Ülke o derece manyaklaşmış ki Sağlık Bakanı veya DSÖ “SALGINI YENDİK” dese bile inanan çıkmayacaktır

Yazıdan SATIR BAŞLARI… ● Öncelikle hekimlerin bu konuda sizden daha fazla bilgili olduğunu sanmayın. Hekim milleti de vatandaş gibi resmi görüş neyse, TV, Sağlık Bakanı, DSÖ neyi söylüyorsa ona inanan bir kesimdir.

Devlet, maske için bir zorunluluk getirecekse herkese günlük en az 3 adet N95 maskesi temin etmesi (aylık en azından 90 adet) ve maske takılması için de bir yasa çıkarması gerekir. Maske zorunluluğunun hem bilimsel hem de yasal bir geçerliliği yoktur. Zorbaca bir uygulamadır.

● Korona hastalığı bahane edilerek Dünya Bankası birçok ülkeye korona yardımı yaptı: Bu yardımın şartlarından birisi bu hastalık için sürekli propaganda yapılmasıdır. Bütün TV kanalları bu paradan besleniyor.

● Ölümler için hiçbir ülkede otopsi yapılmamaktadır. Dosyaları incelenmemektedir. Hastaların neden öldüğü belli değildir.

● Etkili bir aşı yapılsa bile yapılmaya başlandığında virüs üçüncü, dördüncü mutasyonunu yapmış olacağından hiçbir anlamı olmayacak.

● Red Kid kitabında Dr. Ox’un ilacı gibi, bir şişeye çeşme suyu doldurun “bu koronaya iyi geliyor” diye satın. Vatandaş saniyenin milyonda bir kadar bir süre dahi düşünmeden koronaya da iyi geliyor diye bunu alıp kullanacaktır.

● Ülke o derece manyaklaşmış vaziyette ki DSÖ ve Sağlık Bakanı “Ortada ciddi bir salgın yok veya bu salgını yendik. Bütün kısıtlamaları kaldırdık” dese bile buna inanan çıkmayacaktır.


Öncelikle hekimlerin bu konuda sizden daha fazla bilgili olduğunu sanmayın. Hekim milleti de vatandaş gibi resmi görüş neyse, TV, Sağlık Bakanı, DSÖ neyi söylüyorsa ona inanan bir kesimdir. Farklı düşünemezler. Ayrıca viroloji ve kovid-19 virolojisi konusunda yorum yapabilmek için hekim olmaya gerek yok. Hiçbir yere bakmayı bilmiyorsanız wikipedi’ye bakarak ve oradan virüs boyutlarını ve maske deliklerinin çapını öğrenirseniz yorum yapabilirsiniz. Herhangi bir ortamda ne kadar virüs olduğunu, solunumla havaya ne kadar virüs yayıldığını, kimsenin olmadığı bir yerde (dağ başında) havanın metreküpünde ne kadar virüs olduğunu ölçebilecek bir yöntem ve araç yok.


Yüz maskeleri ne kadar etkili: Bu konuda önerilen N95 maskeleri ve HEPA filtreleri 0,3 mikrona kadar olan partikülleri tutabilir. Kimse 24 saat maske takmaz ve takamaz. Bu maskelerin belirli aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Halkın kullandığı hiçbir maske N95 özelliği taşımaz. Virüsün çapı 120 nm olduğuna göre maske deliklerinden ve her türlü kapı, pencere aralığından virüs geçer. Solunan hava genel olarak maskenin içinden değil yanlarından geçer. Maske aslında nefes ile verilen havanın çarptığı bir duvardır. Virüs nerede ise ağırlıksız bir cisim olduğu için hiçbir zaman yere düşmez. Tahrip oluncaya kadar hava ile hareket eder ve her yere girebilir. Bu nedenle sosyal mesafe ve maskenin bir anlamı yoktur. Devlet, maske için bir zorunluluk getirecekse herkese günlük en az 3 adet N95 maskesi temin etmesi (aylık en azından 90 adet) ve maske takılması için de bir yasa çıkarması gerekir. Maske zorunluluğunun hem bilimsel hem de yasal bir geçerliliği yoktur. Zorbaca bir uygulamadır.


Kovid-19 virüsü yeni oluşan bir virüs değil. Virüsler Dünya’nın oluştuğu dönemlerde var olan yapılardır. Canlı değildir. O günden bugüne mutasyonlar geçirerek bu günlere gelmişlerdir. Önümüzdeki 5-10 yıl ve milyon yıl sonra da bu virüsler var olmaya devam edecektir. Yok olmaları diye bir olasılık yoktur. Yani kimse virüslerden kurtulacağını ummasın. Böyle bir olasılık yok.

Bir virüs veya bakteri ya öldürücüdür ya da öldürücü değildir. Örnek: MSRSA (methicilline rezistan stafiloccocus aures) Her türlü antibiyotiğe karşı dirençli bir staf. türüdür. Hastane enfeksiyonu ve sepsislerden ölümün en önemli nedenidir. Bu mikrop ile hasta olanların bazıları hafif ve bazıları ağır hastalık geçirir diye bir şey yok. Eğer yakalanırsanız ağır geçer ve genellikle öldürücüdür.

Benzer mantıkla korona virüsüne bakalım: DSÖ'nün 44 bin hastaya dayandırdığı araştırma verilerine göre virüsün bulaştığı kişilerin %81'i belirtisiz veya hafif atlatıyor. Ciddi bir hastalık yapmayan bir virüs neden diğerlerini öldürsün ve ağır hasta yapsın. Aslında virüsten ölen yok. Ölümcül bir hastalıktan ölenlerin bazıları testlerin müsbet olması bazılarının da tetkiklerine göre (BT buzlu cam görüntüsü-atelektazide de olur) koronadan öldükleri söyleniyor. Gerçekte bu rakamların hiçbirisi doğru değil. Sebebi şu: Bir kişide kovid-19 virüsünün enfeksiyon yaptığını gösteren güvenilir bir test yoktur. Testler bu hastalığı geçiren, bu virüsle hiçbir zaman karşı karşıya gelmeyen, grip geçiren veya aşı yaptıran kişilerde de müspet çıkabilmektedir. Uzaydan gelen astronotta müspet çıkmıştır. Bundan başka tanı, testlerle değil, klinik bulgularla konulmaktadır: Ateşiniz yüksekse, ishalseniz, öksürüyorsanız sizi hasta kabul ediyorlar. Hasta kabul edilmeniz için gerçekten hasta olmanız veya virüs ile temas etmeniz gerekmiyor. Korona tanısı konulan kişilerin çoğu hiçbir hastalık belirtisini göstermeyen sağlıklı kişilerdir.

Korona hastalığı bahane edilerek Dünya Bankası birçok ülkeye korona yardımı yaptı: Bu yardımın şartlarından birisi bu hastalık için sürekli propaganda yapılmasıdır. Bütün TV kanalları bu paradan besleniyor. Sağcı, solcu, komünist, ulusalcı TV ve yayın ortamlarının bu konuda görüşlerinde bir fark yoktur. Diğer bir şart da bu hastalık tanısı konulduğunda hastanelere ayrıca yapılan geri ödemedir. Mayıs tarihli “Kovid-19 Salgını Özel Hastaneler İçin Nasıl Bir FIRSATA Dönüştürüldü?” başlıklı yazımda açıkladığım üzere sigorta sistemi (SGK) pandemi bakım hizmeti teşhisi konan hastalara (teşhisin doğrulanması ve test yapılması şartı yoktur) günlük 720 TL ödemektedir. Bu parayı kaçırmak istemeyen hastaneler önüne gelen her hastada bu kodu da kullanacaktır. Bu ne demek: Hastanelerde başka nedenle yatırılan veya sırf bu parayı almak için yatırılan hastaların tanısı pandemi (kovid 19) olacaktır. Yoğun bakım tedavisinde bu para 844 TL olmaktadır. Hastaneler bu parayı almak için bu kodu neden kullanmasın? Her teşhisin yanına ikinci, üçüncü teşhis olarak bunu rahatlıkla yazacaklardır. Ölen hastalar da zaten tanıları bir dolandırıcılık yöntemi ile korona olarak belirlendiği için hasta da koronadan ölmüş olacaktır.

Özel hastanelere pandemi kodları ile yapılan ödemeler 12.07.2020 tarihinde sonlandırılmış ise de 8 Eylül 2020 Salı gününden itibaren pandemi kodlarından ödeme tekrar başlatılmıştır.


Trump ABD’de hasta sayısının bu nedenle şişirildiğini açıklamış ve DSÖ uygulamaları konusunda bağımsız olmak için DSÖ’den çıkmıştır. Ölümler için hiçbir ülkede otopsi yapılmamaktadır. Dosyaları incelenmemektedir. Hastaların neden öldüğü belli değildir.

Bu hastalığı iyileştiren bir ilaç ve aşı yoktur. Bir aşının etkili olabilmesi için yapıldıktan sonra ne kadar sürede koruyucu antikor oluşturduğuna bakmak gerekir. Bu süre de bazen bir yılı bulabilir. Hastalığı geçirenlerde bile oluşan antikorların sadece 3 ay kadar koruyucu olabileceği saptanmıştır. Bu ne demek? Etkili bir aşı yapılsa bile yapılmaya başlandığında virüs üçüncü, dördüncü mutasyonunu yapmış olacağından hiçbir anlamı olmayacak demektir. Bu sadece ticari bir olaydır.

Red Kid kitabında Dr. Ox’un ilacı gibi, bir şişeye çeşme suyu doldurun “bu koronaya iyi geliyor” diye satın. Vatandaş saniyenin milyonda bir kadar bir süre dahi düşünmeden koronaya da iyi geliyor diye bunu alıp kullanacaktır. Grip aşıları ve Tamiflu satışlarında bunu görüyoruz. Şimdi buna bir de pnömoni (zaturiye aşısı) eklendi. Koronadan korunmak için insanlar grip ve zaturiye aşısı yaptırıyor, Tamiflu kullanıyor. Bu ilaç ve aşılar karaborsada satılıyor.

Virüs, solunum yolu ile ortama atılmakta fakat hiçbir önlem virüsün havaya karışmasını ve havada dolaşmasını engelleyememektedir. Çünkü virüsler bir torba veya maskede hapsedilemez. Havadaki virüs de hava akımları ile hep hareket halindedir. Hiçbir zaman yere düşmez. Polen gibi düşünün. Virüs polenden de daha uzak mesafelere rahatlıkla gidebilir.

Sosyal mesafe ve maske bu nedenle anlamsız, etkisiz ve salakça bir uygulamadır.

Tam korunmak isteyenler astronot başlıkları ile dolaşıp evde ve dışarıda oksijen tüpünden steril oksijenle solumalıdır. Evde maskesiz uyurken pencere ve kapılardan ve kapı aralıklarından giren virüs size de bulaşabilir. Bunun bir garantisi yok.

Bu sahte pandemi ekonomik sonuçlar doğurmuş, birçok ülkenin ekonomisini çökertmiştir. Salgının amacı budur. Bu hastalıktan daha öldürücü hastalıklar için hiçbir ülke ve DSÖ hiçbir önlem almamıştır. Bu önlemler DSÖ vasıtası ile küresel önlemler olduğu için bunların kaldırılması ve bitmesi söz konusu bile değildir.

Biz ne yapalım? Herkes canının istediğini yapsın. Çok korkuyorsa evden dışarı çıkmasın, her yerde hiçbir anlamı olmayan maskesini taksın; isterse çift maske taksın insanlardan uzak dursun… Canı ne istiyorsa onu yapsın. Bu benim derdim değil. Bunlarla uğraşmam. Bizim görevimiz tek tek kişilere ne yapması gerektiğini anlatmak değildir. Aksine siyasi partileri ve yetkilileri bu saçmalıklar konusunda uyarmak ve bu önlemlerin kaldırılmasını sağlamaktır.

Ülke o derece manyaklaşmış vaziyette ki DSÖ ve Sağlık Bakanı “Ortada ciddi bir salgın yok” veya “Bu salgını yendik, bütün kısıtlamaları kaldırdık” dese bile buna inanan çıkmayacaktır.

Biz durum tespitimizi yaptık tiyatroyu seyrediyoruz.

Bu da sosyal bir deneydir.



Dr. Mehmet Uğur Yılmaz

Genel Cerrahi Uzmanı "Sağlığın Karanlık Yüzü" Kitabının Yazarı

ÖZGEÇMİŞ

● 1953, Burdur doğumlu.

● İlkokul, ortaokul ve liseyi Burdur’da okudu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, genel cerrah uzmanlık eğitimini de, 27.11.1976-23.03.1982 tarihlerinde yine aynı fakültenin Genel Cerrahi Kliniği’nde tamamladı.

● Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, genel cerrah uzmanlık eğitimini de, 23.11.1981–23.03.1983 sürecinde yine aynı fakültenin Genel Cerrahi Kliniği’nde tamamladı.

● Askerlik hizmetini, 100 yataklı İzmit Askeri Hastanesi’nde genel cerrahi uzman olarak yaptı.

Hekimlere zorunlu hizmet uygulaması gereği, 29.09.1983–23.09.1985 sürecinde Muş Bulanık Devlet Hastanesi’nde çalıştı.

● Daha sonra Çanakkale Biga Devlet Hastanesi’nde (08.10.1985–03.02.1986), Çorum SSK Hastanesi’nde (02.01.1987–28.01.1987) ve Antalya SSK Hastanesi’nde (18.05.1990–14.03.2005) genel cerrahi uzman olarak görev yaptı.

● SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesinden sonra, “performans sistemi” ile çalışmayı ahlâki bulmadığından hastaneden ayrıldı.

● SSK Antalya Sağlık İşleri Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Adı daha sonra değişen ve önce SSK Sağlık İşleri Müdürlüğü, devamında SGK Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinde çalıştı. Bu süre zarfında SSK ve SGK’nın Kurum’a hizmet satan hastanelerin çıkarlarını korumak için çalıştırıldığını ve buna hizmet edecek şekilde düzenlendiğini gördü. Kurum sigortalılarının ve halkın çıkarlarını korumak için SGK içinde, yolsuzluk ve nitelikli dolandırıcılık faaliyetlerine ve usulsüzlüklere karşı çıktığı için dört kere sürüldü.

● 15.4.2018 tarihinde emekli oldu.

Kaynak:

Sağlığın Karanlık Yüzü - Facebook Grubu (yapılan yorumlardan derlenmiştir)