HPV Aşısının Ardındaki Gerçekler | Dr. Lucija Tomljenovic
- 1 gün önce
- 16 dakikada okunur
Biyokimyager Dr. Lucija Tomljenovic, Gardasil HPV aşısının rahim ağzı kanserini önlediğine dair uzun vadeli kesinleşmiş hiçbir bilimsel kanıtın bulunmadığını ve aşının tüm yüksek riskli "virüs(!)" türlerine karşı da koruma sağlamadığını resmi verilerle ortaya koymaktadır.
Literatürdeki vaka raporları ve bağımsız bilirkişi analizleri ışığında, aşının, prospektüslerinde yer almayan ve %70'e varan oranlarda ölümcül olabilen akut nörolojik bozukluklar ile kalıcı engellilik gibi ciddi otoimmün risklerine dikkat çekmektedir.
Videonun Metni
Öncelikle buraya kendi şahsi fikrimi, yani havadan sudan uydurulmuş bir şeyi söylemeye gelmedim. Çünkü bunun çok fazla yapıldığını düşünüyorum. Bağımsız araştırmalarla veya sadece bana ait olmayan çalışmalarla destekleyemediğim hiçbir şeyi söylememek gibi bir ilkem var.
Biyokimya alanında doktora derecem var ve son 15 yıldır aşıların yan etkileri ile bu yan etkilerin yol açma mekanizmaları üzerine araştırmalar yapıyorum. Bu konuda yaklaşık 35 yayınım var; bunların 15'i HPV aşıları hakkında. Çıkar çatışmalarımı açıklamam gerekirse; bazı dava süreçlerinde bilirkişi olarak görev yaptım. Ancak 15 yayınımın 14'ü herhangi bir ücretli bilirkişilik görevimden öncesine dayanıyor. Yani insan papilloma virüsü (HPV) aşıları hakkındaki kararımı, avukatlara herhangi bir görüş bildirmem istenmeden çok uzun zaman önce vermiştim. Bu çok önemli bir nokta, çünkü benim de bir çıkar çatışmam yok, beni kimse finanse etmiyor. Bu tamamen bağımsız bir program ve bugün neyi kanıtlayabileceğimizi göstermek istiyoruz. Konuklarıma her zaman söylediklerini nasıl kanıtlayabileceklerini sorarım. İzleyicilerimize neden bu aşı konusunda daha temkinli olmamız gerektiğini düşündüğünüzü açıklayabilir misiniz?
Hazırladığım sunumun başlığını "İnsan Papilloma Virüsü Aşıları: Bilim Ne Gösteriyor?" olarak belirledim. Çünkü tıbbi otoriteler ve çeşitli hekim grupları tarafından HPV aşılarının etkililiği ve güvenliği hakkında yapılan iddiaların çoğu aslında tamamen dayanaksız. İlk olarak, HPV aşıları hakkındaki 2025 tarihli Cochrane incelemesinden ve bulgularından bahsedeceğim. Ardından randomize kontrollü deneylerdeki yöntemsel önyargıları ele alacağım. Sonrasında mevcut HPV aşı politikalarının muhtemel ama itici gücünü, geçmişteki ilaç skandallarından alınması gereken dersleri sunacak ve konuşmamı doktorlara verilen resmi aşı broşürlerinde açıklanmayan HPV aşı riskleri üzerine bir tartışmayla bitireceğim.
Cochrane işbirlikleri tarafından yapılan incelemeler, sistematik incelemelerde altın standart olarak kabul edilir ve sağlık otoriteleri ile The British Medical Journal (BMJ) gibi prestijli tıp dergileri tarafından sıklıkla kaynak gösterilir. Aynı BMJ, Cochrane’in 2025 incelemesini, HPV aşısının rahim ağzı kanseri görülme sıklığını %80 oranında azalttığını ve aşının 16 yaşından önce yapılması gerektiğini gösteren kapsamlı bir "yanlış bilgilendirme karşıtı inceleme" olarak övdü. Buna aslında yanlış bilgi diyorum; çünkü bu tür yanlış bilgiler genellikle insanlar bir araştırma makalesinin sadece özetini okuyup makalenin tamamını okumaya zahmet etmedikleri için yayılıyor. Bu Cochrane incelemesi aslında 300 sayfadan uzun bir belge ve en önemli bilgiler, eğer o kadar süre dayanabilirseniz, 200 sayfadan sonra başlıyor.
Cochrane incelemesinde ilk dikkatimi çeken şey şu tuhaf cümle oldu: "Rahim ağzı kanseri genç kadınlarda ve rahim ağzı olan kişilerde yaygın bir kanserdir." Sanki rahim ağzı olan kişiler kadınlardan başka bir şey olabilirmiş gibi. Bu saçmalığı gerçekten bilimin dışında tutmalılar. İncelemeye dahil edilen her bir epidemiyolojik çalışmanın barındırdığı yanlılık riski özetine baktığımızda ise durum daha da çarpıcı hale geliyor. En alakalı sonuç olan invaziv rahim ağzı kanseri tablolarında çok sayıda çalışma var ve bunların çoğu "kritik" veya "ciddi" yanlılık riski olarak derecelendirilmiş. Aynı durum HPV'nin neden olduğu diğer kanser türleri için de geçerli.
Peki önyargı ve yanlılık riski metriği ne anlama geliyor? Temelde bize bir çalışmanın sonuçlarını geçersiz kılabilecek yöntemsel hatalar içerme olasılığını söyler. Örneğin ciddi veya kritik yanlılık riski taşıdığı değerlendirilen çalışmalar tasarım, analiz ve raporlama aşamalarında sonuçlarını ve vardıkları yargıları esasen geçersiz kılan ya da en azından oldukça şüpheli hale getiren önemli hatalar barındırır. Baş ve boyun kanseri için hazırladığım özet tabloda, klinik açıdan önemli her bir sonuç için incelenen çalışmaların kaçının Cochrane incelemecileri tarafından kritik veya ciddi düzeyde yanlılık riski taşıdığına karar verildiğini derledim. Son sütundan görebileceğiniz üzere, incelenen tüm çalışmaların %80'i ciddi veya kritik düzeyde yanlılık riski taşıyor.
Buna rağmen, yani çalışmalardaki bu büyük ve ciddi yanlılığa karşın, Cochrane yazarları HPV aşısının rahim ağzı kanseri ve yüksek dereceli servikal intraepitelyal neoplazi 3 (CIN3) lezyonlarının görülme sıklığını azalttığına dair "orta derecede kesin kanıtlar" olduğu sonucuna vardılar. Toplam 20 çalışmadan rahim ağzı kanserini incelediği varsayılan sadece dört tanesinin orta düzeyde yanlılık riski taşıdığı, geri kalanının ise yüksek veya kritik düzeyde yanlılık riski taşıdığı gerçeğini bir kenara bırakalım; kısacası, çalışmalarınızın büyük çoğunluğu kendi değerlendirmenize göre bu kadar düşük kalitedeyse, bunun orta kesinlikte bir kanıt olduğunu iddia edemezsiniz. Kaldı ki orta kesinlikteki bir kanıt bile aslında reklamı yapılması gereken bir şey değildir. Ana fikir şu ki; tıp dünyası tarafından ne kadar saygı görürse görsün, bu sistematik derleme çalışmaları ancak içerdikleri çalışmaların kalitesi kadar iyi olabilirler. Cochrane incelemesi özelinde ise şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Çöp girerse, çöp çıkar. Bu yüzden HPV aşılamasına yönelik politikaları Cochrane incelemesine dayandırmazdım.
Burada ilginç bir durum var. Üç tür yalan olduğu söylenir: yalan, kuyruklu yalan ve istatistik. Belki de bu tür istatistikleri bilimsel kanıt sunmak için değil, pazarlama amacıyla kullandıklarını görüyoruz. Bana göre durum daha da kötü, çünkü incelemenin kendi sonuçları, sunulan kanıtlarla desteklenmiyor. Bu sadece yanlış bilgilendirme ve bunu kendileri de kabul ediyorlar. İnvaziv rahim ağzı kanseri riskini azalttığına dair kanıt olarak gösterilen o dört çalışmadan biri, aslında invaziv rahim ağzı kanserini incelemiyordu bile; sadece kalıcı HPV enfeksiyonuna bakıyordu. Diğer iki çalışma ise bariz şekilde yanlış iddialarda bulunuyor. İlk çalışma, HPV aşısının genç ergenlerde rahim ağzı kanserini neredeyse tamamen ortadan kaldırdığını; ikinci çalışma ise 23 ile 30 yaş arasındaki kadınlarda rahim ağzı kanserinde %70'in üzerinde çok önemli bir azalma olduğunu ileri sürüyor.
Ancak oldukça şüpheciyim ve insanların sözlerine öylece inanmam. Resmi İngiliz rahim ağzı kanseri istatistikleri bu iki çalışmanın iddialarını tamamen çürütüyor. Çünkü 0-19 yaş grubu ile 20-24 yaş arası grupta görülme oranı neredeyse sıfır, yani dümdüz bir çizgi. Hatta HPV aşıları piyasaya sürüldükten sonra biraz artış gösteriyor. 25-34 yaş grubuna baktığımızda ise rahim ağzı kanseri görülme sıklığının aslında arttığını ve HPV aşıları takvime dahil edildikten sonra bile artmaya devam ettiğini görüyoruz. Tek bir yaş standardizasyon çizgisiyle gösterilen daha net bir grafik de Birleşik Krallık'taki rahim ağzı kanseri oranlarının hızla düştüğünü ve HPV aşıları bağışıklama programına dahil edilmeden çok önce en düşük seviyelerine ulaştığını kanıtlıyor. Avustralya rahim ağzı kanseri istatistiklerinde de çok benzer bir tablo görüyoruz. Avustralya'da aşılama oranları çok yüksek; ergenlerin %80'inden fazlası en az bir doz HPV aşısı oldu. Yani aşının toplumsal düzeyde bir etkisini görmemiz gerekseydi, bu yer Avustralya olurdu; ancak hiçbir etki yok. Aynı durum Amerika Birleşik Devletleri istatistikleri için de geçerli.
Daha önceki bir röportajımda, tüm bu hastalıkların aşılar piyasaya sürülmeden çok daha önce zaten büyük oranda azaldığından, hatta aşılar kullanılmaya başlandıktan sonra vaka sayılarını düşük göstermek için istatistik ölçüm yöntemlerinin değiştirildiğinden bahsedilmişti. Rahim ağzı kanseri söz konusu olduğunda da durum aynı. Bana bir şeyi inandırmak istiyorsanız verileri göstermeniz gerekir. Verileri gösterdiğimde ise etkiyi gerçekten göremiyorum. Cochrane incelemesi hakkındaki en iyi tek cümlelik özet, klinik araştırma tasarımı ve sistematik incelemeler konusunda çok saygın bir uzman olan Peter Gøtzsche tarafından yapıldı. Kendisi BMJ ve Cochrane'in HPV aşısını aşırı derecede abarttığını belirtti. İnceleme bulgularından kaynaklanan propaganda, mevcut çalışmaların metodolojik yanlılık derecesi hakkında incelemenin kendisinde sunulan gerçek kanıtlarla tamamen çelişiyor.
Sırada, kitle aşılama programları bağlamında hiç tartışılmayan bir konuyu sunmak istiyorum: Genç kadın nüfusunda oral kontraseptiflerin, yani doğum kontrol haplarının kullanımı. 2024 yılında yayımlanan çok yeni bir çalışma, HPV aşısının doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kanser riskini aslında artırdığını ortaya koydu. Verilere göre, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar genel olarak daha yüksek rahim ağzı kanseri riskine sahipken, bu kullanıcılar arasında aşılanmış olanlar en yüksek riski taşıyor. Bu durum, HPV aşısının, doğum kontrol hapı kullanan aşılı kadınlar düzenli taramaya gitmeleri konusunda uyarılmadıkça ilerleyen dönemde kanser oranlarını daha da artırabileceği anlamına geliyor. Ancak aşının kadınlarda yanlış bir güven duygusu yaratması nedeniyle tarama oranlarının düştüğünü gösteren çalışmalar mevcut. Buna literatürde "negatif etkinlik" deniyor; çünkü aşı görünüşe göre tam tersi, zıt bir etki yaratıyor. Bu bulgulara rağmen yazarlar, rahim ağzı kanserinin ortadan kaldırılmasının aşı oranlarının artırılması ve tarama çabalarıyla sağlanacağı sonucuna varmışlar. Tarama kısmına katılsam da aşı kısmına kesinlikle katılmıyorum. Şayet aşı doğum kontrol hapı kullananlarda riski artırıyorsa, aşılanma oranlarını yükselterek kanseri azaltmak mümkün olamaz. Yazarların kendi çalışmalarının sonuçlarından pek memnun kalmadıkları anlaşılıyor; çünkü tablodaki verileri haklı çıkarmak için doğum kontrol hapı kullanıcılarındaki yüksek kanser oranlarının, çalışmadaki rahim ağzı kanseri verilerinin azlığından kaynaklanabileceğini ileri sürmüşler. Ancak durum gerçekten buysa, neden sigara içmek gibi kabul görmüş diğer risk faktörleri için gözlemlenen artışları geçersiz kılmıyorlar? Çünkü bu bulguyu kabullenmek araştırmacılar için muhtemelen çok zor. Verilerin gösterdiği gibi, aşılanmış doğum kontrol hapı kullanıcılarındaki kanser sayıları, sigara içen kullanıcıların sayısından daha az değildir. Eğer sigara kullanımı riski artıran bir faktör olarak kabul ediliyorsa, HPV aşısı da aynı şekilde kabul edilmelidir; çünkü veriler ortadadır.
Gözlemsel çalışmalardan sonra, kanıta dayalı tıbbın altın standardı olan randomize kontrollü çalışmaları inceleyelim. İlk soru şu olmalı: HPV aşıları üzerine yapılan bu çalışmaların kalitesi nedir? Unutulmamalıdır ki bu çalışmalar bizzat aşı üreticileri tarafından gerçekleştirilmiştir. Peter Gøtzsche ve meslektaşları tarafından yapılan bir sistematik derlemede toplam 22 deneme ve iki takip çalışması incelendi. Gøtzsche bu klinik deneylere ait binlerce sayfalık devasa raporların tamamını okudu. Dünyada bu deneyler hakkında üreticiler dışında ondan daha fazla şey bilen başka bir kişi olduğunu sanmıyorum. Bu incelemenin temel bulgusu, 24 çalışmanın tamamının "yüksek yanlılık riski" taşıdığı yönündeydi. Bu yanlılığın en büyük kaynağı ise hiçbir çalışmada gerçek bir plasebo kullanılmamış olmasıydı.
Daha önce Kanser Ligi lideri Dr. Neda Ferenčić Vrban ile yaptığım röportajda kendisine bu klinik deneyleri sorduğumda, her deneyde çift kör plasebo grubu kullanıldığını söylemişti. Ancak Aaron Siri ile yaptığım röportajdaki FDA belgeleri bunun aksini gösteriyor. Bir grupta alüminyum adjuvan kullanıyorlar, buna plasebo diyorlar ve 6 aylık dönemde %2,3 oranında otoimmün hastalık geliştiğini rapor ediyorlar. Bunu Dr. Vrban’a sorduğumda, hiçbir yan etki olmadığını iddia etti, argümanlara karşı koyamayınca da beni sadece kendisini kışkırtmakla suçlayıp röportajı terk etti. İşte bu yüzden buradayız, çünkü daha fazla araştırma yapılması gerektiği açık.
Genellikle argümanlarınıza karşı koyamadıklarında verdikleri tepki budur; öylece kaçıp giderler.
Gerçek bir plasebo kullanılmamasının yanı sıra, klinik deneylerde katılımcıların %72'sine varan oranda ciddi zararların eksik raporlanması söz konusuydu. İncelemelerin ana bulguları, 4 yıllık takip sürecinde HPV aşılarının öncü lezyonları azalttığı, ancak sinir sistemi zararlarını ve genel yan etkileri artırdığı yönündeydi. Klinik çalışmaların güvenliği değil, esas olarak etkinliği değerlendirmek üzere tasarlanmış olması nedeniyle, faydaların risklerden ne kadar ağır bastığı belirsizliğini koruyor. Başka bir inceleme de aşının rahim ağzı kanserine karşı etkinliği konusunda büyük belirsizlikler olduğunu vurguladı; çünkü bu randomize kontrollü deneyler sonuç olarak rahim ağzı kanserini değil, yalnızca kanser öncesi lezyonları inceledi. Bunun nedeni, rahim ağzı kanserinin gelişmesinin onlarca yıl sürmesi, oysa kontrol denemelerinin katılımcıları sadece 3 yıl kadar takip etmiş olmasıdır. Mevcut veriler düşük dereceli kanser öncesi lezyonlara karşı etkinlik gösterse de bu durum mutlaka yüksek dereceli lezyonlara (CIN3) veya rahim ağzı kanserine karşı yüksek bir etkinlik anlamına gelmiyor. Alman hekimler de aynı noktaya değinerek, belirsiz vekil belirteçlerle ilgili gerçekleri görmezden gelmenin hem sağlık politikasını hem de bireysel kararları yanlış yönlendirdiğini vurguladılar. Tıp dünyası, bu belirsiz göstergelerin önlenmesinden yola çıkarak, rahim ağzı kanserinin kesin olarak önleneceği bir mucizenin gerçekleşeceğini varsaymış görünüyor.
Daha önce görüştüğüm Mary Holland da HPV aşısının kanserleri durdurduğunun hiçbir zaman kanıtlanmadığını söylemişti ki bu doğru bir ifadedir. Kaliforniya'da 8. sınıf öğrencileri için zorunlu HPV aşılamasını şart koşan AB659 sayılı yasa tasarısına karşı yazdığım 2023 tarihli mektupta da bu konuya değindim. Şu ana kadar tanımlanmış yaklaşık 200 farklı HPV türü bulunuyor ve bunların yaklaşık %14'ü kanser gelişimi ile ilişkilendiriliyor. Dokuz valanlı (dokuz bileşenli) HPV aşısı olan Gardasil 9 ise bu suşların sadece 7'sine karşı koruma sağlıyor. Kanser önlemenin nihai amacı, kanserin küresel yükünü azaltmaktır. Bunu başarmak için aşının, yüksek riskli HPV türlerinin herhangi biriyle ilişkili 3. derece lezyonlara (CIN3) veya daha kötüsüne karşı etkinliğini kanıtlamış olması gerekir. Ancak Gardasil 9 klinik deneylerinden elde edilen gerçek veriler, yalnızca CIN2 veya daha kötü lezyonlara karşı, 3,5 yıllık takibin sonunda %60'ın biraz üzerinde bir etkinlik gösteriyor. CIN2 lezyonlarının neredeyse yarısı zaten kendiliğinden iyileşmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, bu lezyonlardaki %60'lık bir azalma, rahim ağzı kanseri kaynaklı ölümlerde %40'lık bir düşüşe bile asla karşılık gelemez. Rahim ağzı kanseri ölümlerinde %60'lık bir azalma, ancak uzun yıllar boyunca etkisini koruyan %100 etkili bir aşıyla mümkün olabilir; o zaman bile bu aşı, düzenli Pap-smir tarama programlarıyla halihazırda gözlemlenen en düşük azalma oranlarıyla ancak aynı seviyede kalacaktır. Yani bu hayali senaryoda bile Gardasil 9, var olan tarama programları bağlamında kanser yükü üzerinde ek bir etki yaratamayacaktır.
Aşı üreticilerinin yaptığı gibi, rahim ağzı kanserine karşı "%100 etkinlik" demek çok daha basit olduğu için bu karmaşık tıbbi gerçekler anlatılmıyor. Almanya'daki aşı komiteleri ve sağlık yetkilileri bile teoride Gardasil 9'un rahim ağzı kanserlerinin %90'ını önleyeceğini varsayıyor; çünkü aşı, kanserden sorumlu olan 7 suşu hedefliyor. Bu teori kulağa hoş gelse de aslında yanlıştır. Bugüne kadarki gerçek araştırma verileri, HPV aşısına dair resmi söylemlerin kanıta dayalı tıp ile çeliştiğini gösteriyor. Ayrıca dünya genelindeki sağlık otoritelerinin, toplum tabanlı zorunlu HPV aşılama programları için kanıta dayalı tıbbi bir gerekçe sunmakta başarısız oldukları açıktır. Bugüne kadar piyasadaki ana HPV aşısı olan Gardasil, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinin (FDA) hızlı onayı için şart koştuğu dört kriterin hiçbirini karşılamamıştır; çünkü onlarca yıldır var olan rahim ağzı kanserini önleme yöntemlerinden (tarama testlerinden) ne daha güvenli ne de daha etkilidir.
Eğer HPV aşı politikasını kanıta dayalı tıp belirlemiyorsa ne belirliyor? 2012 yılında Amerikan Halk Sağlığı Dergisi'nde yayınlanan bir makale, üretici firmanın yasa koyuculara lobi yaparak, hatta yasa taslakları hazırlatıp zorunlu aşı yasalarının getirilmesini savunan kadın milletvekili ve hekim örgütlerini harekete geçirerek okul giriş zorunluluğu mevzuatını nasıl teşvik ettiğini ortaya koyuyor. Amerikan Biyoetik Dergisi'nde yayınlanan bir başka makalede ise, ilaç şirketi lobiciliğinin akılcı sağlık politikalarının yerini tutamayacağı açıkça belirtiliyor. En saygın bilimsel dergilerden biri olan Nature da bu lobi faaliyetlerini eleştirdi ve firmanın, kamuoyu baskısına dayanamayıp ABD eyalet yasalarında zorunlu aşılaması için yürüttüğü lobi çalışmalarını durdurduğunu açıkladığını belirtti. Ancak tarih bu kararın arkasında durulmadığını gösteriyor.
Şirketin resmi web sayfasındaki kurumsal siyasi savunuculuk katkılarına baktığınızda; ABD, Kanada ve Avustralya'da seçim kampanyalarında destekledikleri siyasi adaylara mali destekte bulunduklarını görebilirsiniz. Firmanın bilim insanlarına, doktorlara ve çeşitli derneklere milyonlarca dolar fon sağladığı ortada. Üreticiden doğrudan veya dolaylı para alan birinin, bu ürünün riski ya da etkinliği konusunda tamamen tarafsız olması nasıl mümkün olabilir? Ben asla önce birinin ne kadar para aldığına bakıp "Bu parayı almış, o halde araştırma yanlıştır" demem. Ancak araştırmadaki metodolojik kusurları görüp bir de üzerine finansman kaynağına baktığınızda, taşlar yerine oturuyor. Burada yasal olmayan bir durum olmasa bile bariz bir çıkar çatışması var. Örneğin şirketin 2024 yılı raporunda, yelpazenin her iki ucundan adayları, yani hem Demokratları hem de Cumhuriyetçileri destekledikleri ve toplam siyasi savunuculuk katkılarının neredeyse 1 milyon dolar olduğu görülüyor. Ayrıca firmanın, Kaliforniya Eyalet Meclisi Demokrat adayı Cecilia Aguiar-Curry'yi desteklediği de kayıtlarda yer alıyor. Bahsettiğim, tüm 8. sınıf öğrencilerine HPV aşısını zorunlu kılmaya çalışan AB659 sayılı yasa tasarısını sunan kişi de tam olarak bu milletvekilidir. Tasarının gerekçesinde aşının güvenli ve en etkili yol olduğu iddia ediliyor ki bu tamamen yanlış bir ifadedir. Nitekim bu tasarı, Kaliforniya'da bile kabul görmedi. Firmanın, aşının yaygın kullanımını teşvik etmek amacıyla tıbbi meslek kuruluşlarına nasıl eğitim hibeleri verdiğine bakmaya devam edersek..
Sağladığını anlatan başka bir makale var. Ve bu, Gardasil aşısının 2006 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanmasından kısa bir süre sonraydı. Şimdi bu, Merck'in tıbbi-bilimsel ve hasta örgütlerine verdiği hibelerle ilgili web sayfası. Buradan paranın izini sürmeye devam edebilirsiniz.
Merck'in Gardasil kullanımını yoğun bir şekilde teşvik etme motivasyonu, görünüşe göre basit bir hesaba dayanıyor. Şirket, Vioxx adlı ilacı büyük güvenlik sorunları nedeniyle piyasadan çekildikten sonra oldukça fazla para kaybetti. Bazı tahminlere göre Gardasil, bu finansal kaybı telafi etme potansiyeline sahipti ve bu nedenle zaman zaman medyada, Merck'in Vioxx'un yol açtığı yükümlülüğü dengelemek için Gardasil'den gelen bu mali desteğe ihtiyaç duyduğunu vurgulayan bu tür karikatürlerin dolaştığını gördünüz. Hatta bazıları, HPV kısaltmasının "Help Pay for Vioxx" (Vioxx'un masraflarını karşılamaya yardım et) anlamına geldiği şeklinde şaka yaptı.
Ve işte o dönemden bir başka haber makalesi; CNN Haber, Gardasil'in Merck'i Vioxx skandalı öncesindeki kazanç seviyelerine ulaştırmaya yardımcı olabileceğini söylüyor. Merck'in diğer ilaçlarının etkililiği ve güvenilirliğine dair endişeler de şirketi Gardasil tanıtım kampanyasına fazlasıyla bağımlı hale getirdi. Bu bağlamda, 2008 yılının başlarında Merck, Gardasil kullanımını 19 yaş üstü kadınları kapsayacak şekilde genişletmeye çalıştı. Merck'e göre bu kadınlar muazzam bir fırsatı temsil ediyordu. Merck'in aşı bölümü kıdemli başkan yardımcısı, alıntılıyorum: "Bu kadınların peşine düşmek için birçok programımız var." dedi. Peki bu "peşine düşmek" ifadesi ne anlama geliyor?
Pekala, Merck küresel ticarileştirme ekibi toplantı tutanaklarından bir belge bize bir fikir verebilir. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Merck'e karşı açılan Gardasil davasında uzman tanık raporunda alıntılanan belgelerden biridir. Burada Merck'in küresel ticarileştirme ekibi, Gardasil'in Güney Amerika satışlarına dair bir güncelleme sunarak, diğer hususların yanı sıra şunu belirtmiştir, alıntılıyorum: "Porto Riko, 12 ila 18 yaş arasındakilerin aşılanmasını önerdi. Her bir grubun değeri 4 milyon." Alıntı sonu. Görünüşe göre Merck, çocuklarınızı onlara kazandıracakları para değeri üzerinden görüyor.
Peki, Merck'e ve siyasetçilere güvenemiyorsan düzenleyici kurumlara güvenebilirsin, değil mi? Aslında hayır. Görünüşe göre onlar da suç ortağı ve bu bizi konuşmanın bir sonraki bölümüne getiriyor. Vioxx skandallarından ve aslında buna benzer diğer birçok skandaldan ne öğrenmiş olmamız gerektiğini ve alınması gereken ancak görünüşe göre alınmayan derslerden biri de Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesinin (FDA), Amerika Birleşik Devletleri'ni ve onların tavsiyelerine uyan dünyanın geri kalanını bir başka Vioxx skandalına karşı korumaktan aciz olduğudur. Vioxx, Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük ilaç güvenliği felaketlerinden biri olarak kabul edildi ve bu suçlama bir doktor tarafından yapıldı. Amerika'nın Gıda ve İlaç Dairesinin İlaç Güvenliği Ofisinde görevli olan David Graham, Vioxx'un 88 ila 139 bin Amerikalının kalp krizi ve felç geçirmesine neden olduğunun tahmin edildiğini belirtti.
İşte karşınızda Merck'in ilaç geliştirme konusundaki geçmişi: Vioxx ve 100 binin üzerinde kalp krizi ve felç vakası. Şimdi ise Gardasil'in güvenli ve etkili olduğunu söylediklerinde onlara güvenmenizi istiyorlar. Hem Merck'in hem de Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinin, Vioxx'un kardiyovasküler risklerini gizlemekten suçlu olduğunu unutmayın. Ve bu yüzden Senatör Grassley, ilaçların güvenli olduğundan emin olma konusunda FDA'in yolunu kaybettiğini, çünkü görünüşe göre ilaç şirketleriyle olan ilişkilerinin fazla samimi olduğunu belirtti.
Bir diğer ilginç gerçek de şu ki; 2006 yılında Gardasil, Gıda ve İlaç Dairesi onayını aldığında, kurumun başkan vekili, Gıda ve İlaç Dairesi başkanına danışmanlık yapan bilim kurulundan, kurumun çalışmalarının kalitesini değerlendirmek üzere bir alt kurul oluşturmasını talep etti. Değerlendirmelerinin sonuçları, artık internette bulunmayan ancak benim elimde olan bir raporda yayınlandı ve ben bu sonucu 2012 yılında bu makalede yayınladım. İncelemeden, yani FDA'in kendi incelemesinden çıkan üç ana sonuç şuydu: Kurum ciddi bilimsel eksiklikler yaşıyor ve mevcut ya da yeni ortaya çıkan düzenleyici sorumluluklarını karşılayacak konumda değil. Ardından, FDA'in bilimsel gelişmelere ayak uyduramamasının Amerikan hayatlarını riske attığı belirtiliyor. Ayrıca, dünya FDA'i bir lider olarak görüyor; ancak kurum sadece liderlik edememekle kalmıyor, bilimdeki gelişmelere bile ayak uyduramıyor. Ve şimdi kusurlu bir Gıda ve İlaç Dairesi, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki hayatların da risk altında olduğu anlamına geliyor. Ve Vioxx skandalı da bu noktayı kanıtlıyor; çünkü Vioxx kaynaklı ölümler kesinlikle sadece Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı değildi.
Şimdi Gıda ve İlaç Dairesi hakkında pek de hoş olmayan başka gerçekler var. Gardasil'in kullanımı için onay veren Gıda ve İlaç Dairesi Danışma Kurulu üyelerinden ikisinin, Merck'in eski çalışanları olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen Gıda ve İlaç Dairesi, her ikisine de çıkar çatışması yaşamadıklarını belirterek muafiyet tanıdı. Eğer Avrupa İlaç Ajansı'nın (EMA) çıkar çatışmaları konusunda daha iyi olduğunu düşünüyorsanız, sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. Avrupa İlaç Ajansı'nın fonlarının yaklaşık %80'inin ilaç endüstrisinden gelmesi nedeniyle durum hiç de öyle değil.
Sırada "döner kapı" olgusu var. Bu, Gıda ve İlaç Dairesi gibi kurumlardaki birçok federal çalışanın büyük ilaç şirketlerinde çalışmaya başlaması anlamına geliyor. Bu durum tam tersi şekilde de yaşanıyor; eski ilaç sektörü çalışanları, sağlık politikalarını yöneten federal görevlere geçiyor. İşte burada çok önemli bir örnek var: Eski Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) direktörü Julie Gerberding, daha sonra Merck'in aşı bölümünün başkanı oldu. Bu görev, yüksek maaşının yanı sıra hisse senetlerine dayalı olarak ona 100 milyon dolardan fazla servet kazandırdı. Bu hikaye hakkında daha fazlasını Peter Gøtzsche'nin son kitabında, yani "Amerikan İlaç Düzenleyicileri HPV Aşılarındaki Ciddi Zararları Nasıl Gizledi" adlı eserinde de okuyabilirsiniz. Bu kitap Amazon'da mevcut ve hem Peter'ın hem de benim bilirkişi olarak yer aldığımız Gardasil aşı davası hakkında birçok bilgi sunuyor. Bu da beni konuşmamın son bölümüne, yani HPV aşısının açıklanmayan risklerine getiriyor.
Bu bölümü, Emily Tarsell'in 15 Temmuz 2025 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Senatosu Soruşturma Alt Komitesi'ne sunduğu ifadeyle başlamak istiyorum. Emily benim arkadaşım ve kızı Christina, Gardasil aşısı sonrası kalp ritim bozukluğu nedeniyle hayatını kaybetmiş bir anne. İfadesinde Emily, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin internet sitesine girip, ölüm raporlarının incelendiğini ve başka nedenlerden kaynaklandığının tespit edildiğini belirten ifadeleri okumanın kendisini çileden çıkardığını söyledi. Ancak gerçek şu ki, sadece Christina'nın vakası tam olarak araştırılmakla kalmadı, bildiği diğer vakalar da hiçbir zaman araştırılmadı. Dahası, bilgi edinme özgürlüğü yasası kapsamında yaptığı bir başvuruyla, Merck'in aşı advers olay bildirim sistemine bir rapor gönderdiğini ve bu raporda Christina'nın viral bir enfeksiyon nedeniyle öldüğüne dair asılsız bir iddiada bulunduğunu öğrendi. Üstelik bu iddiayı raporu hazırlayan doktora mal etmişlerdi. Ancak aslında durum böyle değildi ve asıl doktor, aşağıdaki belgelerde de göreceğiniz üzere hiçbir zaman böyle bir iddiada bulunmadı.
Bunlar Emily Tarsell tarafından bana verilen belgeler ve bu da Merck'in aşı advers olay bildirim sistemine yüklediği, Christina'nın ölümünün muhtemelen viral bir enfeksiyondan kaynaklanan dalak iltihabına bağlı olduğunu belirten yanlış bilgileri içeren raporun bir kopyasıdır. Burada Merck'in Emily Tarsell'a gönderdiği ve o bilginin nereden geldiğine dair hiçbir fikirleri olmadığını belirten resmi mektubundan alıntıları görebilirsiniz. Çünkü yan etkiyi inceleyen ve raporlayan Doktor Jacob Stein, Christina'nın ölümünün virüs kaynaklı dalak iltihabından kaynaklandığını asla belirtmemiştir. Ayrıca otopsiyi yapan ve Christina'nın otopsi raporunu yazan patolog Carry Riber da otopside viral enfeksiyona dair hiçbir bulgu olmadığını belirtti. Emily Tarsell aşı hasarı tazminat programına başvuruda bulundu ve uzun bir mücadelenin ardından hakim onun lehine karar vererek Gardasil aşısı sonrası kızının ölümü için tazminata hükmetti.
Daha sonra Emily'nin aşı tazminat programına yaptığı başvurudaki bilirkişi tanıklar, Christina'nın ölümü üzerine bir vaka raporu yayınladılar. Bu raporda, Gardasil HPV aşısının bazı bireylerde ölümcül kalp ritim bozukluklarına yol açmış olabileceği muhtemel biyolojik mekanizma tartışıldı; çünkü Christina tek vaka değil.
Şimdi sırada başka bir vaka raporu var: 9 değerli (valanlı) olan Gardasil HPV aşısı olan 14 yaşındaki bir erkek çocuğunun ölümcül akut hemorrajik lökoensefalit vakası. Şimdi bu yazarlar, Gardasil aşısının akut disemine ensefalomiyelit ve onun ağır bir formu olan akut hemorrajik lökoensefalit gibi ölümcül nörolojik otoimmün sonuçlara yol açabileceği biyolojik olarak makul mekanizmaları da tartışıyorlar. Bu durumların her ikisi de çok nadir görülüyor. Ancak size sormak istediğim soru şu: Bunun oğlunuzun veya kızınızın başına gelmesini ister miydiniz? Ayrıca akut hemorrajik lökoensefalitin çocuk vakalarının neredeyse %70'inde ölümcül olduğunu da unutmayın.
Ayrıca şunu belirtmek önemlidir ki, artık elimizde çok sayıda vaka raporunun yanı sıra, HPV aşısı olan bireylerde akut hemorrajik lökoensefalit gibi durumların nasıl ortaya çıkabileceğini açıklayan biyolojik olarak makul bir mekanizma da var ki bunlar yine bu yazarların, yani hekimlerin ifadeleridir, benim sözlerim değildir. Bu çocuğu muayene eden doktorlar bunlardır. Slayda geri dönebilirsek, bu vaka raporlarının insan papilloma virüsü aşısının tanımlanan hastalarda akut disemine ensefalomiyelit başlangıcında nedensel bir rol oynadığını güçlü bir şekilde gösterdiği sonucuna varıyorlar.
Medyada, HPV aşısı üreticilerinden ödeme alan Hırvat doktor Neda Ferenciç Çivriban ve Hırvat Kanser Derneği bize bu aşıdan kaynaklanan hiçbir yan etki olmadığını söylüyor. Diğer yanda ise hiçbir çıkar çatışması olmayan klinisyenler bize tam tersini söylüyor. Peki şimdi kime güveneceksiniz? Evet, basit bir soru ve çok kolay bir cevap.
Şimdi sırada HPV aşısı sonrası ensefalit vakalarına dair daha fazla rapor var. Bu makale, Dünya Sağlık Örgütü'nün yan etki veri tabanı VigiBase'de yapılan bir incelemeyi aktarıyor ve HPV aşısı dahil olmak üzere çeşitli aşıların ardından ensefalit vakalarının aşırı raporlandığına dair önemli bir sinyal tespit edildiğini bildiriyor. Ve yazarlar, klinisyenlerin bu potansiyel riskin farkında olmaları gerektiğini belirttiler. Ve tekrar kendimize soralım: Doktorunuz ve Hırvatistan'daki zorunlu insan papilloma virüsü aşı tasarısını destekleyenler, gerçekten bilinçli bir onam vermenizi sağlayacak tüm fayda ve risk bilgilerini size sunuyor mu? Yoksa sadece aşı üreticisinin güvenli ve etkili olduğu yönündeki propagandasını mı papağan gibi tekrarlıyorlar?
Şimdi burada alıntılanan makale, ensefalitin insan papilloma virüsü aşı ürün bilgi broşüründe listelenmediğini de belirtiyor. Eh, kardiyak aritmiler veya ani ölüm de listelenmiyor ve bugüne kadar bilimsel literatürde bildirilen diğer birçok yan etki türü de orada yer almıyor. Amerika Birleşik Devletleri aşı yan etki bildirim sistemindeki kendi araştırmamda, Gardasil aşıları sonrasında çok sayıda aşırı yan etki bildirim sinyali buldum ve bunlar Kaliforniya Üniversitesi San Francisco web sitesinde ücretsiz olarak erişilebilen bilirkişi raporunda listelenmiştir.
Analizime göre Gardasil aşısı sonrası en çok aşırı rapor edilen durumlar; otonom sinir sistemi bozuklukları, kronik yorgunluk sendromu, kronik ağrı sendromları, periferik nöropatiler (ve liste böyle uzayıp gidiyor), yumurtalık yetmezliği veya erken menopoz, adet düzensizlikleri ve kalıcı engellilik olaylarıdır. Ayrıca bu sinyallerin birçoğunun, diğer araştırmacılar tarafından bağımsız olarak yayınlanan çalışmalarda doğrulandığını da belirtmek gerekir. İşte bir örnek: Bu yazarlar, Amerika Birleşik Devletleri aşı yan etki bildirim sistemindeki analizlerinde, Gardasil ürün bilgi broşüründe listelenmeyen yan etkilerin aşırı raporlandığını tespit ettiler ve bu yan etkilerin bazıları yine otonom sinir sistemi bozukluklarını içeriyor.
Görünüşe göre bugüne kadar dünya genelindeki tıbbi ve düzenleyici kurumlar, insan papilloma virüsü aşı riskleri ve faydaları hakkında hatalı bilgiler vermeye devam ediyor. Bu da aşılarla ilgili bilgilendirilmiş onamı temelden imkansız kılıyor.
Ve son olarak, bu sunumdan çıkarılacak birkaç ana fikir, yani HPV aşılamasının riskleri ve faydaları. Sanırım bu, gözlemlenen ve sunulan tüm verilerden yola çıkıldığında oldukça doğru bir temsil: Şu ana kadar rahim ağzı kanserini önleme konusunda kanıtlanmış bir fayda yok ve insan papilloma virüsü aşıları tüm yüksek riskli insan papilloma virüsü türlerine karşı koruma sağlamıyor. Diğer taraftan ölümler, ensefalit ve sıklıkla uzun süreli engelliliğe yol açan birçok otoimmün bozukluk türü gibi rapor edilmiş pek çok ciddi riskle karşı karşıyayız.
Diğer taraftan rahim ağzı kanserinin çözümü nedir? On yıllardır elimizde olan düzenli Pap smear tarama programları, kanıtlanmış bir önleme stratejisidir. Ve yine buna bakılmaksızın, eğer düzenli Pap smear tarama programlarına katılırsanız hiçbir HPV türünden korkmanıza gerek kalmaz. Ayrıca Gardasil aşısı sonrası bildirilen ölüm, ensefalit veya diğer durumlar açısından hiçbir risk taşımazlar.
Ve son olarak, bu, Merck'in Gardasil için başlattığı tanıtım kampanyasında kullandığı, benim biraz değiştirdiğim reklamlardan biri. Şöyle diyordu: "Oğlunuz ve kızınız, HPV virüsünden etkilenen bir kişi daha az olabilir." Ancak mevcut araştırma verilerinin gösterdiği gibi aslında kızınız veya oğlunuz, insan papilloma virüsü aşısından olumsuz etkilenen bir kişi daha az olabilir.
Öyleyse ebeveyn kendine şunu sorsun: Önlediği iddia edilen aynı hastalık başka yollarla güvenli ve etkili bir şekilde önlenebiliyorken, neden Gardasil? Yani sağlıklı çocukları, uzun yıllar sonra ortaya çıkan nadir bir hastalığa karşı kanıtlanmış önemli bir faydası olmayan ve on yıllardır daha güvenli, daha etkili önleyici ve tedavi edici yöntemleri mevcut olan bir durum için uzun vadeli, öngörülemez ve tam olarak anlaşılamamış aşı risklerine maruz bırakmak tamamen bilim dışı, mantıksız, ahlak dışı ve düpedüz pervasızcadır. Bu nedenle, birçok resmi iddianın aksine, böyle bir yasa hayat kurtarmayacak.
Kaynaklar:
Su Asaad YouTube Kanalı
Slobodni Podcast YouTube Kanalı
SLOBODNI podcast#141— Dr. Lucija Tomljenović: HPV Vaccines Do More Harm Than Good
Videodaki Bilimsel Makale



















































Yorumlar