top of page

SAHTE Sağlık Sorunu HİPER-TANSİYON

Sağlığın Karanlık Yüzü kitabının yazarı Dr. Uğur Yılmaz - 14 Kasım 2023


Yazıdan SATIR BAŞLARI :

  • Her evde bir naylon torba dolusu ilaç vardır. Bunların başını tansiyon ilaçları çeker.

  • Kan basıncı yüksekliğinin vahim bir durum olarak algılanmasının bir nedeni kullanılan terminolojidir. “Hiper” ve “tansiyon” kelimeleri insanı ürkütmektedir.

  • Başı ağrıyanlar, halsizliği olanlar, başı dönenler, kendini güçsüz hissedenler, kendisini iyi hissetmeyenler hemen kan basıncını ölçmektedir.

  • Hastane ve hekimlere başvuran herkese tansiyon ilaçları yazıldığı halde günümüzün batı tıbbına göre de (modern tıp, ticari tıp) kan basıncı yüksekliği bir hastalık değildir.

  • Spor yapanlarda, koşucu ve yüzücülerde kan basıncı 20 cm Hg.’nin de üstüne çıkabilir. Basınç yükseldiği için beyin kanaması geçiren bir koşucu yoktur.

  • Nasıl gerektiğinde artabilen dakikadaki solunum sayısının fazlalığı bir hastalık değil ise kan basıncı ve nabzın farklı olması da bir tıbbi sorun değildir. Vücutta bir bozukluğun göstergesi değildir.

  • Kalbin kan damarlarında oluşturacağı120-200 mm Hg basıncı aslında vücudun her noktasına kan gönderilmesine yetecek kadar kuvvetli bir basınç bile değildir. Bu basınç, damarları aşırı derecede şişirecek ve patlatacak bir basınç da değildir.

  • Durum böyle olduğu halde birçok kişi kendine göre yüksek ölçtüğü kan basıncı değerlerinden şikayetçidir. Onlara göre kan basıncı 12’den fazla ise bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Kan basıncının ihtiyaca göre 12 cm Hg den yüksek olmasının aslında fizyolojik bir uyum olduğunu ve bir hastalık olmadığını anlatmak mümkün değildir.

  • Kan basıncındaki yükselmeler beyine yeterli kan gitmesi için koruyucu bir mekanizmadır. Bu durumlarda kan basıncını düşürmek çok daha tehlikelidir.

  • Tansiyon ilacı kullanan herkes yüksek kan basıncını bir hastalık olarak görmektedir. Hepsi tansiyon ilacı bağımlısıdır. Bu ilaçları bıraktıkları takdirde kalp krizi veya beyin kanaması geçireceklerini sanmaktadır.

  • Tansiyon ilaçlarının sürekli satılması ve kitlesel tüketilmesi için bundan yüksek basınçların kalp krizi ve felçlere neden olduğu yalanına herkesin inanması gerekir. 

  • Kan basıncının ve nabzın fazla olması ile damarlarda akan kan daha hızlı akar; kalp kası daha iyi beslenir ve oksijenlenir. Bu da damar içi pıhtılaşmayı engeller. Damar içi pıhtılaşma, kan dolaşımının durduğu ve çok yavaşladığı durumlarda meydana gelir.

  • Kalbe gelen kan miktarı azaldığında bu kalbe daha az oksijen ve glikojen gidiyor demektir. Bu da kalbi zayıflatır. Kalbin kasılma gücünü azaltır.

  • Kan basıncını düşüren ilaçlar kalbin kasılma gücünü azaltarak ve kan damarlarının kanı pompalamasını engelleyerek dolaşımı güçleştirmekte ve kalp yetmezliğine neden olmaktadır.

  • Kalp krizlerini engellediği iddia edilen bütün saçma tetkik, tedavi ve tedbirlere rağmen kalp krizleri, böbrek yetmezlikleri, felçler, beyin kanamaları 1970 öncesi döneme göre çok fazla artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Bu, herkesin üzerinde düşünmesini gerektiren bir sorundur.


 

HİPERTANSİYONOMANİ  (yazı biraz uzun. Allah okuyana sabır versin)

           

Günümüzde en fazla konuşulan sahte sağlık sorunlarından birisi de hipertansiyondur. Kiminle konuşursanız konuşun veya hangi evi ziyaret ederseniz edin konu bir şekilde tansiyona/hipertansiyona gelir.

Her evde bir naylon torba dolusu ilaç vardır. Bunların başını tansiyon ilaçları çeker.

Bu kişilerin çoğu birden fazla tansiyon ve şeker ilacı kullanmaktadır. Torbada kolesterol ilaçları, tip 2 diyabet ilaçlarından bir veya birden fazlası, mide koruyucu (?) ilaçlar (Pantpas, Nexium gibi), kan sulandırıcılar (Clexane, Fragmin, Fraksiparin, plavix, coumadin gibi), aspirin ve coraspin (coraspin’in aspirin olduğu da bilinmiyor), ağrı kesiciler, vitamin ilaçları ve duruma göre başka ilaçlar da yer almaktadır. Kişi artık iyi bir sağlık tüketicisi veya müşterisi ise, beslenme, vitamin ve mineral destek ürünlerini de kullanmaya başlamıştır.

Kan basıncı yüksekliğinin vahim bir durum olarak algılanmasının bir nedeni kullanılan terminolojidir. “Hiper” ve “tansiyon” kelimeleri insanı ürkütmektedir.

Hem “hiper” hem de “tansiyon” bir arada olunca tehlike daha fazla olmalıdır. “Hipertansiyon” kelimesi kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sisteminde kan basıncının tehlikeli bir seviyede arttığı(!) anlamına gelmektedir. Artan basınç, damarları şişirerek patlatabilir(!), beyin kanamaları ve felçlere neden olabilir(!).

Bu sahte mekanizma ile korkutulan kişilerin tansiyon ilaçlarını kullanmak için can atmaları şaşırtıcı değildir. Damar içindeki basıncın çok fazla olması ile damarlar, kalorifer kazanı gibi patlayarak(!) beyin kanamalarına neden olabilir.

Tansiyon ilaçları bağımlısı olan herkes bu ilaçların kendilerinde o an mevcut olan sağlık sorunları ile ilgili faydaları olduğunu da düşünmektedir.

Bu madem bir hastalıktır; kendileri de bu hastalığın farkında olmalı; ölçülen her yüksek kan basıncı değeri mevcut bir sorunla ilgili olmalıdır. Herkes tansiyon aletleri almaya ve her gün bir veya birkaç kere kan basıncını ölçmeye ve bu ölçüm değerine göre sağlık durumunu değerlendirmeye başlamıştır. Tansiyon ilaçlarını kullananlar artık bu konuda bir uzmanlık da kazanmışlardır. İlaç hakkında her şeyi bildiklerini düşünmektedirler. 

Başı ağrıyanlar, halsizliği olanlar, başı dönenler, kendini güçsüz hissedenler, kendisini iyi hissetmeyenler hemen kan basıncını ölçmektedir.

Bazıları da kan basıncının 13 veya 13.5 (cm Hg) olmasının kendisi için iyi olmadığını; bunu hemen anladığını söylemektedir. Kan basınçlarını sürekli olarak monitorize eden (ölçen) kişiler, ölçtükleri her değerin ne gibi sağlık sorunlarına neden olduğu konusunda kendilerine göre ölçütler de geliştirmektedir. Bu ölçütler hiçbir tıp kitabında yer almaz ve böyle bir tıbbi kriter de yoktur.

Hastane ve hekimlere başvuran herkese tansiyon ilaçları yazıldığı halde günümüzün batı tıbbına göre de (modern tıp, ticari tıp) kan basıncı yüksekliği bir hastalık değildir.

Kan basıncını yükselten böbrek yetmezliği, feokromasitoma, böbrek damarlarında bir darlık ve tıkanma gibi hastalıklarda kan basıncı yükselmesi bu hastalıkların bir belirtisidir. Bu kişilerde çalışmayan böbreğin, aşırı adrenalin ve noradrenalin salgılayan böbrek üstü bezinin çıkarılması, dar veya tıkalı böbrek damarının açılması ile kan basıncı düşer. Bunlar kan basıncını yükselten nadir nedenlerdir. Bu gibi durumlarda kan basıncı arada sırada değil, sürekli olarak yüksek seyreder.

Kendisini "tansiyon hastası" (?) olarak kabul eden ve sürekli tansiyon ilacı kullanan kişilerin çoğunda kan basıncı 12-20 cm Hg basıncı arasında dalgalanır ve değişir.

Spor yapanlarda, koşucu ve yüzücülerde kan basıncı 20 cm Hg.’nin de üstüne çıkabilir. Basınç yükseldiği için beyin kanaması geçiren bir koşucu yoktur.

Kan basıncı, nabız ve solunum sayısı gibi vücudun o andaki ihtiyacı ve yaptığı işe göre değişir. Sabit bir değeri; normal bir alt değeri ve tehlikeli üst değeri yoktur.

Nasıl gerektiğinde artabilen dakikadaki solunum sayısının fazlalığı bir hastalık değil ise kan basıncı ve nabzın farklı olması da bir tıbbi sorun değildir. Vücutta bir bozukluğun göstergesi değildir.

Kalp, aşırı bir basınç oluşturabilecek bir organ; veya bir hidrofor, dalgıç pompa veya kompresör değildir. Kalp, boşluklarındaki kanı kasılarak boşaltabilen adalelerden oluşmaktadır. Kalp karıncıkları (ventrikülleri) bir atımda en fazla 70-80 ml kan pompalayabilir. Kalp, bir kompresör gibi sürekli basınç oluşturmaz. Aralıklı olarak atar ve bu atımlar arasında basınç üretmez. İçindeki kanı boşaltır boşaltmaz damarlardaki kan basıncı düşer. Bu evredeki basınca da "diyastolik basınç" diyoruz. Kalbin çalışması daha çok sıvı diyafram pompasına benzer. Damar içindeki kanın basıncı alçalıp yükselerek sinüzoidal bir dalgalanma gösterir. Bu dalgalanma atar damar duvarındaki kasların da buna uygun kasılması ile devam eder.


Sıvı diyafram  pompası



Kan damarları düzgün bir boru şeklinde değildir. Bu damar sistemine devamlı kan pompalandığında damar yapısı akımı engelleyen bir fren sistemi gibi çalışır; kan akımını yavaşlatır ve engeller.



Atar ve toplar damarların duvarını oluşturan tabakaları ve düz kasları gösteren resim.

Kalp, bu damarların duvarını delebilecek bir basınç oluşturmaz.

Damar duvarının kolayca yırtılabilecek ince bir zar olmadığını görülmektedir.



Damar duvarındaki adalelerin kasılması ile daralmış kan damarı kesiti. Damarlar kasılarak çapı küçülen ve gevşeyerek büyüyen bir yapıya sahiptir.


Diyastol döneminde neden kan basıncı sıfır olmaz?

Kalbin bir atımda oluşturabileceği basınç 120-200 mm Hg arasında değişir. Bazı kişilerde sistolik kasılma basıncı 80-100 mm. civarında da olabilmektedir.


Bir dakikada vücuda pompalanan kan miktarı atım volümü x atım sayısı ile hesaplanabilir. Kalp bir dakikada 70 kez attığında ve her atışta 80 ml kan pompaladığı durumda dakikalık atım volümü 5600 ml. (5.6 litre) olacaktır. Tabii bu miktar sabit değildir; atım sayısına ile pompalanan kan miktarı artacaktır. 

Kalbin kan damarlarında oluşturacağı 120-200 mm Hg basıncı aslında vücudun her noktasına kan gönderilmesine yetecek kadar kuvvetli bir basınç bile değildir. Bu basınç damarları aşırı derecede şişirecek ve patlatacak bir basınç da değildir.

İnsan vücudundaki damarların uzunluğu yaklaşık 60.000 mil 100.000 km. olarak hesaplanmaktadır. Dünyanın çevresi (~40.000 km.’dir. Bu uzunluğun %80’ini 5 mikron çapındaki kapiller damarlar oluşturmaktadır.

Aort kalpten çıktıktan sonra hemen dallanmaya başlar. Dallanmalar arttıkça toplam damar çapı daha geniş olacağı için kan basıncı da düşmeye başlar. Orta, küçük ve kılcal damarlarda kan basıncı giderek düşecektir.


Kan su gibi akmaz. Damar duvarındaki kasılmalarla iletilmesi gerekir. Kalp ve damarların görevi vücudun bütün hücre ve dokularına sürekli olarak yeterli basınç ve miktarda oksijen, besin ve hormonların gönderilmesidir. Bu da kanın en küçük (kılcal) damarlara kadar yeteri miktarda ve basınçta ulaşabilmesi ile mümkün olur. Mantıklı bir zihin deneyi yaptığımızda sadece kalp atımı ile bütün vücuda kan gönderilmesinin mümkün olmadığı kolayca anlaşılacaktır. Kan dolaşımının sadece kalbin kasılması ile olduğu ve damarların  da sıradan bir boru gibi olduğunu düşünülmektedir. Kalp ve damar sistemi bir bütündür.


Kan su gibi akmaz. Damar duvarındaki kasılmalarla iletilmesi gerekir. Kalp sadece dolaşımı başlatır. Damarlardaki kan, damar duvarında bulunan kasların uyumlu peristaltik (itici kasılmalar) hareketleri ile kan ileriye doğru itilir. Bu böyle olmasaydı, kalbin kasılmasından sonra kan basıncının sıfıra inmesi gerekirdi. Diyastolik basınç damar duvarındaki düz kasların kasılması ile oluşan bir basınçtır. Bu basınç ile kalp atımı ile başlayan dolaşım devam eder.


Kalp atımları dalgıç pompada olduğu gibi sürekli olmadığı için, her atımdan sonra basınç düşer. Kanın yoğunluğu ve viskozitesi sudan yüksek olduğu için sürtünme ile basınç kaybı da fazladır.    

Durum böyle olduğu halde birçok kişi kendine göre yüksek ölçtüğü kan basıncı değerlerinden şikayetçidir. Kan basıncı 12’den fazla ise bu çok tehlikeli bir durumdur.

Birçok kişiden “Bu kan basıncı değerlerinde ben kendimi iyi hissetmiyorum; benim için iyi değil; ben kan basıncımın yükseldiğini hissediyorum… ” gibi cevaplar alıyoruz. Vücudumuzda bu ölçümleri gösteren bir kadran ve anlamamızı sağlayan başka bir mekanizma olmadığı halde bazı kişilerin kan basınçlarının yüksek veya düşük olduğunu nasıl anladığı bilinmemektedir.

Kan basıncının ihtiyaca göre 12 cm Hg den yüksek olmasının aslında fizyolojik bir uyum olduğunu ve bir hastalık olmadığını anlatmak mümkün değildir.

Ölçülen değerler başkaları için normal olabilir; fakat o kişi için bu normal değildir. Çünkü kendisi bunu fark etmekte ve bundan rahatsız olmaktadır.


Kan basıncı neye göre ayarlanır?

Beyne giden kan miktarının ve basıncının düşük olması neye yol açar?


Kan basıncını düzenleyen iki mekanizma vardır.


1. Dolaşımın amacı bütün vücutta kan dolaşımını sağlamak ise de burada birinci görev beyne giden kan miktarının yeterli olmasının sağlanmasıdır.

İnsan vücudundaki kan basıncı esas olarak beyne giden kan miktarına göre ayarlanır.

Carotis communis  (common carotid artery-şah damarı)’nin internal carotid ve external carotid (alttaki ve üstteki karotis damarı) arter olarak dallandığı köşede, glomus caroticum olarak bilinen 3 mm çapında bir kemoreseptör mekanizması bulunur.


Bu aslında kan basıncını, kan içindeki oksijen kısmi basıncını (pAO2) ve karbondioksit kısmi basıncını pCO2) ölçen bir biyolojik sensördür. Bu reseptörler beyne giden oksijen ve kan miktarını yetersiz olarak ölçtüğünde kalp-damar sistemi kan basıncını ve nabzı arttırmaktadır. Koşan ve daha fazla enerji ve oksijen tüketen kişilerde de kan basıncı aynı nedenle artar.


Yaşlanan ve hareketsiz bir hayat süren kişilerde beyin korteksine giden oksijen ve besinler azalır. Karotis ve beyin atar damarlarındaki darlıklar, tıkanıklıklar ve düşük kan basıncı beyne giden kan akışının zayıflamasına ve beyin korteks hücrelerinin yeteri kadar oksijen ve besin almamasına neden olur. Bunun sonucunda beyin kabuğu (korteksi) incelir; kansızlığa (iskemiye) bağlı beyin hücrelerinin ölmesine ve atrofisine (incelmesi ve zayıflaması) neden olur. Bu da iskemik hafıza bozukluklarına neden olur. Bazı uç damarlardaki akımın iyice yavaşlaması ve durması da felçlere (inmelere) neden olur.


Beyine giden damarlarında daralmaları olan, damar duvarının sertleşmesi nedeni ile yeterli basınç oluşturamadığı ve beyne yeterli kan gitmediği durumlarda ve özellikle yaşlı kişilerde kan basıncını düşüren ilaçların ne kadar tehlikeli olduğu açıktır.

Tansiyon ilacı kullananlar neden beyinlerine daha az kan gitmesini istiyor?

Özellikle yaşlı kişilerde beyine giden kan miktarının yeterli olması hayati önemdedir.

Kan basıncındaki yükselmeler beyine yeterli kan gitmesi için koruyucu bir mekanizmadır. Bu durumlarda kan basıncını düşürmek çok daha tehlikelidir.

Durum böyle olduğu halde modern tıbbın önerisi şöyledir:

Kan inceltici, kolesterol düşürücü ajanlar ve antihipertansif ilaçlar gibi felçlerin önlenmesi için kullanılan reçeteli ilaçlar atrofiyi önlemeye yardımcı olabilir. Bu ilaçlar herkes için değildir, ancak belirli risk faktörleriniz varsa faydalı olabilirler. https://tr.medicinehelpful.com/17302770-ischemic-brain-disease-symptoms-causes-consequences-and-features-of-treatment

2. Böbreklerin kan dolaşımındaki bozukluklar ve azalma: Böbreğe giden kan miktarı azaldığında veya böbrekler yeteri kadar idrar oluşturamadığında renin-anjiyotensin sistemi (RAS) ya da renin anjiyotensin aldosteron sistemi (RAAS) denilen sistem devreye girer. Bu sistem kan basıncını ve sıvı dengesini düzenleyen hormonal bir sistemdir.


Kan basıncı düştüğünde, böbrekteki jukstaglomerüler hücreye ulaşan sodyum klorür seviyesi düştüğünde, böbrekteki jukstaglomerüler hücreler renin salgılarlar. (Jukstaglomerüler aparat,  böbrekte glomerulusa giden arteriyole düzenleyici hormonlar salgılayan bir grup yapıdır.) Renin, anjiyotensinojenden anjiyotensin I oluşumunu uyarır. Anjiyotensin I ise daha sonra anjiyotensin dönüştürücü enzim ile (ADE-ACE) anjiyotensin II ye dönüştürülür. Anjiyotensin II kan damarlarında kan basıncının artmasını sağlayan vazokonstriksiyonu (atar damarın daralması) sağlar. Anjiyotensin II aynı zamanda adrenal korteksten (böbrek üstü bezinin dış tabakası) aldosteron hormonunun salınımını uyarır. Aldosteron böbrek tübüllerinden kana sodyum ve su geri alımını artırır. Bu vücudun sıvı miktarını ve dolayısıyla kan basıncını artırır.

ACE inhibitörü denen tansiyon ilaçları anjiyotensin dönüştürücü enzimin görevini yapmasını engeller. Bu insan fizyolojisine aykırı ve düzenleyici mekanizmayı felç eden bir etkidir.

ACE inhibitörleri ilaç grubu ve ticari isimleri: Benazepril, Kaptopril, Silazapril, Enalapril, Fosinopril, Imidapril, Lisinopril, Moexipril, Perindopril, Kinapril, Ramipril, Spirapril, Trandolapril.

Kan basıncını arttıran her iki durum da vücudun bir koruyucu mekanizmasıdır.

Hem beyine hem de böbreklere giden kan akımı azaldığında kan basıncı anlattığım mekanizmalar ile yükselecektir. Böbrek yetmezliği ve böbreğe giden kanın azaldığı durumlarda vücut kan basıncı sürekli olarak yüksek tutmaya çalışacaktır. Beyne giden kan miktarının azaldığı durumlarda veya egzersiz yapanlarda kan basıncının artması ise kısa sürelidir. Bu durum düzeldiğinde kan basıncı kendiliğinden düşer.


Bütün memelilerde, balıklarda ve başka canlılarda bulunan kalp aslında yeterli dolaşım sağlayabilecek büyüklükte değildir. Zürafalardaki kan basıncı bu açıdan önemlidir. Zürafaların uzun bir boynu vardır. Beyne giden basıncın bu nedenle fazla olması gerekir. Zürafa kalbi 350 mmHg lik (35 cm Hg) bir basınçla kan pompalayacak kadar güçlüdür. Zürafa kalbi dakikada ortalama 170 defa atmakta ve bütün vücuduna 75 litre kan pompalayabilmektedir. Bu basınç zürafaların damarlarında bir yırtığa, beyin kanamasına ve kalp krizine neden olmamaktadır.


Sağlık kuruluşlarına başvuran herkese tansiyon ilaçları verilmektedir.

Bu ilaçlar neden veriliyor? Kan basıncı yüksekliği bir hastalık mıdır?


Tansiyon ilacı kullanan herkes yüksek kan basıncını bir hastalık olarak görmektedir. Hepsi tansiyon ilacı bağımlısıdır. Bu ilaçları bıraktıkları takdirde kalp krizi veya beyin kanaması geçireceklerini sanmaktadır.

Ayrıca hepsi kan basıncındaki değişiklikleri hissettiklerini; basınç yükseldiğinde rahatsız olduklarını, baş veya boyun ağrısı çektiklerini söylemektedir. Sahte kovid salgını ve aşılarından sonra kalp krizlerinin ve felçlerin artması insanları tansiyon konusunda daha hassas hale getirmiştir. Kan basıncı 160 mm Hg. Olanlar kalp krizi geçirdiklerini düşünerek acil servislere koşmaktadır.


Modern tıp bu konuda ne diyor? Aşağıda ABD, CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) ‘nin Yüksek Tansiyon ile ilgili sayfasından alınmıştır:


Bu sayfada ne yazıyor?

1. CDC, kan basıncının aktivitelere bağlı olarak gün boyunca değiştiğini (yani sabit bir değer olmadığını); yüksek tansiyonun genellikle hiçbir uyarı belirtisinin olmadığını; birçok insanın kan basıncının yükseldiğinin farkında olmadığını belirtiyor.


2. CDC, kan basıncı yüksekliği bir hastalık olarak tanımlanmadığı halde bu basınç ne kadar yüksek olursa, kalp hastalığı, kalp krizi ve felç gibi diğer sağlık sorunları için o kadar fazla risk oluşturduğunu söylüyor. Bunu nasıl saptamışlar? Kan basıncındaki yükselmenin kalp krizlerine ve felçlere yol açtığını gösteren bir kanıt yoktur. Bunu kanıtlayacak bir deney yapılamaz.

Bu, tansiyon ilaçlarının satılması ve herkese kullandırılması için uydurulmuş bir yalandır;

saçma bir postulattır (varsayım). Tansiyon ilaçlarının satılması için kan basıncı yükselmesi zararlı bir şey olmalıdır! Ne yapar? Bilmiyoruz. Böyle söylersek kimse korkmaz ve tansiyon ilaçlarını kullanmaz! O zaman artan basıncın damarı patlatarak beyin kanaması yaptığını ve kalp krizlerine neden olduğunu söyleriz. Herkes inanır. Gerçekten inanıyor mu: Evet.

3. CDC, tansiyon ilaçlarının kullandırılmasının bazı heyetlerin kendi aklına göre, keyfi olarak düzenledikleri kılavuzlara dayandırıldığını belirtiyor: Bu heyetler kan basıncının 130/80 veya 140/80’den yüksek olmasını bir eşik olarak belirlemişler.

Tansiyon ilaçlarının sürekli satılması ve kitlesel tüketilmesi için bundan yüksek basınçların kalp krizi ve felçlere neden olduğu yalanına herkesin inanması gerekir. 

Kan basıncı yüksek olursa ne olur?

Vücudun her hücresine daha fazla kan ulaşır. Oksijen ve besin taşır.


Kan basıncı yüksekliğinin kalp krizine veya beyin kanamasına neden olması saçma bir postulattır (varsayımdır).  Kalp krizi, kalp damarları içinde pıhtı oluşması ile olur.

Kan basıncının ve nabzın fazla olması ile damarlarda akan kan daha hızlı akar; kalp kası daha iyi beslenir ve oksijenlenir. Bu da damar içi pıhtılaşmayı engeller. Damar içi pıhtılaşma, kan dolaşımının durduğu ve çok yavaşladığı durumlarda meydana gelir.

Kan damarı daraldığında dar bölümde akım hızı artar ve darlıktan sonra akım hızı önceki seviyeye gelir. Pıhtı oluşturmaz. Damar iç yüzeyinde yaralanma, damar içinde yabancı cisim (stent), damarı besleyen damarda kanama, damar duvarında kolesterol plakları varsa, bunların kırılması ve intimayı zedelemesi ile damar içinde pıhtı ve kalp krizi oluşabilir. Koroner damarların aşırı stress veya uyarılmaya bağlı olarak kasılması da dolaşımı durdurur ve pıhtı oluşmasına neden olabilir.

Kalbe gelen kan miktarı azaldığında bu kalbe daha az oksijen ve glikojen gidiyor demektir. Bu da kalbi zayıflatır. Kalbin kasılma gücünü azaltır.   

Cıvalı bir tansiyon aletinde 200 mm. Hg seviyesi.


Kan basıncı, beyin kanaması yapar mı?


Kan basıncı ölçümü mmHg (milimetre cıva), diğer adı "torr" olan ve Uluslararası Birimler Sistemi'ne (Système International d'Unités, SI) uymayan bir basınç birimidir. 760 mmHg (760 Torr), 1 atmosfer basınca eşittir. Tansiyon ya da kan basıncı, kalbin kanı pompalarken damar duvarında oluşturduğu basınçtır ve mm/cm cıva (Hg) olarak ifade edilir. Bu basınç dalgıç pompa ve kompresörlerle oluşturulan basınç ile mukayese bile edilemeyecek ve başka bir yerde kullanılmayan bir basınç birimidir. 120 rakamı, cıvalı manometrede cıva yüksekliğinin yaklaşık 12 cm olması demektir.

120 mm kan basıncı manometre borusu içindeki cıvayı ancak bu kadar yukarı itebilmektedir. Bu basınç damarlarda balon oluşmasına ve yırtılmaya yol açabilecek bir basınç değildir.

Yukarıda da açıkladığım gibi kan basıncı damar dallanması arttıkça daha da düşer ve uç dallarda çok daha küçük değerlere ulaşır. Beyin kanamaları damar duvarındaki bir enfeksiyon veya damarı besleyen damarlardaki tıkanıklığa bağlı olarak oluşan duvar hücrelerindeki nekrozlara (ölüm) veya anevrizmalara bağlı olarak gelişir.

Kanamaya neden olan şey basınç değil, damar duvarının çürümesi ve erimesidir.Hücre duvarının temel yapı taşlarından birisi kolesteroldür. Kolesterol düşüren ilaçları kullananlarda hücre duvarları, hücrelerin oluşturduğu damar duvarını zayıflatacaktır. Damarda bir lezyon oluştuğunda bunu onaramayacaktır.

Günümüzde hekimler önüne gelen her hasta tansiyon, şeker, kolesterol ilaçlarının yanında mutlaka bir aspirin, coraspin yazmaktadır. Aspirin kullanan bir kişinin beyninde normalde önemsiz ve belirti vermeyecek, kendi kendine durabilecek bir kanama; ciddi kanamalara ve felçlere neden olabilir. Aspirin, kandaki trombositlerin kümelenerek toplanmasını ve pıhtı oluşmasını engeller. Aspirin argo ifade ile kan sulandırıcı -antikoagülan ilaç değildir. Aspirinin etkisi on gün kadar sürer. Beyin kanamalarında kan basıncı yüksekliği yerine hastanın aspirin kullanıp kullanmadığına bakmak daha mantıklıdır.


 

ABD; CDC (Centers for Disease Control and Prevention= CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) ne göre:

Yüksek tansiyon (hipertansiyon) nedir?

Hipertansiyon olarak da adlandırılan yüksek tansiyon, normalden yüksek tansiyondur.

Kan basıncınız aktivitelerinize bağlı olarak gün boyunca değişir. Kan basıncı ölçümlerinin sürekli olarak normalin üzerinde olması, yüksek tansiyon (veya hipertansiyon) teşhisine neden olabilir.

Kan basıncınız ne kadar yüksek olursa, kalp hastalığı, kalp krizi ve felç gibi diğer sağlık sorunları için o kadar fazla riskiniz olur.

Yüksek tansiyonu teşhis etmek için kullanılan kılavuzlar sağlık uzmanından sağlık uzmanına farklılık gösterebilir:

·                Bazı sağlık uzmanları, kan basıncı sürekli olarak 140/90 mm Hg veya daha yüksekse, yüksek tansiyonu olan hastaları teşhis eder.2 Bu sınır, aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi 2003 yılında yayımlanan bir kılavuza dayanmaktadır.

·                Diğer sağlık uzmanları, kan basıncı sürekli olarak 130/80 mmHg veya daha yüksekse, yüksek tansiyonu olan hastaları teşhis eder.1 Bu sınır, aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi 2017'de yayınlanan bir kılavuza dayanmaktadır.

Yüksek tansiyonun belirti ve semptomları nelerdir?

Yüksek tansiyonun genellikle hiçbir uyarı belirtisi veya belirtisi yoktur ve birçok insan buna sahip olduklarını bilmez. Kan basıncınızı ölçmek, yüksek tansiyonunuz olup olmadığını bilmenin tek yoludur.


 

İNSANLARDA KAN BASINCINI DÜŞÜRMENİN SONUÇLARI VE ZARARLARI


Modern tıp olarak da bilinen günümüzün tıbbını adlandırmak için: “iatrojjenik tıp, gereksizlikler tıbbı, yoğun bakım tıbbı, nitelikli dolandırıcılık tıbbı, sahte tıp” gibi sıfatları kullanıyorum. Bu tıp anlayışı, aslında tıp karteli olarak adlandırdığımız küresel sisteme bağlı tıbbi ilaç, cihaz ve malzeme firmalarının ürünlerinin her ülkede serbestçe pazarlanabilmesi, satılması (reçete edilmesi ve kullandırılması) ve herkese kitlesel olarak tükettirilmesi için yapılan bir sağlık düzenlemesidir. Kullanılan ilaçların, tedavi ve girişimlerin ve cihazların nerede ise tamamına yakını gereksizdir. Bunlar hiçbir hastalığı iyileştirmez ve oluşmasını engellemez.  

Kan basıncını düşüren ilaçlar kalbin kasılma gücünü azaltarak ve kan damarlarının kanı pompalamasını engelleyerek dolaşımı güçleştirmekte ve kalp yetmezliğine neden olmaktadır.

Konunun daha iyi anlaşılması için hidroforları inceleyelim. Çok katlı apartmanlarda üst katlara giden su hidroforlarla sağlanır. Pompa basıncı veya basınç kademesi düşürülürse üst katlara su gitmez. İnsanda da kan basıncı düşürülürse hayati organlara ve vücudun diğer hücrelerine yeterli kan ve oksijen gitmesi engellenir. Bu gibi tedaviler sadece akla ve mantığa değil, insan fizyolojisine de aykırı tedavilerdir. Kalp ve damar dolaşım sistemi vücudun otonom sinir sistemi tarafından idare edilmektedir.

Kan basıncı ve nabız hızı da vücudun o an ihtiyacı olan oksijen ve kan basıncı değerine göre belirlenmektedir. Fizyolojik olarak kontrol edilen bu sistemin engellenmesi ve ilaçlarla kalp yetmezliği yaratmanın hiçbir faydası olmadığı gibi birçok zararları vardır.

Yaşlı kişilerin her organında olduğu gibi akciğerlerinde, böbreklerinde, kalbinde, kaslarında ciddi fonksiyon kayıpları zaten olmaktadır.   

Tansiyon ilacı kullananlarda,

senkoplar, bilinç kayıpları, baş dönmesi gibi durumlar daha sık görülür. Bu ilaçlar böbreklere yeterli kan gitmemesi sonucu böbrek yetmezliklerine; beyin korteks (kabuk) tabakasına yeterli kan gitmemesi nedeni ile cerebral atrofilere ve iskemik hafıza kayıplarına, kan dolaşımının azalması ve durması nedeni ile felçlere; kemiklerde osteoporoza, adale ağrıları ve kramplarına neden olmaktadır. Deri buruşur, cansızlaşır ve daha hızlı yaşlanır. Bu kişilerin ayaklarında uyuşmalar ve üşümeler sık görülür. Kan dolaşımının yeterli oranda sağlanamadığı her organ için ciddi zararlar söz konusudur.   


Tansiyon ilaçları ve nitelikli dolandırıcılık :

Kan basıncı yüksekliği, tip 2 şeker hastalığı (?), gibi tanımlar gerçekte hastalık değildir. Kafadan uydurulan tedavi kılavuzları ile bu gibi durumlarda gereksiz ilaçlar kullandırılmaktadır.

Gereksiz tahliller,  tetkikler, ölçümler, MR, tomografi, anjiografi gibi görüntüleme yöntemleri de bu ilaçları kullanan kişilerin kendilerinde ciddi sağlık sorunları olduğunu düşünmelerine neden olmaktadır. Ortada bir hastalık yoksa bu kadar tetkik, tahlil, ölçüm, görüntüleme boşuna mı yapılıyor?


Bu gereksiz ilaçları kullananlar, gereksiz tetkikleri yaptıranlar tansiyon yüksekliğinin ne anlama geldiğini; bir hastalık olup olmadığını, tedavi edilmesi gerekip gerekmediğini; bunların gerçekten kalp krizi ve felçlere neden olup olmadığını bilmemektedir. Bu konuda algılama yetenekleri zayıf ve hatta hiç yoktur. Bu konuda bildikleri, ortada dolaşan hurafeler ve inandıkları modern tıbbın yalanlarıdır.


Resmi ve özel sağlık kurumları, hastaneler, SGK ve meslek odaları gibi kurumlar ve basın sürekli olarak bunların bir hastalık olduğunu; bu ilaçlarla kalp krizleri ve felçlerin önlenebileceğini söyleyerek insanları korkutmakta; onları gereksiz kontrol ve tedavilere yönlendirmektedir. Bütün bunlar “Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle (TCK 158. Madde/c fıkrası), Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle (d fıkrası), Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle (g fıkrası) işlenen bir dolandırıcılık suçudur. 


Modern tıp, tansiyon ve şeker ilaçlarını, kolesterol ilaçlarını, aspirini ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan bazı faktörleri engelleyen (hepsini engelleyen bir ilaç yok) antikoagulan ilaçları, uyku apnesinde kullandırılan CPAP ve BPAP solunum cihazlarını, zayıflama ameliyatlarını (bariatrik cerrahi), koroner stent, balon girişimleri ve bypass ameliyatlarını kalp krizlerini engellediği iddiası ile pazarlamaktadır.

Kalp krizlerini engellediği iddia edilen bütün saçma tetkik, tedavi ve tedbirlere rağmen kalp krizleri, böbrek yetmezlikleri, felçler, beyin kanamaları 1970 öncesi döneme göre çok fazla artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Bu, herkesin üzerinde düşünmesini gerektiren bir sorundur.

Bu anlattıklarım bir işe yarar mı? Yaramaz! Modern tıp artık bir dini doğma haline gelmiştir. Kimse imanından şüphe etmek ve kâfir olmak istemez.


Dr. Uğur YILMAZ   14.11.2023

 



 



Yüksek Kan Basıncı veya Kan Basıncı Yüksekliği kavramı nasıl bir hastalık olarak tanıtıldı?

Piyasaya daha fazla çeşitte hipertansiyon ilacı çıktıkça "yüksek" tanımı da azaldı.


Daha maliyetli yeni ilaçlar, daha ucuz olan eski ilaçları geride bıraktı.

İlaç şirketleri tarafından kalsiyum kanal blokerleri gibi daha pahalı ilaçlar patentlenip piyasaya sürüldüğünden yüksek kan basıncı olan kişilerde kullanılan ucuz diüretiklerle tedavi edilen kişilerin oranı 1981’den bu yana düşmüştür.


1950'ler – Tansiyon ilaçları ABD pazarına girdi.


1980'lerİlaç üreticileri hipertansiyon için kalsiyum kanal blokerlerini teşvik etmeye başlarken, daha eski, daha güvenli, daha ucuz diüretikleri geri plana attılar.


1982'den 1992'ye - Yüksek tansiyonu olan hastalarda diüretik kullanımı yüzde 56'dan yüzde 27'ye düştü.


1992 - Yüksek Kan Basıncının Tespiti, Değerlendirilmesi ve Tedavisine İlişkin Ortak Ulusal Komite'nin Beşinci Raporu, diüretikleri ve beta blokerleri, komplikasyonsuz hipertansiyon için tercih edilen ilaçlar olarak tanımlar.


1996 - Kalsiyum kanal blokerleri bu yıl The New England Journal of Medicine'de en çok reklamı yapılan ilaçlar oldu. Dergide diüretiklere ilişkin ilan bulunmamaktadır.


1997 - Ortak Ulusal Komite, hipertansiyonu daha düşük bir kan basıncı olan 140/90 olarak yeniden tanımlar.


Ocak 1998 - The New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, kalsiyum kanal blokerlerinin güvenliğini tartışan 70 tıp dergisi makalesini inceledi ve ilaçları destekleyen yazarların yüzde 96'sının ilaç üreticileriyle mali ilişkileri olduğunu ortaya çıkardı. Eleştiri yapan yazarların oranı ise %37 idi.


Eylül 1998 - DSÖ görev gücü ve diğer uzmanlar, herhangi bir anti-hipertansif ilacın ilk tedavi olarak kullanılabileceğini söyleyen yönergeleri kabul etti. DSÖ, dünya çapında yarım milyar insanın hipertansiyon tedavisine ihtiyaç duyduğunu duyurdu.


Kasım 1998 - DSÖ, Gelişmekte Olan Ülkelerde Kardiyovasküler Sağlık Araştırmaları Girişimi'ni kurdu.


Şubat 1999 - DSÖ görev gücü, Bayer ve AstraZeneca tarafından finanse edilen çalışmalarla desteklenen, hafif hipertansiyonun birinci basamak hekimi bakımına yönelik öneriler sunar. Hipertansiyonu 140/90'ın üzerinde, "normal"i 130/85 ve "optimal"i 120/80 olarak tanımlayan öneriler, her yaştan insanın yüzde 45'ini, yaşlıların ise yaklaşık yüzde 60'ını hipertansif olarak sınıflandırmaktadır. Yüzlerce doktor itiraz etti.


Ağustos 2000 - Avrupa Kardiyoloji Derneği'ne rapor edilen bir çalışma, kalsiyum kanal blokerlerinin kullanımının her yıl dünya çapında yaklaşık 85.000 önlenebilir kalp krizi ve kalp yetmezliğine yol açtığını ve vakaların yarısının Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğunu gösteriyor.


2002'den günümüze – İlaç endüstrisi, daha fazla insanın kan basıncını kontrol etmesini sağlamak ve hastaların hipertansiyon için birden fazla ilaç almasını sağlamak amacıyla bir diüretiği daha yeni ilaçlarla birleştirerek kampanyaları hızlandırıyor.


Mayıs 2003Yeni bir ABD Kılavuzu 45 milyon Amerikalının "prehipertansiyon "a sahip olduğunu ve bunun 120 ila 139 arasında sistolik veya 80 ila 89 arasında diyastolik basınç olarak tanımlandığını söylüyor. Ayrıca, diüretiklerin hastaların kan basıncını 140/90'ın altına düşürmemesi durumunda doktorların bir veya daha fazla farklı tansiyon ilacı eklemesini önermektedir. 


Kaynak:

ALDO CHAN / THE SEATTLE TIMES - 26.05.2006



 


İlaç firmaları kan basıncı yüksekliğini bir hastalık gibi tanımladıktan sonra (günümüz tıbbına göre de bir hastalık değildir) kan basıncı düşüren ilaçlar kitlesel olarak kullandırılmaya başlanmıştır. Tabii, iyinin de iyisi var: alışkanlık oluştuktan sonra yeni ve daha pahalı ilaçlar piyasaya sürülmektedir. Daha pahalı olan bu yeni ilaçlar diğerinden daha pahalıdır. Kişi bir ilaca bağımlı hale getirilmiş, bu yeterli gelmiyor deyip ikincisi eklenir.


Yeni ilaçların fiyatı geometrik olarak artmaktadır. Bu ilaçların kalp krizi ve felçleri engellediğine inandırılan kişiler artık fiyatı ne olursa olsun bu ilaçları almaktadır. Eczanelerden daha ucuz generik formunu almak yerine daha iyidir diyerek pahalı olanları alıyorlar ve fark ücreti veriyorlar. Pahalı ilaçların kâr marjı yüksek olduğu için eczacılar herkesi marka ilaca yönlendirmektedir.


Şu an kime rastlasam mutlaka bir veya birkaç tansiyon ilacı kullanıyor. Değil yüzlerce, bir tane hekim bile "bu ne saçmalıktır" deyip itiraz etmiyor. Aksine hastaların bu ilaçları almasını öneriyor. Hipertansiyonomaninin sistem içinde bir çözümü yok. Kimse yüksek, normal veya optimal kavramlarının keyfi olarak belirlendiğini bilmiyor; söylediğimizde de kimse inanmıyor.

Durum böyle…


Dr. Uğur YILMAZ

1.424 görüntüleme

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

コメント