top of page

AIDS Sahtekarlığı | Dr. Robert Willner (1994)

Videodan SATIR BAŞLARI...

▪️Korona sahtekarlığı ile nasıl benzerlikler içinde olduğunu görünce şaşıracaksınız!

▪️Tarihte insanlığa karşı bilim adına çevrilmiş gelmiş geçmiş EN KORKUNÇ SKANDAL VE DÜMENDİR bu!

▪️Bugünkü kıyımın mesuliyeti, hem de oldukça büyük kısmı BASINA aittir!

▪️(Robert) Gallo, (Anthony) Fauci, (William A.) Haseltine, (Max) Essex denilen ÜÇKAĞITÇILAR

▪️Dünyanın en iyi, en saygın viroloğu kendi bilimler akademimizin değerli üyesi Peter Duesberg koca kariyerini NİYE tehlikeye atsın? Daha geçtiğimiz sene Nobel (Kimya) ödülünü kazanmış Kary Mullis için ne diyeceksiniz peki? O niye tehlikeye atıyor kendini?

▪️SALGIN FALAN YOK ORTADA!! YOK BÖYLE BİR ŞEY!! Çünkü bugün AIDS’in 1 numaralı sebebi aslında 2 TIBBİ İLAÇTIR!!

▪️HIV virüsünün ciddi herhangi bir hastalığa yol açtığını ispatlayan, bilimsel tek bir belge gösterene 100 bin dolar veriyorum.

▪️Ve fakat, bilim de siyasetten farklı yürümüyor ki! Siyaset güdümlü hastalıklar devrindeyiz!

▪️Çaresi nedir peki, nasıl iyileşir bu insanlar? İLAÇ BIRAKARAK!

▪️HIV testi dedikleri şey antikor bakıyor, virüs filan aramıyor!

▪️Tereyağından kıl çeker gibi, ÖYLE KOLAY iş ki SALGIN ÇIKARTMAK!


ÖZET (2 dk) :

















TAMAMI (52 dk) :

















Videonun Altyazı Metni


Dr. Robert E. Willner – ÖLÜMCÜL ALDATMACA

Seks ve HIV’in AIDS’e Yol Açmadığına Kesin Kanıt


Uluslararası aids projesi grubu adına basın toplantımıza katıldığınız için teşekkür ediyorum.

Akademisyen ve tıp doktoru Robert willner, birazdan sizlere burada ne yaptığımızı, daha doğrusu kendisinin HIV-pozitif gönüllümüz Kim Vrees ile ne yapacağını açıklayacak.


Dr. Willner bugün kendini enfekte edecek. Kendisi size yapacağı şeyin en olduğunu anlatırken bunu NEDEN yaptığını da açıklayacak. Kanla inokülasyondan sonra Dr. Willner varsa sorularınızı da alacak. Toplantı sonrası soru-cevap oturumu olacak.


Dr. Willner’a hoş geldiniz demek istiyorum.


Mikrofonsuz duyabiliyor musunuz acaba beni?

Duyabiliyorsunuz… Pekala…


Bu iğne batırma işi ilk değil, çok defa yaptığımı biliyorsunuz.

Ardından basında neler dendiğini de biliyorum. O yüzden, başlamadan bir-iki noktayı iyice netleştirmeyi isterim. Cinsel eğitim sertifikası olan bir doktorum. Ve Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde senelerce cinsel eğitim haftasında tıp öğrencilerine bu konuda eğitim vermiş biriyim.


“Sorumlu Cinsel Birliktelik” ’in tamamen yanındayım. Bunun çok net anlaşılmasını istiyorum. “Güvenli” cinsel ilişki kavramının çok ötesini kapsayan bir terim bu. “Güvenli cinsel ilişki” nasıl olur, bildiğimden de emin değilim açıkçası. Ülkenin bilhassa genç insanlarının sorumsuzca cinsel ilişkiye girerseniz kapar ölürsünüz(!) dedikleri AIDS ile tehdit edildiği bu süreçte zührevi hastalık görülme hızı ARTMIŞ, evlilik dışı doğan çocuk sayısı da artmış, lakin AIDS artmamıştır!


Cidden çok ilginç bir durum bu. Demek ki gençlerin cinsel davranış örüntüsünü etkilememiş bu hastalık! Etkileyeceğini de hiç düşünmemiştim zaten. İnsanlık tarihinde görülmüş şey değil çünkü bu.


Cinsel davranışı etkileyecek tek bir şey var dünyada. O da seksin beraberinde getirdiği sorumlulukların anlaşılması.

Bir defa, ilişkiye girdiğiniz insanın hisleri, duyguları ve hayatı var işin içinde.

İkincisi de, kapabileceğini 6 zührevi hastalık olduğunu bilmeni gerekir.

Üçüncüsü de heteroseksüel ilişkide istenmeyen gebelik durumu hasıl olabilir.

İlişkiye girerken düşünmemiz gereken çok ciddi ve mühim şeylerdir bunlar.


Bu alanda düşüncesiz ve sorumsuzca davranacak olursa şayet doğacak acı ve kederin haddi hesabı olmayacağı gibi inanılmaz da maddi külfet oluşur. O yüzden, kimse sorumsuz seks savunuculuğu yaptığını söylemesin. Ama genç insanlarımıza YALAN söylenmesine karşıyım bakın.


O yalanla insanların ölümüne ve mahvına sebep olunmasına karşıyım. Gençlere söylenen yalan yüzünden gidip AIDS’e yol açan ASIL davranışları sürdürmelerin sebep olunmasına karşıyım.


Bugün burada bulunmamın sebebi ne olabilir diye sormanız lazım kendinize.


Dendi ki “Kitap satmak için” yapıyor bu şovu :

“Ölümcül Aldatmaca”

İnsanlara hakikati ulaştırmanın yalnız 2 yolu var :

Ya sözlü olarak anlatacaksınız ya da sözü yazıya dökeceksiniz.

Kitap bu yüzden yazıldı işte.

Tarihte insanlığa karşı bilim adına çevrilmiş gelmiş geçmiş EN KORKUNÇ SKANDAL VE DÜMENDİR bu!

Bugün günlerden 7 Aralık (1994). Pearl Harbor saldırısı yaşandığında 12 yaşındaydım ve 2.Dünya Savaşı’nı da gayet iyi hatırlıyorum. Bugün de tarihi bir gün, zira “AIDS Salgını” ile 2.Dünya Savaşı’na götüren olaylar zinciri arasında inanılmaz bir paralellik var. Hitler’in BÜYÜK YALANI’nı biliyorsunuz…

İnanılır gibi değil ama bugün, bilhassa bu ülkede milli sağlık enstitüleri (NIH) yetkilileri ve hatta BASININ icraatlarını görse Hitler kıskançlıktan çatlardı herhalde. Bana göre 2.Dünya Savaşı’ndan daha büyük bir SOYKIRIM ile sonuçlanabilecek

BUGÜNKÜ KIYIMIN mesuliyeti, hem de oldukça büyük kısmı BASINA aittir!

Dr. Robert Gallo’nun AIDS’e yol açtığı TAHMİN EDİLEN virüsü bulduğu ilk açıkladığında 1984’te [sağlık bakanı] Dr. Margaret Heckler’in de eşlik ettiği bir basın toplantısında medyaya ilan edilmişti bu hatırlarsanız. Ve bu açıklamayı ellerinde bilimsel TEK BELGE, ABD’de yayımlanmış TEK ÇALIŞMA olmadan yapmışlardı!


Ve bugün bildiğiniz gibi, bu virüsün bırakın AIDS’i, HERHANGİ BİR HASTALIK yaptığına dair de ellerinde HİÇBİR kanıt yoktu bu ekibin!


Medya üstüne atladı haberin! Patlatacakları bir hikaye bulmuşlardı.

Sonra bir baktık, AIDS’e yol açması “İHTİMAL DAHİLİNDEKİ” virüsümüz, “AIDS VİRÜSÜ” olmuş çıkmış?!


Hiçbir yerde değil ama MEDYA’da “kanıtlanmış” virüs patojenisitesi bu, kesin bilgi yani!


Ne zaman kamera önüne geçip kimilerinin “gösteri” dediği bu şeyi yapsam soru yağmuruna tutuluyorum.

Kitap satmak için(!) yaptığım gösteri hani! Dünyalıyım ben. Ama bu insanlar bence kesinlikle Uranüs’ten!


Elimi kanatıp ölümcül dedikleri virüsü “kitap satmak uğruna” veriyorum kendime, öyle mi?

Zır deli bu adamlar! NİH’teki o ayak takımı;

(Robert) Gallo, (Anthony) Fauci, (William A.) Haseltine, (Max) Essex denilen ÜÇKAĞITÇILAR

başta olmak üzere diğer hepsi, tek kelimeyle SOYKIRIM suçlusu o cani serseri takımı çıksın karşıma bakalım.


Buyursunlar mahkemeye versinler hadi?! Burroughs Welcome Fund versin mahkemeye hadi!!

Patır Patır insan öldüren bir ilacı BİLEREK satıyorlar çünkü?!

Mahkeme olduğu taktirde, “Ölümcül Aldatmaca” kitabımda sıraladığım MUTLAK DELİL ve İSPATI

Bir bir önlerine koyacağımı biliyorlar?!

Bugün burada yaptığım şeyde yalnız da değilim!

BASIN bunca açık gerçekleri NASIL KAÇIRIR?!

Dünyanın en iyi, en saygın viroloğu kendi bilimler akademimizin değerli üyesi Peter Duesberg koca kariyerini NİYE tehlikeye atsın?

Ne çıkarı var ki bundan?!

Laboratuvarını elinden aldılar bile, projesine maddi destek de kesildi, profesörlüğüne dokunmuyorlar, kadrolu çünkü. Harvard’lı profesör Charles Thomas’ın derdi ne ola ki aynı şeyi söylüyor?!

Daha geçtiğimiz sene Nobel (Kimya) ödülünü kazanmış Kary Mullis için ne diyeceksiniz peki? O niye tehlikeye atıyor kendini?

Onun kazancı ne bu işten?

Habercilerin sorması gereken sorular bunlar işte

Kitap satmak için kendime virüs, hem de “ölümcül” bir virüs veriyormuşum, öyle mi?!

Ya da belki de sizin bir türlü kafanınız basmadığı şeyler biliyoruzdur, olamaz mı?

Virüs denklem dışı kaldığında, geriye (oluşum nedeni-yolu) gayet anlaşılabilir bir hastalık

Ve gayet de basit bir çözüm yolu kalıyorsa ya?!

Bilmeyenler, kitabımı da okumamış olanlar içinde hatırlatırım, “kazanılmış immün yetmezlik hastalıkları”na neyin yol açtığını EN AŞAĞI 70 yıldır biliyoruz zaten!

Tıp kitaplarında yazıyor bunlar.

Açın okuyun…


Dünya yüzünde bu problemin 1 numaralı nedeni :

MALNUTRİSYON ve AÇLIKTAN kırılmadır. Alın size AFRİKA…


Geçtiğimiz senenin 3 Ekim tarihli Sunday Times manşetlerine bakın : 2 sayfa boyunca başlıklar çığlık çığlığa aslı astarı olmayan “VEBA”yı haykırıyor size.

Sözümona EPİDEMİNİN (salgının) KALBİNDE 5 yıl yaşamış, doktoru, laboratuvar teknisyeni, personeliyle 250 kişilik işletmenin başı olan Philip ve Evelyn Krijnen ile konuşun!

Sözde epidemi diyelim biz buna… Hem de 5 yıl!

EPİDEMİ (salgın) FALAN YOK ORTADA!! YOK BÖYLE BİR ŞEY!!

Bu insanlar orda yaşıyor!


Dünya Sağlık Örgütü’nden “Bir sürü insan ölüyor, gözlerimizle gördük” diyen birileri değil bu kişilikler!

Görürsün tabi!! Hepimiz gördük televizyondan SOMALİ’de açlıktan ölen insanlar!!

Sen ne gördüğünü zannediyordun ki?!!

AIDS oydu işte!!!

Açlık nedeniyle, malnutrisyon nedeniyle…


AIDS’e neyin sebep olduğu sır değil ki. 70 yıldır biliniyor zaten!


HAP KULLANIMI 2. sırada geliyor!

Ve aklınıza sadece sokakta satılan haplar gelmesin…

Çünkü bugün AIDS’in 1 numaralı sebebi aslında 2 TIBBİ İLAÇTIR!!

AZT, 60’lı yıllarda bulunmuş bir ilaç bu.

KANSER tedavisine yönelik KEMOTERAPİ İLACI olarak çıkıyor piyasaya.

Kanser tedavisinde kullanılamayacak derecede zehirli çıktığından RAFA KALDIRILIYOR!

Kanserden de beter bir ilaç immün yetmezliği olan insanlara verildi tedavi diye!


AIDS’in diğer sebeplerine dönelim...

Yani sadece uyuşturucu haplar değil, tıbbi ilaçlar ve 3. olarak da RADYASYONDUR sebebi.

Çernobil, Nagasaki ve Hiroşima’dakilerin neyden muzdarip olduğunu sanıyorsunuz?


Ve 4. sırada KEMOTERAPİ gelmektedir. 4.sırada!

Kazanılmış immün yetmezlik durumuna bağlı hastalıklardan en çok öldürenler listesinde KEMOTERAPİ 4. SIRADA!

Ve de gelmiş geçmiş en zehirli kemoterapi ilacı AZT şu anda AIDS tedavisinde kullanılıyor.


Geçtiğimiz sene tamamlanan “Concord Çalışması”nda…


Düşünebiliyor musunuz?

Bütün dünya basını NERDE? Nerdesiniz millet!


Senede binlerce dolara mal olan ilacı versinler ve tedavide istediğimiz sonucu alamadık desinler!

Tabi buna inanırsanız…


Peki burdaki basın mensuplarından bu ilacın prospektüsünü okuyan var mı?

DNA terminatörüdür bu! Yani tıpkı filmdeki gibi, DNA’yı yok ediyor.

YAŞAMI SONLANDIRIYOR!

DNA’yı yok etmek demek, yaşamı sonlandırmaktır.

Ve tabi prospektüste bir de “yan etkiler” var.

Tıpta YAN ETKİ diye bir şey OLMADIĞINI ne zaman öğreneceksiniz? İstenmeyen DOĞRUDAN ETKİDİR bu!

AZT’nin istenmeyen doğrudan etkilerinden birinin ne olduğunu öğrenmek ister misiniz peki?


LENFOMA, KANSER yani AIDS’in tanımı dahilindeki hastalıklardan biri.


Ve sözde yan etki diye tanımladıkları diğer bir doğrudan etki PANSİTOPENİ!


Anlamı ne mi?

PAN-SİTO-PENİ… PAN=Bütün, SİTO=Hücreler, PENİ=Kayıp/Ölüm

Tüm hücrelerinizin kaybı… AIDS dediğimiz bu zaten. AIDS’in tanımı bu.


Demek ki AZT, tanımı gereği, kendi prospektüs bilgileri gereği AIDS’e sebep oluyor ve AZT alıp da hayatta kalan olmuyor! Eninde sonunda öleceksiniz demektir!


Önerilen dozu iyiden iyiye azalttılar da!

Fazla hızlı öldürüyordu çünkü hastaları…


Birine büyük doz “striknin” (kargabüken) verirsen 5 dakikaya ölüsü çıkar.

Bir sonrakine yalnız birkaç damla verirsen 4-5 gün daha yaşar, sonra ölür.


Sen de sonra çıkar dersin ki, “gördünüz mü, ne şahane bir ilaç bu striknin, 5 kat uzun yaşattı bu hastayı!”

Dünyaya karşı oynadıkları oyun bu işte!


1 seneyi geçti ama teklifim hala geçerli :

HIV virüsünün ciddi herhangi bir hastalığa yol açtığını ispatlayan, bilimsel tek bir belge gösterene 100 bin dolar veriyorum.

Buna sebep olmaz.

Tam bir SKANDAL, inanılmaz bir SAHTEKARLIKTIR bu!


Bu sahtekarlığın sorumlusu olan virologlar, “Onların bundaki kazancı nedir?” diye sorarsanız…


Duesberg, Charles A. Thomas veya Karry Mullis’in sergiledikleri duruştan kazancı ne oldu bilmiyorum. Mullis zaten Nobel’i kazanmış, ilgi çekmeye ihtiyacı var mı ki konuşuyor?! Testi bulan adam bu bir de! PCR’nin mucidi… Diyor ki, “Bu virüsün herhangi bir hastalığa yol açtığını gösteren hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.”


Peki ya BU YALANLA dünyayı kandırmakta olan kişiler?

Hepsi şu an MULTİMİLYONER!


Peki bu Ulusal Sağlık Enstitüleri’ne (NIH) ne demeli?

Bağımsız özel bir laboratuvar AZT’yi incelediğinde NIH laboratuvarının bulduğunun 1000 katı daha toksik olduğunu buldu. Laboratuvar ölçümlerinde %5 lik, %10’luk hatayı anlayabiliriz fakat %10.000 lik, %100.000 lik hata ne demektir?! SAHTEKARLIKTIR bunun adı!

İşin kokusu çıktı tabi. Belgesiyle, iç yazışmalarıyla kanıt da var elimizde ve çıka çıka işin altından kim çıktı?


CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri), siyahileri frengi ile enfekte edip tedavisini vermeyen aynı kurum. Sapasağlam belgelidir bu da.

“Hastalık nasıl ilerliyor, görmek istedik.” diyor CDC!?

Kimsenin devlet idaresine güveni kalmaz diye, AIDS ile ilgili hatalarından bu noktada dönemeyeceklerini kabul edip açıklamış bir kurum bu!

Son seçimde insanların hükumet ile ilgili ne düşündüğünü de gördük sanırım.

Ve fakat, bilim de siyasetten farklı yürümüyor ki! Siyaset güdümlü hastalıklar devrindeyiz!

Size de tuhaf gelmiyor mu?

“Muhtemel virüs bulundu” açıklamasının yapıldığı gün veya onun hemen ertesinde Robert Gallo’nun “HIV Testi” patent başvurusu yapmış olması şaşırtıcı değil mi?

Önceden planlanmışa benzemiyor mu bu iş?

Birden nasıl çıktı ortaya o test? Aynı gün veya bir sonraki gün.

Patent başvurusu yapıyor bu kişi!

Elinde bir test var ve bunu kullandırtabileceği bir hastalık peşindeymiş meğer!

O test ki, 30 bin Rus o testle HIV pozitif çıktı. Ardından güya daha doğru sonuç veren başka bir test ile doğrulayalım dediler pozitifliği. Ve 30 bin kişiden çıka çıka 66’sı pozitif çıktı.


Bu da demektir ki, HIV testi %99,997 hatalı sonuç veriyor.

Siz %1’in 3000’de biri kadar doğru sonuç verme ihtimali olan bir testi alır mıydınız?

Bunun vereceği sonuca göre hareket eder miydiniz?

Ama şu an insanlara yaptıkları tam olarak bu işte.

Geçersiz olmasını bir yana bırakın TAMAMEN YANILTICI SONUÇ veren bir test oluyor!

Hata payı bu kadar yüksek bir testte kırmızı renk negatif demekse kendini pozitif kabul etmen daha doğru olur bence! Pozitif çıkarsa da bil ki negatifsin!

Bu arada, gelen ısrarlar sonucunda birkaç hafta önce New York City’nin en büyük kliniğinde ben de yaptırdım testi.

Herkesten fazla test yapan bir yer burası.

Kliniğin sahibi doktor, en çok test yapan yer burası diye hava da attı hatta.

Kendisine yazdığım kitaptan bahsettiğimde ise “Şşşt, bir şey deme sakın. Bekleyen hastalar duyabilir” dedi bana.

Testim de negatif çıktı!

Ve tabi yaptığım şeyi Cleveland’da Fauci’ye soruyorlar geçtiğimiz hafta.

O da diyor ki, “Valla virüsü bulaştırabilmek için 300 kez filan batırması lazım o iğneyi”


Nerdesiniz, ey basın mensupları?!

Virüsü bulaştırmak için 300 kez mi batıracakmışım iğneyi??!


Bu koşullar altında SALGIN falan oluşması MÜMKÜN DEĞİL!

KANLA BULAŞTIRAMIYORSAN cinsel yoldan hiç bulaştıramazsın!

Seks yaparken sağlam sadistik birtakım şeylere merakın yoksa tabi…

O ara ne kadar kan akıtıyorsan artık.

Neleri YUTTURUYORLAR insana, akıl alır gibi değil!


Basın bu söylenenin üstüne nasıl atlamaz?!


Ama salgın var deniyor…

Resmi makamlar ne diyor?

1985-1992 arası süreçte 12 bin kişi ölmüş bu ülkede.


Devlet okulundaki çocuğa sorsanız, salgın dendi mi, yayılıp herkese bulaşan bir şey olduğunu söyler size.


7 sene boyunca hiç şaşmadan 12 bin kişi ölmeye devam mı etmiş?!

Epidemik filan değil, tanımı gereği bu ENDEMİK bir durum demektir.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalık için 7 yılda nerden baksanız -bizimki kadar sekste hayli aktif bir ülke için- 15-20 milyon kişinin ölmesi lazımdı!

“Yok canım” demeyelim hiç. Rakamlara bakıldığında cinsel performansımız ortada.


Hmmm, demek ortada bir “salgın” var, öyle mi?

Rusya’da AIDS’e bağlı ölüm sayısı 105. 1987’den beri hem de!

Filipinler’de 1984’ten bu yana 80 ölüm var!

Salgın mı demiştiniz?! Salgın filan YOK ortada!


Peki kimin çıkarı var bu işten?

Dr. Duesberg mi? Ne geçti eline adamcağızın?

Bir tek bu bile kafi basının kimin DOĞRUYU söylediğini anlaması için!


Birbiriyle sürtüşen iki politikacı var ve bunlardan biri diğerinin yönelttiği özel ithamlara “bilimsel” olarak yanıt vermek yerine ona hakaretler savuruyor diyelim. Sizce bunlardan hangisi yalan söylüyordur??!


Fauci ve Gallo, ortadaki bilimsel çelişki ve ihtilafları yanıtlamak yerine -ki Dr. Duesberg harika bir şekilde dile getirmiştir problemli noktaları- kendisine “eşcinsel düşmanı” demeyi tercih ediyorlar.


İnanabiliyor musunuz? Bana da “eşcinsel düşmanı” dendi.

Ben ki, eşcinsellere, siyahilere, hispaniklere ve toplumun geri kalan tüm dışlanmışlarına ümit mesajı vermeye gelmişim. Ve tuhaftır ki başka kimse değil ama sırf bu gruplar yakalanıyor AIDS’e!


Bu gruplardan birindenseniz şayet, AIDS’lisiniz.

Bu gruplardan birinden değilseniz saygın “tüberküloz” teşhisi sizi bekliyor veya teşhisiniz “lenfoma” yahut “lösemi” oluyor. “Kaposi sarkomu” nunuz yahut “pnömokistik pnomi” niz oluyor.

30’un üstünde hastalıktan bahsediyoruz.

BASIN NEREDE ??!


Bir virüs olsun, hangi ülkede olduğunu bilsin!! Nasıl yiyor BASIN bu hikayeyi ki?!

Afrika’da 3 belirtiden oluşan hastalık ABD ve Avrupa’da 30 belirtiden oluşuyor!!

Tarafgirlik yapan virüs hikayesini NASIL yutturabiliyorlar?!


ABD ve Avrupa’da 9’a 1 oranında ERKEK nüfusta görülen hastalık Afrika’da erkeği-kadını eşit (oranda) yakalıyor.

Eşcinsel misin, değil misin biliyor bu virüs, evli misin, bekar mı, siyah mı, beyaz mı…

Göçmen bürosuna atanmalı bu virüs bence! Acayip iş çıkarıyor çünkü!


Topluma yedirdikleri ve siz BASININ da çarşaf çarşaf yayınladığınız saçmalık bu işte…

Ne zaman iğneyi batırsam en ünlü TV şovları tarafından aranıyorum. Heyecanlı, doğruyu söylemek isteyen gençten insanlar ulaşıyor bana. 3 gün sonra bir telefon daha geliyor. Yukarıdan birileri programı iptal etmiş… Hiç şaşırtıcı değil… Kimlerle savaştığımızı düşünsenize bir…

2 ayrı ilaç sanayii var karşımızda. Biri güya yasal ve meşru olanı, diğeri ise gayrimeşru (uyuşturucu endüstrisi).

İkisi de yığınla reklam veriyor TV kanallarına… Güya meşru olanları tabi…

Bütün o nezleniz, gribiniz için satılanlar da ilaç endüstrisinindir. Üstüne bir de reçeteli ilaçları var sattıkları…

Para kesesinin ipleri bunların elinde. Böylelikle şu an Amerika’da, Hitler’in sahip olduğundan da iyi bir propaganda makinesine sahibiz işte. Hitler, atıp yutturduğu yalandan ötürü dünya genelinde kınandı ve mahkum edildi, değil mi?

Hoş, büyük devletler dediğimiz bir grup inandı da yalanına…

Fauci, Gallo, Haseltine, Essex ve Margaret Fischl gibi YALANCI ve KATİLLERİN

ise hem söyledikleri YALAN tam manasıyla yanlarına KAR kalıyor, adeta VURGUN yapıyorlar ve insan KATLEDERLERKEN dünyadan kendilerine methiye yağıyor!


Miami Üniversitesi’ndeki çalışmada bilimsel aldatmaca suçu işlenmiştir. 1984’ten 1988’e kadar virüsün AIDS’e yol açtığına inananlardanım ben de. AIDS hastası da tedavi ettim ki bir avuç doktorduk bu hastalara yaklaşmayı kabul eden. Doktorlar ÖYLE BİR KORKUYORDU Kİ hastayı tedaviye dahi yanaşmıyorlardı.

Bu arada, parmağa iğne batırma yeni bir şey değil hiç…


AIDS’li hastalarıma bakarken çok yaşadım bunu…

Bu ölümcül(!!) hastalıkla habire temasta, adeta burun buruna olmamıza rağmen tüm tıp personeli arasında hastalığın görülme sıklığı genel popülasyondan AZ!

Bilim tarihinden bir İLKTİR bu. Bir düşünün bunu bakalım…


Nasıl mümkün olabilir böyle bir şey?

Belki de bunun virüsle filan alakası yoktur!?

Belki filan değil, VİRÜSÜN BU İŞLE HİÇBİR ALAKASI YOK.

İnanabiliyor musunuz? Bana da dendi eşcinsel düşmanı diye.

1988’de bir yemeğe katıldım. Burroghs Wellcome’ın AIDS’in ilacı olarak AZT’yi tanıtacağı yemekti bu.


Margaret Fischl konuşma yapacaktı, bize de soru sorabilirsiniz yemekte denildi.

AZT denilen ilacın 56 yan etkisi var dediği noktada el kaldırdım.

“Dr. Fischl, 56 yan etkisi olan bir ilaçla çift-kör deney NASIL yapılabilir ki” dedim.

AZT ise aldığın, illaki anlarsın bu kadar yan etkiyle?!

Ben ve tüm doktorlara dedi ki:

“Kullandığımız plasebonun da 31 yan etkisi vardı!”

Yine el kaldırdım…

31 yan etkili PLASEBO olur mu?!

TESİRSİZ madde diye kullandığın bir şeyin 31 yan etkisi NASIL olabilir?

O zamanlar ne olduğunu tam bilmesem de bu işte bir yanlışlık olduğunu anlamıştım.

Bir şeylerin FENA HALDE yanlış olduğunu biliyor ama bunun henüz NE KADAR fena bir yanlışlık, ne kadar ÖLÜMCÜL bir yanlışlık olduğunu tam bilmiyordum!


Seneler sonra geldi bunun cevabı da…

Biliyorsunuzdur FDA (Gıda ve İlaç Dairesi), 6 ay sürmesi planlanan klinik deneyleri daha tamamlanmadan, 4. Ayında AZT’nin kullanımını onayladı. Kısa kestiler deneyleri. Çünkü kimin ne aldığını kimsenin bilmediği bu çift-kör deneyde bir grubun diğer gruptan daha iyi gittiği görülüyordu. Onlar da “merhametlerinden” deneyi sonlandırma kararı aldı. Bunun için suçlamıyorum onları tabi. Bekleneceği gibi, AZT alan grubun durumu plasebo grubundan EPEY iyi çıkmıştı. Onlar da ilacı piyasaya sürüverdiler…


Fakat 18 ay sonra FDA’nın kendi müfettişi hazırladığı raporu sundu. Tahmin edin ne diyordu raporda?

Daha ilk haftadan(!) kimin hangi ilacı aldığı biliniyormuş denekler arasında!

Ortada çift-kör deney filan yok yani, kim ne aldığını biliyor!

Onu bırakın, AZT alanlardan bazıları ilacı “plasebo” grubundakilerle paylaştıklarını da itiraf ediyor.

Şimdi anlaşıldı mı plasebo grubundaki 31 yan etkinin nerden çıktığı?

Aralarında AZT alanlar var! “Yan” etki(!)

Bilimsel açıdan bu deneyin HİÇBİR GEÇERLİLİĞİ YOK, hükümsüz demektir. O noktada ilacın geri çekilmesi, kullanımına son verilmesi gerekirdi!


Fakat rapordaki asıl can alıcı noktaya geliyoruz şimdi…

Katılımcılardan 4 ay boyunca AZT alanlar, plasebo grubundakilerden 6 kere daha fazla KAN NKLİ alıyor.

Kan nakli yapılırsa ne mi olur?

Kendine gelir, iyi hisseder ve biraz daha uzun yaşarsın!!

Fakat tüm bunlardan alınacak en büyük ders ve sorulması gereken en mühim soru şu :

NEDEN?

Sadece 4 ay gibi bir sürede, AZT alanlarda NEDEN plasebo grubundakilerden 6 kat fazla KAN NAKLİ alma İHTİYACI HASIL OLMUŞ?? Verilen ölümcül bir ilaç da ondan!

Ölmemek için dışarıdan kan almak zorundasın. O zaman da diğer gruptakilere göre biraz daha toparlanmış ve sağlıklı gözüküyorsun işte.


Tüm bu anlattıklarımızdan sonra birinin de “O zaman AIDS’in gerçek nedeni ne?” diye sorması gerekir, değil mi?

Kitabımda 10, belki 20 defa söyledim ama burada YİNE söyleyeceğim:

Deneydeki diğer katılımcılar neden öldü, 70 yıldır biliyoruz!

1 numaralı sebep MALNUTRİSYON ve STARVASYON’dur.

Bu ikisinden mustarip oldukları, sözünü ettiğim bireyler için de söylenebilir ama yalnız sayacağım 2.nedenden ötürüdür bu da: 2. neden İLAÇ KULLANIMIDIR!


Basın mensubu arkadaşlar hatırlıyordur herhalde, birkaç hafta önce gazetelerinizde “Aşırı ilaç kullanımı yüzünden yaşlı nüfusumuzu öldürüyoruz” diye haber yaptınız ya!?

Çaresi nedir peki, nasıl iyileşir bu insanlar? İLAÇ BIRAKARAK!!

Peki AIDS’ten öldü denilen bu insanlar neden ölüyordu?

2 numaralı sebep, İLAÇLAR yüzünden. Hem tıbbi ilaçlar hem de uyuşturucu haplar yüzünden!

Fakat aralarında 24 tıbbi yayının Kaposi Sarkomu ile doğrudan ilişkilendirdiği biri var ki, o da POPPERS dedikleri amil nitrat. Afrika’da Kaposi Sarkomuna rastlamanız zor çünkü Poppers kullanan yok!

Ve bu, MAYMUNA veremediğimiz tarihteki İLK İNSAN hastalığı!?

Meşru/gerçek hastalıklardan bahsediyorum tabi çünkü görüyoruz ki VİROLOGLAR akla hayale gelmeyecek sayıda HASTALIK ÜRETMEKLE meşguller!

Hiç mi fark etmediniz bu hastalıkların çoğunun SABUN KÖPÜĞÜ çıktığını?!

Manşetlerden siliniveriyorlar, hani??

Hakkında daha da bir şey duyan olmuyor. Çünkü bunlar “hastalık” falan değillerdi de ondan.


Japonya’daki SMON (Subakut Myelo-Optik Nöropati) mesela…

15 yıl, ardında virüs(!) aradı adamlar! Çıka çıka ne çıktı? Orada kullandıkları Entero-Vioform denilen

İSHAL İLACIYMIŞ sebebi! İnanılır gibi değil, değil mi?

Heba olan 15 yıl, iç edilen milyonlarca dolar… Peki bizim VİROLOGLAR ne yaptılar dersiniz?

Wow! Bizimkilerin eline kimse su dökemez! Nixon’un “Kanserle Savaş”ında 20 yıl boyunca kanserin sebebi olan VİRÜSÜ bulacağız diye 20 milyar doların üstünde para harcadılar!!

Hiçbir şey bulamadılar tabi.

Kanser yapan retrovirüs filan bulamadıkları gibi -ideal tercih o tabii, tuttuğu hücreyi “ÖLDÜRMÜYOR” ya RV’ler-

Ve tabi hücrece çoğaltılıyor bunlar, kanser hücreleri de çoğalıp durur zaten.

Rertovirüs yüzünden oluşan HİÇBİR HASTALIK BULAMADILAR!

Fakat tahmin edin AIDS ÜÇKAĞIDI için neyi seçtiler…

Bir RETROVİRÜS!


20 yılda 20 milyar dolara yaptığı yapacağı HİÇBİR şey bulamamışız, üstüne HİÇBİR ŞEKİLDE hücre ÖLDÜRMEDİĞİNİ de görmüşüz, çünkü böyle bir şey yapsa İNTİHAR etmiş olur RV!

Kendinden kopya yapmak, yaşamak için hücreye ihtiyacı var bunun!

Retrovirüsle salgın başlamadan biter, İMKANI YOK böyle bir şey olmasının!

Gel gör ki, salt 10 yılda bir 20 milyar dolar daha harcadıkları “virüs” bu işte!


Üstüne de daha fazla para istiyorlar! Ve şimdi de AŞISINI yapmak derdindeler bize!

Ya? Geç kaldılar tabi, biraz da burdan para kıracaklar.

Hem ellerindeki test HIV virüsü filan aramasın, ancak bağışıklık var mı onu anlamaya yarasın, -dedim ya, bağışıksan öleceğin söylenen İLK hastalık bu tıp tarihindeki!- ve şimdi de AŞISINI çıkardılar başımıza.

HIV testi dedikleri şey antikor bakıyor, virüs filan aramıyor.

E, aşı yaptığında oluşacak şey de antikor zaten. Hastalıkla savaşacak antikor üretmek istiyorsun, mantık o…

Fena şekilde aklım karıştı şimdi. Zaten antikor bulunduysa (testte) daha ne diye antikor yapmaya çalışıyoruz ki (aşıyla)!? Gereksiz değil mi?


Bu arada, sözünü ettiğimiz AYNI antikorları alır Gallo’nun laboratuvarındaki (hücre) kültürüne koyarsanız, adama servet kazandıran multi-milyonluk kültürünü MAHVETTİNİZ demektir! Çünkü bu antikorlar hücre kültürünü tarumar ediyor da ondan!


BASINIZMIZ okuyor mu acaba bu bilgileri? İngilizceleri var herhalde!

Kalkmış beni ilgi çekmeye çalışmakla suçluyorsunuz bir de!


Peter Duesberg neyin peşinde peki?

Anlı şanlı biliminsanıydı zaten ve dünyanın en önde gelen virologlarından biri olarak halen dürüst ve ahlaklı bilimciler arasındaki yerini koruyor.


Kary Mullis’in derdi ne? Daha yeni Nobel kazandı.

Nobel ödüllü bilimci olarak niye o şahane ünvana halel gelmesini istesin ki?

Niye riske atsın bu ünvanı!?

Dünya’da hala dürüst bir avuç biliminsanı kalmış olduğundan olabilir mi?


Geri kalanlara ne demeli peki?

Çocuklarım hala okuyor, evimin borcu da bitmemiş olsaydı bugün bu yaptığımı yapar mıydım diye çok sordum kendime. Buna dürüstçe yanıt verdiğim takdirde kendimi söylerken bulacağım yanıt korkutuyor açıkçası. O yüzden henüz cevaplayabilmiş değilim bu soruyu.


Bu konuda hiçbirimiz püripak değiliz ki başkasını yerelim. O yüzden bu DÜZENBAZLIĞA alet olup sesini çıkarmayan binlerce, onbinlerce viroloğu eleştirmeyeceğim.


Margaret Hackler (sağlık bakanı) veya NIH başkanlarına karşı çıkmaya kalktıkları anda işlerinden olacakları malum. İşsiz kaldıklarını düşünün. Geçindirmeleri gereken aileleri var bu insanların ve kariyer yapma gibi bir ümitleri de bundan böyle olmayacak. MÜESSES NİZAMA karşı gelemezsin ki!


Ve kimsenin SESİNİ ÇIKARMAMASI sayesinde YALAN böyle ÖLÜMSÜZLEŞİYOR.

Gallo bile basın sorduğunda ne diyor Duesberg’in itiraz ve eleştirileri için?

“Canım, yalan söylüyor olsak bu kadar insan niye inansın ki bize?”

Hitler ve emrindeki fırtına birliklerinin basına “HATALI OLSAK BUNCA İNSAN NİYE BİZİ DİNLEYİP DEDİĞİMİZİ YAPSIN Kİ?” demesine benziyor bu. İpler bunların elinde tabi. Basit bir bilimsel yalan da değil üstelik bu.


Kitabımın arka kapağında İspanyol Pedro Tocino’yu görüyorsunuz. 2 kız çocuğu babası bir hemofili hastası. Bir şeyi yok adamcağızın. Fakat “virüslü kan” verildi denilerek tutup AZT’ye başlatılıyor genç adam. Bu adam AZT almayı bıraksın diye kanını verdim kendime. “Senden aldığım kanı kendime verirsem ikna olur musun, endişelenecek hiçbir şey olmadığına?” dedim. Aradan 1 yıl aşkın zaman geçti, Pedro Tocino sapasağlam, iki kızıyla birlikte harika bir yaşam sürüyor. Oysa arkadaşlarının hepsi ya çoktan vefat etti ya da şu an ölüm döşeğinde.


Gerçek insanlardan, boşa yaşanan ölümlerden bahsediyoruz!


İşinden olma korkusuyla sesini çıkarmayan o biliminsanlarını suçlamıyorum, hayır.

Basında da var bu durum, anlıyorum. Ancak meslek örgütleriniz var size sahip çıkacak. Hatta o virologların da var meslek örgütleri. Ahlaklı olanlardan birkaçı cesaret edip ortaya çıkmış olsa, HEPİNİZ BİRLİK OLSANIZ dediğiniz işitilir ve basın birliklerinizde bunu yapabilir, bu tavrı gösterebilirsiniz de!

Gazete ve TV kanallarının sahipleri “sponsorlar”ını kaybetmekten korkuyorsa da,

en azından siz ONURUNUZU KORUMUŞ olursunuz.

Yapmak durumunda olduğunuz seçim bu.


Benim de yapmak durumunda olduğum seçim buydu. Doğru olduğuna inandığım şeyi yapmazsam bir sabah traş olurken boğazımı kesip atacağımı biliyordum. Çünkü bu şekilde kendimle yaşamam mümkün değil benim.

Hakikaten böyle.


Parmağıma iğneyi süregiden soykırıma -hem ne berbat bir soykırım o- dikkat çekmek için batırıyorum.


Tutar birinin DNA’sını yok ederseniz gitgide erir ve insana hiç yakışmayan bir şekilde can verir.

Bu dünyadan haysiyetli bir şekilde ayrılmak hepimizin hakkı.


Bu insanlara gerçeği söylemiş olsak çoğu ölmeyecekti bile.


Poppers ve ilaçları/hapları bırakacaklardı, olup bitecekti.

Gay olup da hap/uyuşturucu kullandığını itiraf etmenin de ayıplanacak bir yanı yok.

İyi insanlar çıkıp ille sana yardım edecek, destek olacaktır.

Tıpkı her meşrepten uyuşturucu bağımlısına bizzat yardım etmiş olduğumuz gibi…

Sana bunun için sırtını dönecekler, gay olduğun için zaten senin yanında olmayacak olanlar.


Hatta AIDS’e tanrının laneti deyip gay’lere sırt çevirmiş bazı dini gruplar bile var.

İnandığın müşfik tanrının insana ceza olarak böylesi berbat bir hastalık verebileceğine nasıl inanırsın?

Hayır, bu tamamen insan eliyle oluşmuş bir hastalık.

Lakin herkes hata yapabilir. İyi insanların sevgi, şefkat ve anlayışı elden bırakmasını gerektirmez bu.


O yüzden ben de parmağıma iğne batırarak eski çağ Kızılderililerinin yaptığı gibi kendime yeni kan kardeşleri kazanıyorum. Ki bugün de yeni bir kan kardeşim olacak. Çünkü AIDS kapmaktan KORKMUYORUM.


Bir bilim insanı olarak korkacak bir şey olmadığını biliyorum. AIDS’e neyin yol açtığını biliyorum. Ve bu konuda ne başkalarına ne de kendime yalan söylemeye niyetim var. Kendime iğne batırıp durmaktan da hiç hoşlanmıyorum.

Çünkü acıtıyor!


Fotoğraflardan yüzümün halini gördüyseniz dediğimin doğru olduğunu da anlarsınız.

Pekala… Kim Vredes? Kim, burda mısın?

- Evet

Kan kardeşi olacağız senle.


Ve basınla birlikte herkese söylüyorum, lütfen bakın. Kendime 300 kere iğne batırmaya hiç niyetim yok. Çünkü zaten kanıtlayacağım bir şey yok öyle bir şey yapmanın…


İlk 4-5 AIDS vakasını gördüğü için üne kavuşan sayın Dr. Gotlieb geçen gece bir radyo programında bana demesin mi, efendim 1 litre AIDS’li kanı verirsem kendime ancak o zaman inanırmış!

Yok artık, kan nakli mi yapıyoruz!? “Çıldırmış olmalısınız” dedim ben de…


Neyi kanıtlıyor ki o? AIDS olmak için 1 litre kan lazımsa o zaman kimse AIDS olmayacak demektir!


Her neyse… Önce kendime batırmam lazım, sonra seninkini yapacağız. Gel bir parmağını silelim… Ha pardon, önce sana batırmamız lazım tabi. Sonra da ben… Pardon, ters yapıyorduk işi.

Pekala, bir dakika… İğneyi kaybedecek zamanı bulduk! Hah, buldum.


Bayanlar-bayla, tipik kelebek iğne kullanıyoruz. Makası olan varsa, hah tamam, oldu. Sterildir.

Kan almada bunu kullanırız daha ziyade. Bunu buraya takarsanız başka şeyler de enjekte edebilirsiniz.

Sildik tekrar, tamam…

Dur bir gözlüğümü takayım ben.

- İyi olur

Takmamı tercih edersin diye düşünüyorum.

Komik bir şey anlatayım size. Seneler evvel, oğlumun doğumundan az bir zaman sonra, ki şu anda 40 yaşında, bir tür enfeksiyon yaşamaya başladı. Ve ben de stajyerim henüz, pediatristiyle görüştüm hastanede.

“Git evde bir penisilin vur” dedi, çocuğa. Şırıngayı vs. götürdüm her şeyi eve, eşim de Bruce’u omzuna aldı. Tuttum minik poposunu, vurdum iğneyi. Kendi parmağıma saplayıverdim!

- Dikkatli lütfen…

Bu iğne işinden hiç hoşlanmıyorum hakikaten, hiçbir zaman da sevmedim.

Çok kan çıksın istiyoruz, hah şöyle…

Tamam?

Bu iğneyi olduğu gibi kanına buluyorum.


Fauci, Gottlieb, Galphin ve… evet evet Gallo ve o suç çetesinin geri kalanına diyorum ki,

“İnsanlık uğruna yapıyorum bunu, başka hiçbir nedenden değil!”

İnanın bana, acıtıyor!

Bugüne kadar söylenmiş EN BÜYÜK YALAN yüzünden hayatını kaybedecek milyonların canını kurtarsın ümidiyle…

- Teşekkürler


Haklı… Hapı/ilacı bırakın, uyuşturucuyu bırakın!


Şimdi varsa sorularınızı alabilirim. Muhabir arkadaşlardan veya kim istiyorsa.

Aklında herhangi bir şüphesi, sorusu olan varsa buyurun, bekliyorum.

Evet…


- Birden fazla sorum var esasında ama… New York’ta tanınmış bir doktora gidip test yaptırdığınızı söylediniz. İsim verebilir misiniz acaba?


Evet, Greenwich Village civarında yeri… Caron, sendeydi sanırım derginin nüshası, orda ilanı var kliniğin. Ordan size ismini ve adresini versin arkadaşımız. Her yerde ilanları olan meşhur bir yer çünkü. Herkes nereye gidiyorsa ben de oraya gittim. Hekimlik lisansı da New York eyaletince tanınıyor. Kliniğinde doldurduğum formlar da New York eyaletinin zaten. 15 dakikalık testin sonuçlarını gösteren belgenin bir nüshası da bende var. İstemediğiniz kadar evrak var yani.


Bunu sorduğunuz iyi oldu çünkü ben de tam bir ikilemdeydim bu konuda.

Tam olarak neye yarıyor bu testi yaptırmış olmam ki?!

%99,997 YANLIŞSA bu testin verdiği sonuç, NEYİ ispatlıyorsunuz ki bununla?!

Beş para etmez bir testin sonucuna bakıp tedavi diye ÖLÜMCÜL bir ilacı nasıl verirsiniz insanlara?


Bu arada şunu da söyleyeyim. Avustralya’daki bir grup akademisyen geçtiğimiz yıl testin tamamıyla yanlış sonuç vermesinin dışında, hiçbir şekilde aradıkları VİRÜSE ÖZEL de OLMADIĞINI açıkladı!


Kızamık çıkarıyorsan testte HIV pozitif çıkarabiliyorsun mesela. Gripsin veya doktor GRİP AŞISI yaptı diyelim veya başka yüz çeşit hastalıktan birini geçiriyorsan bu test sana HIV pozitif veriyor!

Senaryoya bakar mısınız? Bu işin ciddiyetinin boyutu anlaşılıyor mu?

Bu sene biri grip oldu veya aşısını vuruldu…


- Peki şimdi son olarak demek istediğiniz şey nedir? Bu Greenwich Village’taki ünlü doktor size “Şşt, çaktırma sakın, para kazanıyorum ben bu işten (testten)” demiş ya… İnsanlar test olmasın mı yani, bunu mu söylüyorsunuz?


KESİNLİKLE TEST OLMASINLAR diyorum, evet! Hata payı %99,997 olan bir testi siz önerir miydiniz kimseye?!

Deliliktir bu!!

- Yani siz şimdi şunu mu demek istiyorsunuz…


Bu arada ne için test yaptırmak istediğimi sorduğunda bu kişi, kendisine “doktorum ben, ağır risk grubundayım” dediğimde, “Ya, hepimiz öyle değil miyiz…” dedi bana ve gülüp geçti resmen!


Çünkü tıpçıların habire yanlışlıkla kendilerine iğne batırdıkları da, tıp mesleğinin herhangi bir alanından olup da AIDS’ten ölecek olanların da yalnız ve yalnız AZT veya BAŞKA İLAÇLAR/HAPLAR kullananlar olduğu da herkesin malumudur!


Buyrun…


- AIDS’in malnutrisyon ve ilaç/uyuşturucu kullanımı gibi altında çok çeşitli etmenlerin yattığı epidemik değil, endemik bir durum olduğunu söylediniz. Peki ama uyuşturucu kullanımı yüzyıllardır olan bir şey olmasına rağmen CDC tanımına göre şu ana kadar 250 bini aşkın kişi AIDS’ten hayatını kaybetmişken geçmişte niye bunca ölüm görülmemiş olabilir sizce? Şimdi birdenbire 20’sinde, 30’unda gencecik insanları kaybetmeye başlamamızın sebebini tam anlamadım ben!


Tamam. Mükemmel bir soru. Gerçekten. Aklını kullanıyorsun. İşte Gallo’ya en başında sorulması gereken de böylesi sorulardı! Bu arada 20’lerinde, 30’larında insanlar dedin… Toplumun en sağlıklı kesiminden bahsediyoruz.

İnsanlık tarihinde ilk defa toplumun en güçlü kuvvetli kesimini vuran bir hastalık olması tuhaf değil mi?


Peki ama 1960’larda ne olmuştu? Uyuşturucu kültürü başlamıştı.

1970’lerde ne yaşandı peki? Daha da yoğunlaştı işler.


1970’lerin sonunda da gay camiası artık “saklanmıyoruz” diyerek toplumsal bir grup olarak kimliklerini ortaya koydu.

Ben sana sorayım şimdi. Gereksiz bir soru ama demek istediğimizin anlaşılması adına soralım yine de.


AIDS tanımı altındaki 30 hastalıktan 5’ini sayıyorum bak:

§ Tüberküloz (verem)… yeni bir hastalık mıdır bu?

§ Lenf kanseri… bu da yeni(!) bir hastalık canım!

§ Lösemi… çok yeni(!) bir hastalık tabi bu da!

§ Pnömokistik pnömoni… daha az bilinir ama bu da yeni(!) hastalıklardan!

§ Ve Kaposi sarkomu… bu da mı yeni? Değil tabi ki!

Bunlar da, kalan 25’i de hep görülen hastalıklardı zaten.


Tereyağından kıl çeker gibi, ÖYLE KOLAY iş ki SALGIN ÇIKARTMAK!

Topla birkaç hastalığı, koy tek bir başlık altına, sonra da tek bir virüs yapıyor bakın bu hastalığı de!! Saçmalıktan başka bir şey değil!

Bakın size kanıt da vereyim. Yeni bir salgın durumu varmış gibi gözükmesinin sebebi, ki sanırım sorunuzun özü de buydu, belirli dar bir grupta baş göstermesi oldu, yani gay nüfusunda…

Fakat gay’lerden de sadece uyuşturucu kullananlarda görülüyor bu.

SADECE bunlarda ve ÖZELLİKLE bunlarda!


Madde kullanımı da var işin içinde, evet. Alkolün de ilaç/uyuşturucu olduğunu unutmayalım!

Bu bireylerin birçoğunun önüne gelenle düşüp kalkan insanlar olduğunu, peşpeşe zührevi hastalık geçirip bunlar için de hiç durmadan antibiyotik kullandıklarını da bilelim. Antibiyotiklerin ise bağışıklık sistemini baskıladığı ise tıbbi bir gerçektir.


Şimdi size pek mühim bir “araştırmacı gazetecilik” bilgisi vereyim bakın…

Bundan birkaç yıl önce gazeteler ne yazdı?

Bu HIV, ta 1940’larda alınıp laboratuvarlarda saklanan kan örneklerinden çıktı, değil mi?

Eski kan örneklerine gidip bakıyorlar ve HIV çıkıyor! Ki muhtemelen binlerce yıldır ortalıkta olan bir şey bu HIV…


Fakat şu tek örnekten gidelim şimdi:

Ta 1940’larda HIV vardıysa, ki 1940’larda da vardı homoseksüeller toplumda!

Hem Kinsley’e göre o dönem heteroseksüel nüfusun da %10-15’i anal ilişki tercih ediyormuş!

Sizin salgın(!) neredeydi o dönem acaba!??

Robert Gallo’nun yaşı yetmemiş tabi (herhalde yeni doğmuştu o yıllarda) onun çapında rezil bir herif çıkıp da bu ölçekte bir ÜÇKAĞIT çevirememiş demek 1940’larda!


Ve şimdi kendilerini bir girdabın içinde bulmuş durumdalar.

Çünkü şu noktada gerçek anlaşılacak olursa… evet, NIH’in de CDC’nin de… FDA’nın da, AMA’nın da (Amerikan Tabipler Birliği) itibarı sağlam yara alacak! Ve alsın da! Müstahaklar, hatta bu darbe şart onlara!!


Akıllarını başlarına almaları lazım artık!



Kaynaklar :

158 görüntüleme

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments