Panik Salgını - Dr. Natasha

Yazıdan SATIR BAŞLARI…


Korku, bağışıklık sistemimizi yok eder, vücutta kronik hastalıklar yaratır. Özgür medya diye bir şey yoktur, tüm medya iktidardakiler tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir. Albert Einstein, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da neler olduğunu büyük bir üzüntüyle gözlemledi. Bu savaşın vahşeti, korkmuş insanların neleri yapabileceklerini ve nasıl yönlendirilebileceklerini açıkça gösterdi. ● Bağışıklık sisteminizi mahveden yiyecekler yemeyi bırakın! Bunun yerine hayvansal yağda pişirilmiş taze yumurta, pastırma, yağlı etler, taze hazırlanmış sebzeler, karaciğer ezmesi… Bu yiyecekler bağışıklık sisteminizi o kadar güçlü tutacak ki bütün enfeksiyonları unutup hayatın tadını çıkarabileceksiniz. ● Antiseptik ve sterilize edici losyonlar ve iksirler ile ellerinizi yıkamayı bırakın!

● Maske takmayı bırakın! Maske seni hiçbir şeye karşı korumuyor. Aslında büyük miktarlarda mikrop biriktiriyor ve çoğalmaları için nemli mükemmel bir ortam yaratıyor. Maskenizde büyüyen patojenik mikroplar, toksik gazlar üretir ve bu gazları solursunuz. Evlerde saklanmayı bırakın! Korkunun hayatınıza girmesine müsaade etmeyin! Sevginin yönettiği yerlerde, korku, histeri ve panik salgını olmaz.



Bilimsel konularda, bin kişinin otoritesi tek bir bireyin alçakgönüllü muhakemesi kadar değerli değildir.

Galileo Galilei


Harika zamanlarda yaşıyoruz! Dünya karantinaya alınıyor ve kitle iletişim araçları ve hükümet faaliyetleri aracılığıyla korku ve panik zihinlere aktif olarak aşılanıyor. Fakat yine de bilimsel geçmişi olan herkes bu işe şaşkınlıkla kafa yoruyor çünkü bu pandeminin (korona virüs) nedeni insanlık için bir tehdit olamaz. Aslında herhangi bir tehdit olacak kadar güçlü değil. Bu virüse bağlanan ölümlerin çoğu şüphelidir, onlarla ilgili en azından şu söylenebilir; kanser, diyabet, kalp ve otoimmün hastalık gibi önceden var olan bir kronik sağlık durumundan zaten bir şekilde ölmek üzere olan yaşlı insanlardır. Bu kişilerin çoğunun (büyük çoğunluğu olmasa da) korona virüsten öldüğünü kanıtlayan herhangi bir testi yoktu; belirtilerine dayanarak bu virüsten öldükleri varsayılmıştır. Ağır hasta bir kişinin nihayetinde soğuk algınlığı, grip veya zatürreye yenik düşmesi son derece yaygındır, çünkü bağışıklık sistemi iyi çalışmıyor ve vücut direnci doğal olarak düşüyor. Herkes eninde sonunda ölür, ölüm yaşamın bir parçasıdır ve dünyada mevsimsel olarak dalgalanan bir ölü sayısı vardır. Eğer belli bir hastanedeki bir ay içindeki ölümleri alıp bunu bir virüse bağlarsak herhangi bir pandemi yaratabiliriz.

Peki ya gençler ve çocuklar? Kronik sağlık problemleri olmayan sağlıklı insanlar, korona virüsle enfekte olursa ya hiç belirti göstermezler ya da sıradan bir soğuk algınlığının semptomlarını yaşarlar. Ne yazık ki modern dünyada birçok genç ve orta yaşlı insan bağışıklık sistemlerini zayıflatan işlenmiş ve düşük yağlı gıdalarla besleniyorlar. Bu nedenle genç ve orta yaşlı insanların ciddi şekilde hastalanmalarına ilişkin bazı istatistiklerimiz var, çünkü bu insanlar yiyecek seçimleriyle sağlıklarına zarar veriyorlar. Ancak bu olağan dışı değildir; her kış soğuk algınlığı ve gripten ölen insanların istatistiği ile aynıdır. Yaşlılara gelince, sağlıksız beslenme dışında hatırlanması gereken başka bir şey daha var. Bunların çoğu kolesterol seviyelerini azaltıcı Statin ilaçları kullanıyorlar. Statin bağışıklık sistemini devre dışı bırakır bu nedenle de herhangi bir enfeksiyonla doğru düzgün başedemez.

Virüsleri test etmek pahalıdır ve yaygın değildir. ‘‘Korona virüs’’ ölümlerinin tüm iddialarında hangi testlerin kullanıldığı net değildir, bu yüzden bu ölümlere neyin sebep olduğunu kesin olarak söyleyemeyiz. Fakat bütün bunlar bir yana, ciddi şekilde hastalanan ve hatta ölmekte olan insanların sayısı, içinde bulunduğumuz dünya çapında paniği ve histeriyi haklı çıkarmaz. Tamamen akıl dışı! Bütün dünya akıl sağlığını mı kaybetti? Korku her yerde, özellikle de tüm kitle iletişim araçlarında kendini hissettiriyor. Tarih, insanlığın en büyük düşmanının bir virüs, bir bakteri veya bir mikrop olmadığını gösteriyor. En büyük düşmanımız KORKU! Korku bağışıklık sistemimizi yok eder, vücutta kronik hastalıklar yaratır, diğer bireylerle olan ilişkilerimizi yok eder ve bizi Tabiat Anadan korkutup kaçırır. Kısacası: korku hayatlarımızı mahveder. Bu ‘pandemi’ son zamanlardaki insanoğlunda uyandırılan kitle korkuları içinde en büyük olanı ve ne kadar başarılı olduğu da çok şaşırtıcı.

Özgür medya diye bir şey yoktur, tüm medya iktidardakiler tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir. Kendinizi onların yerine koymaya çalışın. Eğer çok sayıda insandan sorumlu olsaydınız ve belli bir şekilde davranmalarını isteseydiniz, her şeyden önce medyayı kontrol etmez miydiniz? Tabi ki ederdiniz. İnsanları yönetmek zihinlerini kontrol etmeden imkansızdır. Her kral, her imparator, her diktatör ve işinin ehli her hükumet bunu binlerce yıldır biliyor. Korona virüs hakkındaki reel gerçekler, kitle histerisi, dünya medyasının yarattığı panik ve korku salgını tamamen akıl dışıdır.

Medyaya bunu yapmasını kim emrediyor? Bunu neden yapıyorlar? Korona virüsün arkasındaki gerçek gündem nedir? Birçok insan tarafından sorulan sorular bunlar.

Belki de J.K. Rolling tarafından yazılan Harry Potter ı yeniden okuma zamanımız gelmiştir. Eğer sadece filmlerini izlediyseniz lütfen kitapları okuyun çünkü filmler asla tam olarak gerçeği veremez. Okumayı sevmiyorsanız, sizi bir İngiliz aktör Stephen Fry tarafından çok güzel bir şekilde kaydedilmiş sesli kitapları dinlemeye davet ediyorum. J.K Rolling, kitle korkusunun insanlar için ne demek olduğunu çok iyi tarif ediyor. Bütün bu ‘korona virüs pandemisi’ bir duman perdesine benziyor. O ekranın arkasında bilmememiz gereken hangi gerçek eylem oluyor? İşte bu gerçek eylemle ilgili farklı senaryolar ileri süren birçok fikir ve komplo teorisi var. Orada şeytani planlarıyla meşgul, ‘kim olduğunu’ bildiğin biri veya bir ‘Voldermort’ mu var? Belki de beraberinde ölü yiyenler olan birçok Voldermortlar var. Neyin peşindeler? Bir noktada netleşebilir ancak şu an anlamamız gereken daha önemli bir şey var. Albert Einstein, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da neler olduğunu büyük bir üzüntüyle gözlemledi. Bu savaşın vahşeti, korkmuş insanların neleri yapabileceklerini ve nasıl yönlendirilebileceklerini açıkça gösterdi. Einstein, bunu ünlü bir alıntı haline gelen bir cümleyle özetledi ‘’Her kim ki sıra ve saf tutarak sevinçle yürüyorsa benim nefretimi kazanmıştır. Bu adamlara beyin yanlışlıkla verilmiş omurga yeterli olurdu’’. ‘’Kendimiz için düşünmeye başlayalım, çünkü gerçek her zaman temelde mevcuttur, tek bir bireyin mütevazı muhakemesinde’’.’ Düşünmeden otoriteye saygı, gerçeğin en büyük düşmanıdır’ ’der diğer bir Albert Einstein deyişi.

Belki de körü körüne itaat etmeyi bırakıp zihinlerimizi ve kalplerimizi kullanmaya başlamanın zamanı geldi? Ve belki de çocuklarımıza aynı şeyi yapmayı öğretmeliyiz.

Öyleyse bu şaşırtıcı zamanda ne yapmalıyız? işte önerim.

Bağışıklık sisteminizi mahveden yiyecekler yemeyi bırakın! Bu yiyecekler:

Kahvaltılık tahıllar, geleneksel ekmek, şeker, makarna, un ve şekerden yapılan her şey, bitkisel yağlar ve onlarla pişirilen her şey, Batı soya ürünleri, tüm alkolsüz içecekler ve bira, tüm işlenmiş ‘gıdalar’ ve atıştırmalık tereyağı taklitleri margarin ve düşük yağlı ‘gıdalar’, önceden hazırlanmış, işlem görmüş, paket servisi yiyecekler, tüm gıda katkı maddeleri ve E-numaraları. Bunun yerine hayvansal yağda pişirilmiş taze yumurta, pastırma, yağlı etler, taze hazırlanmış sebzeler, karaciğer ezmesi, ve karaciğerin envai çeşit yemeği, diğer hayvan organları (böbrek, dil işkembe, akciğer, beyin), jelatinli etlerden (paça, boyun, kelle, incik, kemik, ve bilumum hayvan ve kuşların sakatat çeşitleri ve ucuz parçaları) evde et stoku yapın. Bunlarla çorba yapın kemik iliği de dahil kemikteki tüm eti yiyin. Çiğ organik sütten kefir, yoğurt, ekşi krema ve süzme peynir yapın. Bol bol ham organik tereyağı ve ekşi krema yiyin. Çiğ süt bulamazsanız geleneksel yağlı peynir, ekşi krema ve doğal tereyağı alın. Her öğünün hayvansal yağlar (sığır eti, kuzu eti, ördek, kaz, tavuk yağı, tereyağı ve diğer hayvansal yağlar açısından zengin olduğundan emin olun. Fermente gıdalar yiyin. Taze malzemelerle yiyeceklerinizi evde pişirin. Bu yiyecekler bağışıklık sisteminizi o kadar güçlü tutacak ki bütün enfeksiyonları unutup hayatın tadını çıkarabileceksiniz.

Antiseptik ve sterilize edici losyonlar ve iksirler ile ellerinizi yıkamayı bırakın!

Herhangi bir enfeksiyona karşı en sadık dostunuz olan bedeninizdeki mikrobiyal topluluğa zarar veriyorsunuz! Bunun yerine ellerinize bir parça toprak alın, Evinizin önündeki işe yaramaz çimleri kazın ve sebze meyve ve şifalı otlar yetiştirmeye başlayın. Çimler insanoğlunun bu gezegene yaptığı zararlara büyük ölçüde katkı sağlıyor. Hayvanlarla temasa geçin: kediler, köpekler, atlar, inekler, keçiler, vb. Onlar içimizdeki bağışıklık sisteminin devamlılığında ve bizi korkudan sevgiye götürmede harikalar.

Maske takmayı bırakın! Maske seni hiçbir şeye karşı korumuyor. Aslında büyük miktarlarda mikrop biriktiriyor ve çoğalmaları için nemli mükemmel bir ortam yaratıyor. Maskenizde büyüyen patojenik mikroplar, toksik gazlar üretir ve bu gazları solursunuz. Bunun yerine bahçenizde çalışarak güneş ışığında, dışarda daha fazla zaman geçirin, yeni bir hayat yaratmanın zamanı geldi. Şehirde yaşıyorsanız, binanızın çatısına çıkıp bir çatı bahçesi oluşturun. Bu bahçeleri oluşturmak için bol miktarda teknik bilgi vardır. (İnternette ve kitaplarda) Dışarıda toprak ve bitkilerle uğraşmak ruhunuza iyi gelecek, bağışıklığınızı güçlendirecek, kanınızı oksijenle dolduracak (ki bu enfeksiyonu yok eder) ve sizi korku yerine sevgi ile dolduracak. Ve burnunuza, boğazınıza ve sinüslerinize çok sayıda virüsü yok eden mukus ürettirecek. Bahçede çalışırken burnunuzu ve boğazınızı temizlemeyi sürdürün. Mukoza üretimi yoluyla üst solunum yolu organlarınız kendilerini temizler (toksinleri, kirliliği ve mikropları giderir), bu da sizi bu süreçte daha sağlıklı hale getirir.

Evlerde saklanmayı bırakın! Bize dayatılan karantina, toprak, güneş ışığı, temiz hava ve evlerimizdeki diğer insanlarla iletişim kurmamız için bize mükemmel bir fırsat verdi. Diğer insanlarla iletişim kurmak ve paylaşmak hayatımızın en büyük ayrıcalığıdır! ‘Normal ‘zamanlarda genellikle bu ayrıcalık için zamanımız yoktur, çünkü çalışmak, kazanmak, vb. ile çok meşgulüz. Temiz havada ve güneş ışığında sevdikleriniz ile birlikte çalışmak bir zevktir! Size tehlikeli bir şey bulaştırmazlar. Bunun yerine kahkaha, coşku, pozitiflik, espri anlayışı ile birbirinize bulaşın.

Ve son olarak, korkunun hayatınıza girmesine müsaade etmeyin! Korku kimsenin dostu değildir! Bunun yerine hayatınızı nezaket, minnet ve sevgi ile doldurun. Sadece doğaya bakın: her yaprağın sonsuz mükemmelliği, her çim tanesi, kedinizin, bir kuşun tüyü ve bir insana dair her şey sadece Sevgi enerjisinden yaratılmış olabilir.

Bu enerjinin taşıyıcısı, kendiniz ve çevrenizdeki herkes için bir ajanı olun, hayatınız değişecek! Sevginin yönettiği yerlerde, korku, histeri ve panik salgını olmaz.

Yasal sorumluluk reddi: bu blog sivil itaatsizlik çağrısı değildir. Bu metinde kişisel fikrimi ifade ettim ve okuyucuyu kendileri için düşünmeye davet ettim.

Dr. Nathasha Campell Mcbride

26.03.2020


Çeviri: B.G.

Not: Yazıyı çevirmemiz için öneren C.Y. 'ye teşekkürler.


Özgeçmiş

Natasha Campbell-McBride iki yüksek lisans derecesine sahip bir tıp doktorudur: Nörolojide Tıp Bilimleri Yüksek Lisansı ve İnsan Beslenmesinde Tıp Bilimleri Yüksek Lisansı. Rusya'da tıp doktoru olarak mezun oldu. Bir Nörolog olarak beş yıl ve bir Nöroşirürji olarak üç yıl çalıştıktan sonra bir aile kurdu ve İngiltere'ye taşındı ve burada İnsan Beslenmesi alanında ikinci yüksek lisans derecesini aldı. İngiltere'de tıp doktoru değil, beslenme uzmanı olarak çalışıyor.


Kaynak:

The Panic Pandemic – doctor-natasha.com