Eski PFIZER Çalışanı Karen Kingston : Ajılarda GRAFEN %100 Var, Aksi İddia Edilemez

En son güncellendiği tarih: Eyl 8



Videonun Altyazı Metni :


“Haber doğrulayıcılar”la (bağımsız araştırmacılar ya bunlar) İspanyol ’La Quinta Columna’ grubunun bulguları üzerine tartışmalarımız sürüyor. İlk defa Stew Peters Show’da Dr. Jane Ruby açıklamıştı bu raporla ilgili bilgileri biliyorsunuz. Pfizer aşılarında toksik (zehirli) bir madde olan grafen oksit olduğunu duyurmuştuk dünyaya o videoyla ve daha sonra aynı İspanyol ekip Moderna’da da grafen bulduğunu açıkladı. Şu anda da Astra Zeneca aşısını test etmekteler.

Hakikat ortada. USA Today gazetesi ve diğerleri (şebeke hepsini yemliyor bunları biliyorsunuz) beni ve Dr. Jane Ruby’i topa tuttu tabii. Dümdüz yalancısınız dediler bize. Kabahatimiz de, Rumble kanalında zannedersem 1 milyonu aşkın kere izlenen haber videomuzla bu bulguları dünyaya duyurmuş olmak. Tıp dünyasından birçok yetkin uzmanla görüştük, dünyaca ünlü doktorlara danıştık; Dr. Jane Ruby, Dr. Sherri Tenpenny, Judy Mikovitz, Dr. David Martin… hepsi de verdiğimiz haberi doğruladı!

Uzmanlar haberin doğruluğunu teyit ediyor ama hakikate saldırılar hız kesiyor mu? Hayır! Twitter’da açılan #Pfizerleak [Pfizer’dan sızan bilgiler] etiketini görmüşsünüzdür. Bu aşıların içinde ne var, bilmek istiyoruz! Bilerek mi konuldu bunlar? Kimdir bu işi planlayanlar? Neye inanacağımızı bilelim istiyoruz, o yüzden bugün tartışmaya son noktayı koyacak bir konukla birlikteyiz. Resmi evrak “teyitçiliği” zor iştir. Şirketin ürüne dair kendi yayımladığı ve halkın erişimine de açık tescilli içerik bilgisini ”teyit edin” de görelim. Karen Kingston’ı “teyit”lemek de sıkar biraz; eski Pfizer çalışanı ve şu anda da farmasötik ve tıbbi cihaz endüstrileri için analistlik yapmakta olan bir isim kendisi.

-Karen, programımıza katıldığın için çok teşekkür ederiz, büyük cesaret isteyen bir iş yapıyorsun şu anda. İnsanoğlunun gördüğü gelmiş geçmiş en şeytani ajandanın gerisindeki gerçekleri ifşa etme arzun takdire şayan hakikaten.


-Bulgularımı paylaşıp gerçekleri ortaya koyabileceğim platformu sunduğunuz için teşekkür ederim. Ve haklısınız, burada açıklayacağımız bilgilere ulaşıp bunları birbirine bağlayabilmek hiç kolay iş değil. Bu konuda çok kimsede olmayan özel bir donanıma sahibim ve işim gereği bu bilgilerle çalışıyor, sağlık endüstrisi alanındaki fikri ve sınai mülkiyet haklarının doktorlar, ilaç endüstrisi ve tüketici ucundaki yasal düzenlemelerin analistliğini yapıyorum. Ayrıca bilim yazarlığı ve klinik veri analistliği de yapıyorum. Sunacağımız bilgilere herkes o yüzden ulaşamaz işte [tüm bu alanlara hakim olmanız lazım]. “Kendi araştırmanızı kendiniz yapın [“uzman”a güvenmeyin]” mantrasının çıkış noktası da zaten ana akım medyanın YALAN üstüne yalan söylüyor olması, teknoloji şirketleri ve sosyal medyanın da gerçeklerin ifadesinin habire önünü kesmesidir. İnsanlar o yüzden her şeyi kendi araştırmak zorunda kalıyor. 1 numaralı anayasal hakkımızın ihlalidir bu.


-Pekala, gelin girelim konuya hemen. Bu aşılarda grafen oksit var mı yok mu?

-%100 Var! Tartışmasız gerçek bu, aksi iddia dahi edilemez.

Adım adım da açıklayacağım size bunu zaten. Şunu mutlaka bilmeniz lazım: mRNA aşılarının hepsinde PEGile edilmiş [polietilen glikol moleküllerine bağlanmış] nano boyutta lipit partiküller var. Bunlardan bahsedeceğiz şimdi. Moderna aşısının patentinde açıkça “nano boyutta lipit/yağ formülasyonu kullanılmıştır” diye yazıyor. Metnin geri kalanında da, aşılarda yer alan ve yine PEGilasyon yöntemiyle hazırlanmış diğer içerikleri harf ve sayılardan oluşan kodlar şeklinde listelediklerini görüyoruz. Hem Moderna hem de Pfizer’ın IND ve faz 3 deneyleri için FDA’ya sundukları belgelerde de geçiyor bunlar. Tabii İngiltere için de, oranın idari makamlarına sunulmuş belgelerde de aynısı var. Şu ana kadar anlattıklarım açıktı umarım?


-Buraya kadar, evet.


-Patentle ilgili önemli olan nokta şu… Okudum patenti… 193 sayfadan oluşuyor, artı ek bölümleri var.

Grafen Oksitle ilgili bir şey var mı diye baktım. Ticari sır olduğu için patentte ismi geçmiyor; Bill Gates de aşıyla ilgili bir ticari sırdan bahsetmişti hatırlarsanız, ticari sır olarak korunan gizli bilgi kamuya açıklanmaz, o yüzden bunu patente koyamazlar.

Grafen oksit de bu yüzden patentte geçmiyor. Hatta her şey var, BİR O YOK patentte.

Buna rağmen aşılarda grafen oksit olduğuna dair kanıt göstereceğim ben size.

Çin’de kayıtlı patentte grafen oksitin geçtiğini göreceksiniz mesela.


-Peki ama neden diğer HER ŞEYİ yazıp bir tek GRAFEN OKSİTİ koymuyorlar ki patente? Neden bir O?

-En büyük neden bunun İNSAN İÇİN ZEHİRLİ BİR MADDE olması, zehirli olduğunun da GAYET NET BİLİNİYOR olması derim size.

-Peki.


-Diğer neden, Elon Musk ve Bill Gates’in insanla internet arasında arayüz yapma çalışmalarında kullandıkları ‘yapay zeka’ kalıbı HİDROJEL’in içeriğindeki baş madde olması.

-Yani bu tür “iğne”lerin yerleştirdikleri 5G teknolojisi ile bir tür “bağlantı” sağlayarak düşüncelerimizi, belleği vs. kontrol etmede kullanılabileceğine dair teoriler gerçek olabilir mi? Bu iğneler bu iş için özel olarak dizayn edilmiş diyebilir miyiz?


-Bu turla yapabilmeleri mümkün değil bunu,

alelacele bir şey yapıp çıkardılar ortaya. Ölmeden bedenlerine ne kadar yükleyebiliriz diye bakıyorlar gibime geliyor açıkçası şu an.

-Şu anda dozu bulmaya çalışıyorlar, bu onun deneyi diyorsunuz yani. Ölenler veya gördüğümüz tüm bu multipl skleroz, Guillain-Barré vakaları, el-ayak titremeleri, mıknatıslanma filan…

-Dikkat edin 6 ayda bir pekiştirme dozu almanız lazım deniyor şu an, yani

6 ayda bir grafen oksit pekiştirmesi yapacağız bedene ve böylelikle [ölümle sonuçlanmadan önce] insanoğlu sisteme ne kadar grafen oksit alabiliyor görmüş olacaklar.

Bunların üzerinden geçeceğiz zaten birazdan. Çünkü görüyorsunuz, şu an kobay hayvanı olarak milletlerin bu enjeksiyona tabi tutulduğu aşamadayız,

teknolojilerini kusursuz hale getirdikleri anda da bence planda ikinci aşamaya geçilecek.

İşin bu kısmına değinmekten hoşlanmıyorum çünkü hipotezler üzerinden gidip kendi fikrimi öne sürmektense eldeki veriler ne diyor, o çevrede kalmayı yeğliyorum.


-Anlaşıldı.


-Hakemsiz birtakım endüstri dergileri vardır, “bulvar yayınları” deriz buna camiada; her endüstrinin vardır “ bulvar yayın”ı. Kimi ararsanız vardır, bütün endüstri devleri çıkar geliştirdikleri teknolojilerin havasını atar bu dergilerde. “Cehemical and Engineering News” (Kimya ve mühendislik haberleri) dergisinde çıkan makalede de, bütün bu COVID aşılarındaki PEGile edilmiş nano lipit partiküllerden bahseder mesela. 4 tür lipit (yağ) molekülü var. İlki kolesterol. Vücudumuzun sevdiği yağ türü, kanda dolaşır durur bu. Fosfolipit vardır bir de; bu yağ molekülü hücre zarına yapışır, zardan hücreye geçiş yolunu açar. İyonlarına ayrışabilen bir lipit (yağ) türüdür bu. Pozitif iyon yükü sayesinde taşıdığı mRNA’nın hücre içine geçişini sağlar. Bir de PEGile edilmiş [Poli-Etilen Glikol moleküllerine bağlanmış] lipid var. Endüstrinin bu molekülleri yapma nedeni mRNA’nın, ister laboratuvarda üretilmiş [sentetik] olsun ister hayvan veya insana ait olsun SON DERECE KARARSIZ (dayanıksız) olmasıdır. 25 derecede havada ölür gider, güneş ışığı öldürür atar, üstüne solusanız ölür ve bunların hepsi de araştırmalarla tespit edilmiş durumlardır. Sağlıklı bir bireyin nazofarenks (geniz) bölgesinden öteye geçebildiği pek görülmez. Tükürüğünüz bile öldürür atar bunu, kendi başına hayatta kalması mümkün değildir. O yüzden yaşatmak için bu tür bir “biyosfer” yapıyorlar buna. Aşıdaki 4 lipid bu yüzden orada ve yanında da grafen oksit var.

Grafen oksitin ilginç özelliği, titanyumdan 4.000 kat güçlü olması, 925 santigrat derece sıcaklığa dayanması!

Gittiniz bu son derece kararsız (dayanıksız), tek sıralı RNA virüsünü aldınız ve parçalanamaz/yok edilemez hale getirdiniz demektir. Yaptıkları şey bu. PEG’lere bağlanmış lipid moleküllerini üreten şirketin adı SINOPEG ve yerleri Çin’de. Bu bilgiye nasıl mı ulaştım? Pfizer’ın EUA (acil kullanım onayı) başvuru dokümanını incelerseniz, bu 4 lipid molekülünün isminin geçtiğini görürsünüz. Moderna’nınkinin endüstriyel ürünler için kullanılan “malzeme güvenliği bilgi formu” (MSDS) olduğunu görüyoruz. Moderna’nın numarası SM102. Pfizer’ın ilgili makamlarındaki dokümanında ise aşıdaki lipid adları ALC0315, ALC0159 olarak geçiyor. MSDS numarası ile bu sayı ve kodları netten aratınca karşıma SINOPEG çıktı. Arama motoruna gidip SINOPEG diye aratmadım yani, MSDS numarasından buldum burayı. Gidip SINOPEG’in sitesinden 100 harf ve sayı kodundan oluşan upuzun lipid isimlerini görebilirsiniz. Orada bir de COVID-19 Excipients” [COVID-19 aşısında kullanılan “yardımcı maddeler”] sekmesi olduğunu göreceksiniz. Orada “poli-etilen glikol / PEG2000” yazıyor. Burada da ALC0159 diyor ve bu şirket Çin’de. Moderna’nın patentine baktığınızda da kullandıkları tüm poli-etilen glikol tiplerini (200-300-2000) dökümlediklerini görüyoruz. SINOPEG’in sitesinde de aynıları “V-19 aşısındaki yardımcı maddeler” başlığı altında duruyor. Gayet net Çin’de üretilmiş aşılarda mevcut bunlar. ABD’ye satışı yapılmayan başka mRNA aşıları da var. MSDS numarasını girip o aşılardaki “yardımcı maddeleri” de bu siteden görüntüleyebiliyorsunuz. “ Malzeme Güvenliği Bilgi Formu” numarasıyla (MSDS) aratıyorsunuz. Grafen nedir öğrenmek istiyorsanız, SINOPEG bunu şöyle açıklıyor: “enerji depolamaya yarayan, ‘çekirdek üstüne giydirilmiş dış cephe’(core-shell) yapılı polietilen glikol ile işlev kazandırılmış polimer yalıtkanlar: birleşik mekanik ve yalıtımsal performans”. Bu şu demek Grafen elektrik iletebilen bir madde. Pozitif yüklüyse—ki bunları da hep NIH (Ulusal Sağlık Endüstrileri) ve Moderna’nın yürütmüş olduğu çalışmalardan öğreniyoruz

— Grafen artı yüklüyse, temas ettiği HER ŞEYİ İMHA EDİYOR. Şu anda yüklü değiller, nötrler.

Peki hücre içine geçebilmek için art yükü nasıl alıyorlar? İşte o iyonlarına ayrışabilen lipidler sayesinde. Hücreye geçişi sağlayan bu. Fakat şu etapta yüklü değiller, alanları nötr.

Gelgelelim, pozitif yükü aktive edecek ELEKTROMANYETİK bir alanla karşılaşıldığı takdirde hasar oluşacak ve bu nanopartiküllerden kimin vücudunun NERESİNDE NE KADAR taşıdığına bağlı olarak ÖLÜME kadar gidebilecek bir durum hasıl olacak demektir.

-Dünyaya YALAN söylediklerine şüphe yok gözümde. Gizli içerik maddelerini saklamaya çalışıyorlar. Bu programı “TEYİT” merceğine almış Lead Stories, USA Today ve diğer yayın kuruluşları da basbayağı YALAN SÖYLEMEKLE meşguller. Kimlerin bu işin içinde olduğuna geleceğiz birazdan ama toksik olduğu besbelli olan bu

grafen oksiti kullanmalarının nedeni nedir tam olarak sizce?

-Çok iyi bir elektrik iletkeni ve aynı zamanda elektromanyetik alan da taşıyabilen bir madde bu. Sizi ciddi ciddi internete bağlayabilir yani. Nedeni bu.

-Tamam bu nokta iyice bir netleşsin istedim, çünkü farazi konuşmak istemediğinizi, verili bilimsel bilgiler üzerinden gitmek istediğinizi biliyorum. O yüzden, bu maddenin böyle bir şeyi yapmaya muktedir olduğunu, böyle bir şey için kullanılabileceğini teyit etmek istedim.


-Vaktim olmadı ancak teknoloji alanında yayımlanmış veya yapay zeka ile ilgili çalışma ve yayınları taradığımız takdirde grafen oksitin bunu nasıl yapabileceğine dair açıklamaya rahatlıkla ulaşabiliriz diye düşünüyorum.


-Her halükarda zehirli bir madde bu. Pozitif yüklendiğinde dokunduğunu imha ettiğini de söylediniz. İnsan sağlığına zararlı bir zehir bu, aşıda işi yok ama orada. Konu kapanmıştır. Bilmem gerekeni öğrendim ben . Peki bu işin arkasındakiler kim? Bana bunu söyleyin.

-Shanghai Nanotech adlı bir şirket var, CV-19 aşılarında yardımcı madde olarak kullanılmak üzere geliştirdikleri grafen oksit materyali için patent başvuruları var.

Merkez ofislerindeki bir toplantıdan görüntü var burda ve görünüşe göre Moderna’nın teknoloji şefi Tal Zaks ile beraberler. Dünya Sağlık Örgütü’nün sitesinde de, tüm dünyanın CV-19 aşıları için nasıl elele verip çalışması gerektiğini anlattıkları geçen seneden kalma bölümde de “olağan şüpheliler”den Peter Daszak, Moderna’dan bazı isimler ile NIH ve NIAID gibi kurumların isimlerini görebilirsiniz. Bu ürünlerin geliştirilmesi ve kitlelere uygulanmasında oldukça geniş bir milyarderler ve milyonerler grubunun koordinasyonu üstlendiğini görüyoruz.


-Peki, bu bilgi ortada, siz de yetkili bir ağız olarak konfirme ediyorsunuz… Bu da şahsi görüşünüze yönelik bir soru olacak, yanıtlamak istemezseniz geçebiliriz ama sormam lazım… Başkan Trump, Ron DeSantis, Sean Hannity gibi insanların bu oyundaki rolü nedir? Nasıl bilmezler olup biteni, basbayağı biliyor olmaları lazım?


-Yok, bunları bilmelerine imkan yok. Pardon…

bu bilgilere ulaştığımda ağlamaktan helak oldum. 26 Mayıs’ta oturdum tüm bu bilgileri 30’a yakın haber kuruluşuna emaille gönderdim. Bakın dedim bunlar biyolojik silahtır, tüm bilgilerin özetini geçtim emailde.

American Frontline Doctors adlı doktor birliğindekilerle bile konuştum. Haklarında kötü konuşmak istemem ama ben bunları anlattıktan sonra bile aralarından bazı doktorlar çıktı “30 yaşından genç olanlar aşıyı yaptırmasın” demeye devam etti! Telefon açtım, “Ne yaptığınızı zannediyorsunuz, bunlar biyolojik silah diyorum size, insanlara bu denir mi?!” diye uyardım. Tam bir akıl tutulması yaşanıyor maalesef, insanlar durumun vehametini anlayamıyorlar. Bu iğnelerin nasıl bir fenalık olduğunu sıradan vatandaşın anlaması hakikaten çok zor. Şunun da anlaşılması lazım. 1,5 senedir her kim çıkıp “bu virüs korkulduğu kadar kötü değil” diyecek olsa alay edildi, dışlandı, doktorlar meslekten menle tehdit edildi. İnsanlar gerçeği duyamadı bile. Bu kadar hızlı piyasaya çıkarılışlarını eleştiren, gerçekten ihtiyaç olup olmadığını sorgulayan kim varsa onlar da susturuldu. FDA’nın 18 yaşın altındakilerin bu enjeksiyonları alması gerekmediğini düşünüyoruz, aşılılardan etrafa virüs bulaşma ihtimali var dediği belgeler bile görmezden gelindi. “Aşı” onay başvurusunda “üretim” kısmının redakte edilmiş olması ne demektir?! Vicdan sahibi kimse onaylamaz böyle bir şeyi!

Fakat öyle bir beyin yıkama operasyonu, öyle bir kontrol ağı var ki… Büyük teknoloji şirketlerinin insanlara ‘gerçek’ diye yutturduğu koca yalanlar varken kimse sizin anlattığınız şeylerin gerçek olabileceğine inanmıyor dahi. Eşi tarafından aldatılan ama farkında olmayan birini düşünün. Eş-dost herkes uyarsa da, dünyanın kanıtı gözünün önünde olsa da eşinin kendini aldattığına inanmak istemeyen insanların durumu gibi bu. Güvendiğiniz tüm kaynaklar, medya size güvenilirdir derken biri çıkmış hayır, bakın bu öldürücü bir silahtır, planlı programlı soykırıma gidiyoruz dediğinde elbette inanılmaz gelir!

-Vay


-Anlatabiliyor muyum?


-Evet… Hazmetmekte güçlük çekiyorum tabii tüm bu söylenenleri, sonuçta ben de insanım. Bu iğneyi olmuş tanıdıklarımız var, düşünün… İnsanlarla bu konuyu konuşmanın ne kadar zor olduğunu düşünün bir de… Her Allah’ın günü bunun gibi dünyanın bilgisiyle karşılaşıp hangisi doğru hangisi yanlış, eksiği var mı dezenformasyon olabilir mi, kim derin devletten, kim yanıltıcı konuşuyor, kim kontrollü muhalefet yapıyor ayırt etmek durumundayım. Bilimkurgu filmindeyiz sanki, ama siz de yaşıyorsunuz aynını, o yüzden anlarsınız halimden, anlattığınız her şeyi bir yandan süzgeçten geçirip ne nediri anlamaya çalışıyorum ve diyorum ki, bütün bu MEDYA MENSUPLARI, milyarlarca insanın hayatının söz konusu olduğunu anlamıyorlar mı bu insanlar? Anlıyorlar da mı hala bu şekilde davranıyorlar ki o zaman daha da vahim demektir durum! Çünkü SUÇA ORTAK oluyorlar demektir o zaman. Ajandanın yürütülmesine yardakçılık ediyorlar resmen. Diğer yandan bu iğnenin zorunlu tutulacağı bir sürü insanı düşünüyorum. Bakın daha bu sabah bir email aldım. Zor durumdaki bir anne yazmış bana. Güney Carolina’da Hristiyan üniversitelerden birine başlayacak kızı ve okula giriş için zorunlu tutacaklar bu iğneyi kızcağıza. Daha 18 yaşında hayatının baharında gencecik bir kız… Bu ilkedeki aynı durumdaki milyonlarca gençten yalnızca biri bu. Gençlerimize yaptığımız şeye bakın ZEHİRLİYORUZ çocukları! Sağlık çalışanlarının durumu ayrı vahim. Son 48 saatte bir düzine email aldım resmen. Hemşireler, hasta bakıcılar, doktorlar, hastane ve klinik çalışanları… Hepsine zorunlu tutulacak bu ve yaptırmak istemiyorlar! Yardım istiyorlar! Adalet bakanlığı diyor ki tüm bu kurumlara, mecburi tutabilirsiniz enjeksiyonu. Valilik enjeksiyon şartı koşabilir, iş yerleri “aşı”sız çalışamazsınız diyebilir.


-Adalet bakanlığının dediğine bakmayın, hele de bu hükümetten çıkıp konuşan herkesin her dediğine inanmamak lazım. Adalet bakanlığı “biz bu enjeksiyonu öneriyoruz” veya “zorunlu tutuyoruz” diyebilir. Bildiri yayımladılar bir tane, okudum da ben bunu. Dawn Johnsen tarafından kaleme alınmış bir bildiri bu. Adalet bakan yardımcısı bu kişi ve diyor ki şu şu kanunun şu şu bendi hükmünce özel şirketler ve yerel hükümetler [eyaletler] “aşı”yı acil kullanım onayı üzerinden zorunlu tutabilir. Kanunu yorumlayış şekli gelişigüzel bu kişinin ve hiçbir hükmü de yok. Şahsi fikrinden öteye geçmiyor bu bildirim, kanunen uygulanabilir bir karar da değil. Gayet net. Üstelik, insanları ikna için bu enjeksiyonlar ile ilgili yürütülen amansız propagandanın YALAN DOLANDAN öteye geçmediği yetmezmiş gibi, kaldı ki bu kendi içinde insan haklarına aykırıdır ve suç işlenmiştir, bakan yardımcısı ilgili kanunun 21. bendinden bahsetmiyor dahi bu bildirisinde. Çünkü “İlaç ve Aşı Güveliği” ile ilgili aynı kanunun 4 ayrı maddesini daha ihlal etmiş bulunuyorlar! 502. Maddeye göre “Hatalı ve Yanıltıcı Ürün Etiketi” kullanılmıştır, çünkü bu şey aşı falan değildir.

Enjeksiyonu aldığınızda SAĞLIĞINIZA TEK BİR FAYDA SAĞLAMAMAKTADIR, bu enjeksiyonun TEK yapabileceği şey ZEHİRLEMEK, ZARAR VERMEK VE ÖLDÜRMEKTİR.

Bu da ürünle ilgili hatalı ve yanıltıcı bilgilendirme yapıldığı anlamına gelir. Ürün bilgilendirmesinde içinde grafen oksit olduğu da yazmıyor.

“İçeriği ile oynanmış İlaç ve Tıbbi Cihaz”dan ötürü 501. madde de ihlal edilmiştir. Bu maddeye göre içinde “toksin” bulunan ürün “içeriği ile oynanmış/saf olmayan” ilaç kategorisine girer ki GRAFEN OKSİT toksindir. “Yeni İlaç Başvurusu”nu (YİB) kapsayan 312.23 nolu kanun da ihlal edilmiştir.

Çünkü başvuru yapabilmeniz için İNSANA geçmeden önce ürünün GÜVENLİĞİNİ HAYVANDA göstermiş olmanız gerekir. Bu yok ama şu an GEBE, asker emeklilerine bu enjeksiyonu yapmak için niyet mektubu imzalamış durumdalar! Bu şeyin gebe kadınlara enjekte edilmesine kimsenin kılı nasıl kıpırdamaz?! YİB yönetmeliklerinde der ki “SHEDDING” (ürünün uygulandığı kişilerden çevrelerine mikroorganizma saçma) söz konusuysa, doğurganlık çağındakiler için riskli olduğu görüldüyse deneyin durdurulması gerekir. SHEDDING olduğu biliniyor, doğurganlık çağındakiler için de risk olduğu biliniyor, hatta bizzat FDA, virüs proteiniyle yaptıkları onkolojik tedaviler için SHEDDING’in gayet net gözlemlenen bir durum olduğunu söylüyor da! Bu yüzden de ÖNCE hayvanda deneyler yapmanız gerekiyor, ardından insanda Faz1 deneyleri yapılıyor ki “shedding” söz konusuysa enjeksiyonu OLMAMIŞLARI enfekte etmesinler diye önlem alınabilsin! Şu anda olan da bu: [enjeksiyonu olmuş olanlar etrafındakileri enfekte ediyor.] 312.42 da ihlal edilmiş durumda: “Klinik deney kaideleri ve değişiklik talebi yönetmelikleri”. Buna göre, deneylerde bu saydığım durumlardan herhangi birinden görülmesi durumunda (ki en az 3 düzine vaka var böyle) DENEYİ DURDURMAK ZORUNDASINIZ.


-25 kişi öldüğünde durdurulmuştu deneyler, 6 Beagle cinsi köpek öldüğünde de durdurulmuştu…


-Daha deney faresi aşamasında durdurmaları gerekiyordu bunu! Enjeksiyondan sonraki 24 saat içinde farelerin %80’i öldü, geri kalanı da bir haftaya kalmadan öldü biliyorsunuz bu deneyde. O noktada durdurmaları gerekiyordu deneyi!

-Fakat durum tam da o, değil mi? İş bu enjeksiyona geldiğinde koyulan bir sınır filan yok ortada. Kaç insan ölürse ölsün bu enjeksiyonu dayatmaya devam edecekler, değil mi?


-Amerikan halkı sesini çıkarmaz, “yeter artık” demezse Amerika’nın kökünü kazıyana kadar sürdürecekler bu işi.

-Vay


-Ve çocukların peşindeler şu an! Asıl üzücü olan da bu… soy sop bir şey kalmayacak geriye, Amerika diye bir ülke olmayacak. Doğurganlık çağındaki insanların kısırlaşması bu demek… ve çocuklar aşılardan en ağır zarar gören, olumsuz reaksiyon ve ÖLÜM riski yüksek grup, baksanıza.

Miyokardit istatistiklerine bakmanız yeterli bunu görmek için. 25.000 enjeksiyonda 1 miyokardit vakası bildirilmiş ki %10’u bile değil bu gerçek rakamların. Nereden baksanız 2.500 kişiden 1’inde, hatta 250 çocuktan 1’inde görülüyor demektir bu! Çocuk nüfusun %4’ü hayatından on yıllar kaybediyor ve hatta ölüyor demektir bu.


-Süremizin sonuna geldik maalesef. Burada kapatmam lazım programı. Yeniden konuk olmanızı istesem? Çünkü biz doğruların peşindeyiz, siz de bu konuda oldukça bilgilisiniz. Size yöneltmek istediğim daha çok soru var sırada. Programa yeniden katılma sözü alabilir miyim sizden?


-Elbette katılmayı çok isterim. Yanıtlamayı tercih etmediğim bir soru veya konu olursa çekinmeden söylerim, merak etmeyin.


-Tamam çünkü öyle çok şey var ki daha soracak ve eminim sosyal medya hesaplarıma ve PROTON adresli email’ime de bir sürü soru yağacak izleyicilerden. Şunu da sorun diyeceklerdir. O yüzden ilerisi için şimdiden sizi davet etmiş olayım.


-Elbette. Zaten FDA’dan filan belgelerin çoğunu da gönderdim size biliyorsunuz. Patent bürosundan filan bilgiler de var.


-Aynen. O belgelerin hepsini stewpeters.tv adresindeki sitemizden yayımlayacağız.


-Sağlık çalışanlarının derneklerine gönderilmek üzere mektup taslakları da hazırladım. Araya işler girdi, gönderemedim ama şimdi onları da son haline getireceğim. Bugün bitirir gönderirim. İnsanlar iş verenlerine, okula, doktorlarına gönderebilirler bu mektupları. Aydınlatılmış onam hakkımı kullanmak istiyorum diyebilirler bu örneklerle. İşten çıkarılmalarını önlemeyebilir, ancak sonunda adaletin tecelli edeceğine inanıyorum. Anayasanın üstünlüğü bakidir. Bu mektupları göndererek, ileride “Biz bunları bilmiyorduk” deme ihtimallerini de ortadan kaldırmış olacaksınız, kanun önünde sorumlu olacaklar.


-Kesinlikle katılıyorum ve iyimser duruşunuz için de teşekkür ediyorum keza benim de burada tutunmaya çalıştığım şey bu. İnanılır gibi değil hakikaten yaşananlar. Çok teşekkür ederi. Stew Perters Show 1 dk. sonra devam edecek.



Kaynak :

28 Temmuz 2021

DEADLY SHOTS! Former Pfizer Employee Confirms Poison in COVID 'Vaccine'

(2 milyon üzeri izlenme)





Bağlantılı Diğer Haberler :


3 Temmuz 2021

AŞI’DA GRAFEN’İN NE İŞİ VAR?

Yazan Muammer Karabulut (Prof. Dr. Pablo Campra Madrid ve Dr. Saeed Qureshi Yorumu ile)