KÜRESEL ÇETENİN BİR HUYU VAR -Yapacakları veya yaptıkları işleri açık etmekten özel bir zevk duyuyor

Yazıdan SATIR BAŞLARI...

  • İçinde bulundukları üstünlük kompleksi onları böyle davranmaya itiyor olmalı.

  • Göstere göstere yapınca oyuna gelen kalabalıklar gözlerine daha aşağılık, daha değersiz görünüyor olmalı.

  • Belki de insanların canlarının ne değersiz olduğunu yeniden ve yeniden görmek, onların iyi hiçbir şeyi hak etmediklerini kendilerine hatırlatmak, böylece vicdanlarını rahatlatmak istiyorlar.

  • Belki de yalnızca lazerle kedi yavrusu oynatanların aldığı bayağı zevki alıyorlardır, bilemiyorum.

  • 11 Eylül tiyatrosunu iyi öğrenmiş, dersine iyi çalışmış olanlar Covid-19 tiyatrosunu çok geçmeden tanıdılar.

  • Örüntü hep aynıdır: Tek sesli basın, korkutmaca, özgürlüklerin kısıtlanması, aykırı fikirlerin “komplo kuramı” kod adıyla dışlanıp sansürlenmesi.

  • Bu örüntüyü “insan kaynaklı” küresel ısınma tiyatrosunda da olduğu gibi görürsünüz. Eğer şimdiye dek görmediyseniz bundan sonra göreceksiniz.

  • Önceden haber veriyorlar veya verilmesine göz yumuyorlar. Çünkü artık epey deneyim kazandılar; kalabalıkların göz göre göre zokayı yutacaklarını çok iyi biliyorlar.

  • Covid-19’u yıllar öncesinden haber veren Mirror’s Edge oyununu iki milyonun üstünde genç oynadı. Utopia ve V dizilerini Amerika ve Avrupa’da yüz binlerce kişi izledi. Bakın “inanmadılar” demiyorum, dinlemediler bile! “Ben bunu bir yerden hatırlıyorum” demediler. Tıpkı 1984 romanının bugünlerde Türkiye’de çok okunması ama hemen hiç kimsenin okuduğu senaryonun büyük ölçüde gerçekleştirilmiş ve sürüyor olduğunu fark edememesi gibi.

  • Demek ki okumak var, okumak var. Alıcı gözle okumak, bilgi parçalarını yaşamın bütününde bir yere koymaya çalışmak, büyük resmi görmeye çalışmak, Bir de sığırın treni okuduğu gibi okumak var.



"Eleştirel Düşün" İnternet Sitesi

4 Eylül 2021


Ben Bunu Bir Yerden Hatırlıyorum!



Küresel çetenin (böyle bir şey olmadığını düşünüyorsanız yazıyı okumayı bırakabilirsiniz) bir huyu var:

Yapacakları veya yaptıkları işleri açık etmekten özel bir zevk duyuyorlar.

İçinde bulundukları üstünlük kompleksi onları böyle davranmaya itiyor olmalı.
Göstere göstere yapınca oyuna gelen kalabalıklar gözlerine daha aşağılık, daha değersiz görünüyor olmalı.
Belki de insanların canlarının ne değersiz olduğunu yeniden ve yeniden görmek, onların iyi hiçbir şeyi hak etmediklerini kendilerine hatırlatmak, böylece vicdanlarını rahatlatmak istiyorlar.
Belki de yalnızca lazerle kedi yavrusu oynatanların aldığı bayağı zevki alıyorlardır, bilemiyorum.

11 Eylül 2001 tiyatrosunda bunu çok yaptılar. 1999 yapımı Matrix filmine Neo’nun kimliğinde doğum tarihi 11 Eylül görünüyo. İlluminati adlı kart oyunu 1982’de piyasaya çıkmış. Küresel korkutmacaları konu edindiği yetmiyormuş gibi kartların birinde saldırıyı andıran bir kare bulunuyor. Oyunun Wikipedia sayfasında konunun nasıl sansürlendiğine dikkat edin. Şu yazıda tiyatroyu sahneye koymakla kalmayıp insanlarla nasıl dalga geçtiklerini görebilirsiniz: https://michaelsikkofield.blogspot.com/2012/03/11-eylul-2001-ve-kandrlan-6-milyar_29.html



11 Eylül tiyatrosunu iyi öğrenmiş, dersine iyi çalışmış olanlar Covid-19 tiyatrosunu çok geçmeden tanıdılar.
Örüntü hep aynıdır: Tek sesli basın, korkutmaca, özgürlüklerin kısıtlanması, aykırı fikirlerin “komplo kuramı” kod adıyla dışlanıp sansürlenmesi.
Bu örüntüyü “insan kaynaklı” küresel ısınma tiyatrosunda da olduğu gibi görürsünüz. Eğer şimdiye dek görmediyseniz bundan sonra göreceksiniz.

Göstere göstere yapmaktan özel zevk alıyorlar demiştik. Covid-19 senaryosundan yıllar önce haberleri olan kişiler var. Bu kişiler sızan bilgiye erişmiş ve insanları alt metinle dolaylı yoldan, görünmez sansüre takılmadan uyarmaya çalışan kişiler olabilirler. Veya planlayıcı takımın bir parçası olup bunu zevk ve heyecan için yapıyor olabilirler. Sonuç değişmiyor.

Önceden haber veriyorlar veya verilmesine göz yumuyorlar. Çünkü artık epey deneyim kazandılar; kalabalıkların göz göre göre zokayı yutacaklarını çok iyi biliyorlar.

Covid-19’u yıllar öncesinden haber veren

● birinci örnek Mirror’s Edge Catalyst adlı bilgisayar oyunu.

Apple, Google, Facebook, Amazon gibi şirketlerle bağlantısı olan dünyanın en büyük oyun dağıtım şirketi olan Electronic Arts’tan 2016’da çıkmış. Oyunun öyküsü yakın gelecekte geçiyor. City of Glass adında, tekel şirketlerinin yönettiği bir kent var. Kentin zalim yöneticisi her yurttaşa Reflection adlı “aşıyı” vuruyor. Aşının içinde nano-robotlar var. Molekül-makine anlamında nanite adıyla da anılıyor. Bir de antenlerle merkezi yayın tasarısı var. İnsanların bedenlerine girmiş bulunan nano-robotlar uzaktan verilecek komutlarla belli hedeflere yönlendirilerek insanların duyguları yönetilecek. Böylece politik muhalefet yok edilecek ve herkes sonsuza dek zombi-köle haline gelecek. Nitekim oyunda sağlıklı düşünebilen ve zulme direnebilenler yalnızca kanında Reflection olmayanlar. Oyunda yönettiğimiz kahramanımız da merkezi yayın sistemini çökerterek bu projeyi durdurmaya çalışan yeraltı muhaliflerden olan bir genç “koşucu” çetesinin üyesi. Senaryoyu şuradan okuyabilirsiniz: https://en.wikipedia.org/wiki/Mirror%27s_Edge_Catalyst Karakterlerin ağzından duymak için oyunun sinematik kliplerini şuradan izleyebilirsiniz (Youtube): https://www.viewpure.com/mlEeH3fC52w “Aşı” dedikleri mRNA iğnelerinin içinde daha önce hiçbir aşıda ve hatta hiçbir sağlık ürününde görülmemiş olan dev moleküller olması bir rastlantı değil. 4.5G yetmiyormuş gibi 5G ve sonrası için hazırlık yapılması da rastlantı değil. Hükümetlerin yavaş yavaş kepenk indirip bütün hizmetleri tekel şirketlerine devretmeleri, yurttaşlarına cep telefonsuz yaşama hakkı vermemeye başlamaları da rastlantı değil.



● İkinci örnek Utopia adlı televizyon dizisi.

Önce İngiltere’de 2013-2014 yıllarında yayınlanıyor. Sonra ABD’de yeniden çekiliyor. Kasıtlı olarak yayılan “Rus gribi” salgını dünyayı kasıp kavuruyor ve ilaç şirketinin biri hemencecik “aşı” geliştiriyor. Televizyon sabah akşam korkutuyor, sağlık bakanlığı halka “yolculuk etmeyin, evinizden çıkmayın” falan diyor. Aşı insanları kısırlaştırmayı hedefliyor. Kahramanlarımız aşıyı geliştiren adamlardan birini ele geçirip konuşturuyorlar. Adam neredeyse Bill Gates’in cümleleriyle konuşuyor. “Nüfus artıyor, su bitiyor, toprak bitiyor, fosil yakıtlar bitecek. Biz canavar değiliz, kimseyi öldürmüyoruz. Barışçı yolla nüfusu 500 milyona indireceğiz.” Bu sayı ta 1979’ta Georgia Guidestones’a yazılan sayıdır. Tıpkı bugün olduğu gibi yoksul ülkelerin aşılarını Bill Gates gibi hayırsever (!) zenginlerin vakıfları ve Batılı hükümetler karşılıyorlar. Sağlık bakanlığının görevlisini tehdit ederek acil kullanım onayını imzalatıyorlar. İnsanları cep telefonlarıyla dinliyor, Google’da aradıkları sözcüklerden yerlerini buluyorlar. Ayrıca senaryoya göre SARS virüsü diye bir virüs hiç olmamış. Bu gerçeği sızdırmaya yeltenen bir bilimadamını “seks ve uyuşturucu skandalıyla” bitirerek cezalandırıyorlar. İngiliz dizisini şu adresten indirebilirsiniz: https://1337x.to/torrent/2895129/Utopia-2013-Season-1-2-S01-S02-Extras-1080p-BluRay-x265-HEVC-10bit-AAC-2-0-Silence-QxR/



● Üçüncü örnek V adlı televizyon dizisi.

2009 yapımı dizide insanlığı köleleştirmek isteyen uzaylılar insan görüntüsüyle halkın arasına karışıyorlar. Grip salgını yaratıp aşı kılığında insanların kanına RFID benzeri kişisel bir şifre yerleştiriyorlar. Bugün yaşanandan tek farkı, bunu yapan küresel çetenin “uzaylı” simgeselliğiyle temsil edilmesi. Odysee sitesinde V predicted Bill Gates forced vaccination diye aratırsanız ilgili parçaları izleyebilir, senaryonun on bir yıl öncesinden neredeyse satır satır okunduğunu görebilirsiniz.



Mirror’s Edge oyununu iki milyonun üstünde genç oynadı. Utopia ve V dizilerini Amerika ve Avrupa’da yüz binlerce kişi izledi.

Buna rağmen Covid-19 ile 5G’yi ilişkilendiren, dahası mRNA iğnesinin bir aşı olmadığını, iğnelerin insanları barkodlamaya giden bir adım olduğunu ortaya koyan iddialara kulak asmadılar.

Bakın “inanmadılar” demiyorum, dinlemediler bile! “Ben bunu bir yerden hatırlıyorum” demediler. Tıpkı 1984 romanının bugünlerde Türkiye’de çok okunması ama hemen hiç kimsenin okuduğu senaryonun büyük ölçüde gerçekleştirilmiş ve sürüyor olduğunu fark edememesi gibi.

Demek ki okumak var, okumak var. Alıcı gözle okumak, bilgi parçalarını yaşamın bütününde bir yere koymaya çalışmak, büyük resmi görmeye çalışmak,

bir örüntü algısı geliştirmeye çalışmak, bir bellek önceliği geliştirmeye çalışmak, alınan dersleri bir deftere yazmak var.

Bir de sığırın treni okuduğu gibi okumak var.

Özür dilerim, bekleyen yazıları tamamlamak yerine yine Kovid yazmak zorunda kaldım. Ne yazık ki meseleyi anlayan gerçekten az kişi var ve bu durum blogun konu kapsamını zorlama pahasına üzerimde bildiklerimi paylaşma baskısı yaratıyor. Eğer okuyor ve yararlanıyorsanız lütfen paylaşınız.



Kaynak :

"Eleştirilen Düşün" İnternet Sitesi Ben Bunu Bir Yerden Hatırlıyorum! (4 Eylül 2021)

559 görüntüleme

İlgili Yazılar

Hepsini Gör