Olaylar Nasıl Başladı? Tekrar Sindirerek Hatırlayalım... Dr. Wolfgang Wodarg

En son güncellendiği tarih: Haz 30

Türkçe SESLENDİRMELİ

Dünya’da korona olaylarını yüksek sesle sorgulayan İLK bilim insanı...


"2009 yılında domuz gribi ile ilgili söylentilerin ortadan kalkmasını sağlamıştır. O zamanlar 23 Milyon avroya halkın şeklen olmayan bir hastalığa karşı aşı olması için aşı ilaçları sipariş edilmişti. Avrupa’daki girişim ve raporlarıyla; "sahte pandemiler", özel askeri ve güvenlik şirketleri için kurallar, demokraside medyanın rolü, palyatif tıp, genetik testler, organ ve doku bağışlarının artan ekonomizasyonu gibi konuları politik gündeme getirdi.


Dr. Wolfgang Wodarg (d. 1947) Flensburg ve Berlin'de yaşıyor.

Dahiliye-göğüs hastalıkları, halk sağlığı, hijyen ve çevre tıbbı ve sosyal tıp alanlarında uzman hekimdir. Hastane ve sağlık merkezlerinde çeşitli görevlerde bulunmuş, halk sağlığı hizmetleri müdürlüğü ve üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra, 1994-2009 yılları arasında Alman Federal Meclisi üyeliği ve 1998-2010 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeliği yapmıştır. Buna ek olarak Federal Meclis Soruşturma Komitesinde Modern Tıp Etiği ve Hukuku'nun başlatıcısı ve sözcüsüdür.

"Yaratılan korkudan kar elde etmek için salgın hastalıklar icat eden şirketler veya işleri büyütmek için çatışmaya ihtiyaç duyan güvenlik endüstrisi, korku ve çaresizliğin tüm dünyada kar sağlamak için nasıl kullanıldığını gösterir. Şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele özgürlük ve demokrasi için önemli ön şartlardır."


YouTube tarafından kaldırılan fakat sonradan seslendirmeli olarak yüklediğimiz ve henüz tekrardan silinmeyen videomuz.


Videomuzu Facebook sayfamızdan da izleyebilirsiniz.

Şu anda yaşanmakta olduğu iddia edilen “korona salgını” ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Başlarda bu yaygara da geçer gider diye düşünüyordum ama giderek arttı ve bu konu hakkında daha derin düşünülmesi gerektiğine karar verdim. Kamu doktoru olarak görevliydim ve sağlık departmanı yönetiminden sorumluydum ayrıca grip salgınları için kendime ait takip ve gözlemleme merkezim vardı. Buradan, 150 binlik bir yerleşim biriminde her sene kaç kişinin hastalandığına bakıp takibini yapıyordum.

Dünya genelinde her sene yeni virüslerin ortaya çıktığını görürüz, çünkü virüsler, varlıklarını sürdürebilmeleri için değişmek zorundadır. Aynı virüsler tekrar gelecek olsa, bağışıklık sistemimiz onları tanır ve bizi hasta edemezler yani çoğalamazlar ama onlar çoğalmak ister. O yüzden hep biraz değişmek zorunda oldukları için her sene farklı virüsler ortaya çıkar.

Yaklaşık 100 çeşit virüs tipi var ve sürekli değişim halindeler. Bu zamana kadar bu gribal hastalığa (ya da nasıl adlandırmak isteniyorsa artık) tam olarak hangi virüslerin yol açtığı ile nerdeyse hiç ilgilenilmedi.

Ancak Glasgow'da buna dair birkaç yıl süren çok güzel araştırmalar da gerçekleştirildi. Mevcut testlerle (!) baktı Glasgow’dakiler bu virüslere tabii. Bu da ne demek? 100 çeşit virüse bakılmadı, elde hangisi için test varsa ancak onlara bakıldı demek! Yani en fazla 8 veya 10 farklı virüse bakıldı ve korona virüsü de hep bu bakılanlar arasındaydı zaten.

Bunlar Glasgow'daki araştırmanın sonuçları. 2005 ve 2013 yılları arasında akut solunum yollu hastalıklara hangi virüsler sebep olmuş diye bakıldı. Bu renkli bölümler virüsleri temsil ediyor. Yeşil bölge korona virüslerini gösteriyor yani her yıl onlar da aralarında bulunmuş. Yıllık Akut Solunum Yolu hastalıklarının %7 ila 15’ini normalde korona virüsleri oluşturur zaten. Oranlar seneden seneye biraz oynar sadece. Yani aralarında büyük oranda korona virüslerinin bulunması tamamen normal bir durum.

Şimdi Çin'de yaşanan olay:

Wuhan şehrinde Çin'in en büyük virüs güvenlik laboratuvarı bulunmakta.

Yani orda bütün gün bu işlerle uğraşan birçok uzman var. Ayrıca Wuhan 11 milyon nüfuslu büyük bir şehir. Büyük hastanelere ve büyük yoğun bakım ünitelerine sahipler. Ne zaman baksanız solunum cihazına bağlanmış veya zatürreli birilerini görüyorsunuz zaten, hem de yüzlercesini. Böyle bir yerde tutup 50’yi bile bulmayan sayıda hastayı test ediyorlar, virüs taraması yapıp laboratuvarda virüslerin RNA’larını inceliyorlar ve aralarında yeni bir tür bulunuyor.

Yani fark ediliyor... Ve tabi bir virolog böyle bir şey bulduğunda bu bilgiyi global veritabanına girer. Ve bu veritabanı da tüm dünyadaki, örneğin bizim Berlin’deki biliminsanlarının da erişimine açıktır.

Sonra Berlin'den buna bakıldı, karşılaştırıldı ve bir test geliştirmeye çalıştılar, korona virüsünün bu özel yeni tipinin tespitini yapabilmek için. Sonrasında Bay Drosten DSÖ'ye bir protokol sunuyor ve geliştirdiği test çok hızlı bir şekilde kabul ediliyor. Normalde bu tarz testler tıbbi ürün kategorisinde kabul edildiğinden geçerliliği olup olmadığına bakılması gerekiyor, yani ÇOK SIKI kontrol edilmesi gerekiyor. Bu test tam olarak "neyi tespit ediyor", aslında "neyi ölçüyor" diye bakılır... Bahsi geçen test, Charite'nin kendi bünyesinde kullanımı için geliştirilmiş bir test aslında. Fakat geçerli başka bir test bulunmadığı ve panik oluştuğu için o testi kullanmaya karar verdiler. Sonra Bay Drosten testini kullanıma sundu.

Ve fakat, virolog virüs tehlikeli midir, değil midir, bunu söyleyebilecek kişi değildir. Virolog sadece, “Bu virüs farklı” veya “Bunun için testimiz var veya yok” diyebilir. Ama “Sn. Drosten, bu tehlikeli bir virüs mü?” diye sorsanız, bunu nerden anlayabilir? Sadece oluşmuş epidemiyolojik verilerden anlayabilir. Yani insanları ne derece hasta ediyor, ne kadar sürede iyileşiyor insanlar, eskiye göre daha fazla ölüm gerçekleşiyor mu gibi bilgilere ihtiyaç var. O yüzden GEÇMİŞ YILLARIN VERİLERİYLE KARŞILAŞTIRMAK çok önemli burada. Genel ölüm sayılarına ve ne kadar insanın virüsten dolayı öldüğüne bakmak gerekir.

Belirli bir virüsü, diyelim korona virüsünü arıyorsam, bunun için NÜFUSUN GENELİNE bakabilirim mesela. Bir grip dalgasında nüfusun geneline baktığımda büyük ihtimalle insanların yaklaşık %8-10'unda hasta eden bir virüs bulabilirim.

Fakat gider de sadece AİLE HEKİMLİKLERİNDEKİ insanlara bakarsam bu oran çok daha yüksek çıkar. Veya HASTANELERE gidip sadece ordaki insanlara korona testi yapılırsa korona enfeksiyonuna sahip insan oranı daha da fazla bulunur.

Yani bakılan nüfus grubunun ölçeğine bağlı olarak toplumun geneli, bekleme odasındaki hastalar veya kliniktekiler

veya ağır hasta olup yoğun bakımda ölmek üzere olan hastalardan test için örnek alındığında beklendiği üzere bu oran daima %7-15 arasında çıkar ve aralarında korona virüsleri de bulunur.

Fakat ölüme bu virüslerin mi yoksa başka virüslerin mi sebep olduğunu ve korona virüslerinin sadece aralarında mı bulunduğunu bu test ile söyleyemem.

Bu şu demek: Mesela İtalya'ya baktığımızda ve ölüm sayısı yüksek dendiğinde o testlerin nerde yapıldığını bilmek isterim.

Ellerindeki az sayıdaki testleri nerede kullanmışlar? Eğer hastanelerde, çok ağır ve ölüm döşeğindeki insanlara yapıldıysa bu testler tabiki "korona" ölüm oranı da yüksek çıkacaktır. Sadece öyle göründüğü için, özellikle oraya bakıldığı için...

Ölüm oranı, hastalığa özgü ölüm oranı. Bu, belirli bir hastalığı olan insanların yüzde kaçının o hastalıktan öldüğünü gösterir. Ve baktığımızda mevsimsel akut solunum yolu hastalıklarında halk dilinde grip dediğimiz hastalıkta normalde %0,1'lik bir ölüm oranı vardır. Bu aslında üst sınırdır. Bu da her kış 1.000 kişiden 1'i gripten ölüyor demek. Şimdi bu rakamlar korona virüsleri yüzünden artmış mı, artmamış mı ona bakmak lazım.

Bu, şu şekilde yapılabilir:

Almanya'da gripten mesela varsayıldığı üzere 20 bin ila 30 bin kişi daha fazla öldüyse eğer buna "fazladan ölümler" denmekte. Şimdi bildiğimiz şey, korona virüslerinin hep %5-14 oranında aralarında bulunduğu. Buna ortalama %10 diyelim böylelikle hesaplamamız daha kolay olur. Diyelim geçtiğimiz yıllarda hastanelerdeki ağır hastalara korona virüsü testi yapılmış olsaydı, ki böyle bir şey yapılmış değil elbette, o zaman her yıl solunum yolu hastalıklarından ölen fakat aynı zamanda korona virüsü de tespit edilen 2-3 bin kişi bulunurdu. Bu rakamların yanına bile yaklaşılmış değil.

Açıkçası burda olan şey, virologların ilginç bir durum yaratması ve bu ilginç durumdan Çin hükumetinin çok etkilenmiş olması. Çin, bunu devasa bir olay haline getirdi ve bu durum siyasi anlamda birden önem kazandı.

Olay, virolojinin tamamen dışına çıktı. Birden bire havaalanlarının her yerine yüz tanıma sistemleri yerleştirildi, insanların ateşi ölçülmeye başlandı, ateş ölçen termometre Çin’de trafiği kontrol eder hale geldi.

Bu mesele o kadar önemli bir olay haline dönüştü ki uluslararası bir etkisi olmaya, siyaseti de ilgilendirmeye başladı. Siyasiler bir görüş bildirmek zorunda kaldı. Sonra virologlar yeniden sahneye çıktı. Hükumetler etraflarına sordular, kendi virologlarına danıştılar... Virologlar da "evet, önemli bir durum bu, test yapabiliriz, yardımcı oluruz" dediler - Çin'de olduğu gibi… Yani ağ gibi birşey örülmeye başlandı, bilgi ağları, uzman kurulları fikirler üretmeye başladı ve siyasiler de tüm bu olayları başlatan aynı kişilere, bu “uzman kurul üyeleri”ne dönüp danışır oldular. Bu şebekeyle bütünleşti siyasiler, bu ağ içinde hareket eder oldular.

Şimdi icraatlerinin tek dayanak noktası da bu kurulların argümanları. Kime yardım edilmesi, hangi önemlerin alınması, nelerin yasaklanması, kimlerin karantina altına alınması gerektiği hep bu argümanlara dayanılarak belirlendi. O yüzden şimdi içlerinden birinin bu konuya eleştiri getirip "Durun, aslında olan biten hiçbir şey yok" demesi de artık çok zor.

Ve bu bana, elbiseleri olmayan kral masalını hatırlatıyor. Ve sadece küçük bir çocuk "Kral çıplak!" diyebiliyordu.

Kralın etrafındakiler ve danıştığı kişiler gerçeği söyleyemiyor, hepsi oyuna katılıyorlardı. Ve şimdi de politikacıların etrafı dalkavukluk eden birçok biliminsanıyla çevrili. Kurumlarına para kazandırmanın yolunu arayan, bunun için politikada önemli rol oynamak isteyen biliminsanları bunlar. Hakim görüşün akıntısında yüzüp bu olaydan çıkar sağlamak isteyenler. "Biz de yardım edebiliriz!", "Şu uygulamamız, bu programımız var!" diyerek yardımda bulunmak isteyenler o kadar çok ki... Yani onlar da bu durumdan para kazanmak ve önemli olmak istiyorlar.

Olaylara akılcı bir şekilde yaklaşım yok maalesef ortada.

Kimse çıkıp sormuyor:

“Peki bu virüsün tehlikeli olduğunu nasıl anladınız?”

“Bundan önceki durum nasıldı?”

"Geçen sene de aynı durum yok muydu? Bu şey YENİ mi gerçekten?"

Bunları soran yok...

ve gerçekten "Kral Çıplak!"

Dr. Wolfgang Wodarg