bir test, örneğin, enfeksiyona yol açmayan virüs parçalarına, belirti göstermeyen bir enfeksiyona, tekrar edilen bir teste veya hatalı bir pozitif sonuca bağlı olabilir.

Dahası, antikor testleri ve immünolojik testler, yeni korona virüsünün gündelik PCR testleri temel alındığında varsayılandan 50 kata kadar daha fazla yayıldığını çoktan beri göstermiş olduğu için sözde “vaka sayıları”nı hesaba katmak hiç de anlamlı değildir.

Aksine, kesin olan rakamlar, hastalanan, hastaneye kaldırılan ve ölenlerin sayılarıdır. Buna karşın, birçok hastanenin artık normal çalışma düzenine geri döndüğü ve belirti göstermeyenler dahil, tüm hastaların ek olarak korona virüsü testlerine tabi tutulduğu da vurgulanmalıdır. Bu yüzden de önemli olan, hastaneler ve yoğun bakım ünitelerindeki gerçek Kovid hastalarının sayısıdır.

Örneğin, İsveç söz konusu olduğunda, “vakalar”da görünen artışın, yapılan test sayısındaki artıştan kaynaklandığı netleştikten sonra, WHO bu ülkeyi “riskli ülke” kategorisinden çıkartmak zorunda kalmıştır. Aslında, İsveç’te hastaneye kaldırılanların ve ölümlerin sayısı Nisan ayından beri düşmektedir.

Bazı ülkelerde Mayıs ayından beri zaten ölüm sayıları ortalamanın altında seyrediyor. Bunun nedeni, ölümler %80’e varan oranda bakım evlerinde olduğu için, koronadan ölenlerin yaş ortalamasının, genelde ortalama hayat beklentisinden daha yüksek olmasıdır.

Korona virüsünün yayılımının şu ana kadar büyük ölçüde azaldığı ülke ve bölgelerde, yine de Kovid hastalarında tekrarlanan bir artış olma olasılığı vardır. Bu vakalarda, erken ve etkili tedavi önemlidir (aşağıya bkz.).

Şu anda küresel Kovid-19 ölüm sayısı; günümüzde nüfus çok daha yaşlı olduğu halde, 1957 (Asya gribi) ve 1968 (Hong Kong gribi) pandemilerinin kat kat altında olup, oldukça hafif geçen 2009 “domuz gribi pandemisi” aralığındadır.

Aşağıdaki grafikler, “vakalar” ile “ölümler” arasındaki tutarsızlığı göstermektedir:





Aşağıdaki grafikler Kovid ölüm sayılarıyla daha önceki grip mevsimlerini karşılaştırmaktadır (daha fazla bilgi):




Aşağıdaki grafik (tecrit uygulamayan) İsveç’teki ölümleri New York Eyaleti’ndekilerle karşılaştırıyor:

İsveç’teki ölümler ile New York Eyaleti’ndeki ölümler (FEE/Paul Yowell)



Aşağıdaki grafik Kovid-19 pandemisini daha önceki pandemiler ile karşılaştırıyor:

Küresel Kovid ölüm sayıları ile daha önceki pandemilerdeki ölüm sayıları (DB Research)

Kovid-19’un ölümcüllüğü üzerine

Antikor çalışmalarının çoğunda %0,1 ile %0,3’lük bir nüfusa dayalı Enfeksiyon Ölümcüllük Oranı (IFR (Çev. notu: enfeksiyona yakalananların ölüm oranı)) ortaya konmuştur. ABD’nin yetkili sağlık kurumu CDC, Mayıs ayında (%35 oranındaki belirti göstermeyen vakayı temel alarak) hala temkinli bir %0,26’lık “en iyi olasılık tahmini” yapmıştır.

Mayıs ayı sonunda ise Zürih Üniversitesi, kandaki antikorları (IgG ve IgM) ölçen bildik antikor testlerinin, bütün korona virüsü enfeksiyonlarının en fazla ortalama beşte birini ayırdedebildiğini ilk kez kanıtlayan bir bağışıklık çalışması yayınladı.

Bunun nedeni, çoğu insanda yeni korona virüsünün sümük-balgam zarı üzerindeki antikorlar (IgA) ya da hücresel bağışıklık (T-hücreleri) tarafından çoktan nötralize edilmiş olması ve hiçbir be