Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) Güvenebilir miyiz?


Son korona virüs türleri hakkında ortaya çıkan cevaplardan, çok daha fazla soru sorulmaktadır. Nerede ve nasıl ortaya çıktı? İnsan mühendisliğinin ve manipülasyonunun bir sonucu muydu yoksa doğal olarak mutasyona uğrayan bir tür müydü? Maruz kalma ve enfeksiyonu belirlemek adına en iyi testler nelerdir? Neden bu kadar çok sayıda enfekte birey hastalık belirtisi göstermemektedir? Tüm yaşlılar enfeksiyona eşit derecede duyarlı mıdır ve bireyde var olan diğer hastalıklar sonuçları ne kadar belirler? Bunlar hala kesin cevaplar gerektiren önemli sorulardan sadece birkaçı.


Bulaşıcı hastalıklar için nihai uluslararası otorite Dünya Sağlık Örgütü’dür (DSÖ). Dünya’nın ulusal hükumetleri tarafından kabul edilmesi nedeniyle misyonunda son derece başarılı oldu. DSÖ, ciddi bir patojenin yayılmasının bir salgın olarak yönetilip yönetilmediğinin belirlenmesinde son noktadır. Tıp camiası, medya ve sıradan bireylerin çoğunluğu için, DSÖ, tıbbi önleme (yani aşılama) ve tedavi hususunda cephe komuta görevindedir.

Sonuç olarak, DSÖ nün kararları çoğu ülkenin sağlık politikalarını ve vatandaşlarını korumak için müdahale protokollerini tasarladığı altın standart olarak kabul edilir. Küresel sağlık konularında DSÖ baskın durumdadır.


Şu anda DSÖ Genel Müdürü tarafından KOVİD-19 pandemisini azaltmaya yönelik çözümlerin; kendi kendine tecrit, sosyal mesafe, maskeler ve şiddetli enfeksiyon aşamalarında olanlar için ventilasyon olduğu söyleniyor.

Bugüne kadar evrensel olarak güvenli ve etkili olduğu tespit edilen bir ilaç bulunamadı. Bu nedenle, büyük fonlarla tüm çabalar, hızla piyasadan bir korona virüs aşısı bulunmasına yöneliktir. Ve bu çaba dahilinde DSÖ, ABD'nin federal sağlık sisteminde, özellikle de CDC (Hastalık Kontrol Merkezi) ve Dr. Anthony Fauci'nin başkanlık ettiği Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü'nde (NIAID) yakın bir müttefik ve savunucudur.


Çoğu insan DSÖ’nün Dünya nüfusunun refahı için özel ticari ve ulusal hükumet çıkarlarından bağımsız hareket ettiğini varsayar. Ancak, en iyi ihtimalle bu bir varsayımdır. Dahası DSÖ’nün “altın bir sağlık standardı” olarak meşruiyeti tartışmalıdır. Teşkilat, özel ilaç şirketleri ve Bill & Melinda Gates Vakfı gibi mega-hayırsever kuruluşlarla çıkar çatışmaları ve siyasi ittifaklar, ideolojiler ve vurgunculuk gerekçeleriyle suçlanmaktadır.

“National Review” ’de yer alan bir makale, DSÖ’yü  “savurgan harcamalar, şeffaflığı dikkate almama, yaygın liyakatizlik ve hatta temel demokratik standartlara uymama” ile "skandal felaket" olarak adlandırdı.

Ayrıca, liyakatsizlik seviyesinin, aşıların ve diğer sağlığı tehdit eden kimyasalların tıbbi riskleri hakkında ciddi yanlış bilgilere neden olduğunu da ekleyebiliriz.

Örneğin, Çin'deki KOVİD-19 salgınının erken safhasında, örgüt, virüsün insandan insana geçtiğine dair herhangi bir kanıt bulamadığını bildirmişti. Şimdi biliyoruz ki modern tıp tarihinde karşılaşılan belki de en bulaşıcı solunum yolu viral enfeksiyonu bu.


DSÖ içindeki güç koridorları göz önüne alındığında, örgütün bulaşıcı hastalıklar, salgın hastalıklar ve aşılama ile ilgili beyanlarına tam olarak güvenilmemesi gerektiğinin daha belirgin nedenlerinden bazılarını özetliyoruz.



Aşı Tanıtım Suistimali

Çok az kişi, uzun bir süre boyunca belirli aşılar için DSÖ’nün tavsiyelerinin gizli tutulduğunu bilecektir.


Amerikan Doktorlar ve Cerrahlar Dergisi'nin 2006 sayısında yazan Dr. Marc Girard, toksisite ve yan etkileri araştırırken aşıların faydalarının kasıtlı şişirilmesi üzerine “bilimsel yetersizlik, suistimal ve hatta cezai kötüye kullanımı” ortaya çıkardı. Dr. Girard, Fransız sağlık yetkilileri, örgütü, evrensel Hepatit B aşı kampanyasını başlatmaya mecbur bıraktıktan sonra, DSÖ aleyhindeki bir ceza davasında Fransız mahkemeleri tarafından tıbbi uzman olarak çağrılmıştı. Kampanya, Fransız çocukların ölümüyle sonuçlandı. Sonuç olarak Girard, gizli DSÖ belgelerine erişim kazandı. Ve, DSÖ’nün “Kronik karaciğer hastalıkları hakkındaki Fransız rakamlarının ABD raporlarından basitçe tahmin edildiğini belirtti. Ayrıca DSÖ'yü ilaç üreticilerine ticari çıkarları için bir paravan olarak hizmet etmekle de suçladı. Bunu özellikle ilaç sanayi tarafından kurulmuş, finanse edilmiş ve içine sızılmış Viral Hepatit Önleme Kurulu (VHPB) kanalıyla yaptığını belirtti."



Pandemi Paniklerinin Planlanması

Mevcut KOVİD-19 salgını öncesinde, 2009 yılında fazla bir etki yaratmadan geldiği gibi giden H1N1 domuz gribi korkusu vardı. Bununla birlikte, en başında, DSÖ’nün 1918 İspanyol gribi salgınının ölüm sayılarını aşabilecek küresel bir bulaşma korkusu tacirliği, yanlış varsayımlara dayanıyordu. Analiz, DSÖ’nün viral salgınlar konusunda kıdemli danışmanı Dr. Grip lakaplı Dr. Albert Osterhaus (sağda resimdeki) tarafından yapılmıştı. Osterhaus, Hollanda'daki Erasmus Üniversitesi'nde Viroloji Bölüm Başkanıdır. H1N1 salgını sırasında, Baxter, MedImmune, Glaxo, Sanofi Pasteur ve diğerleri de dahil olmak üzere büyük aşı üreticileri tarafından finanse edilen bir kuruluş olan Avrupa Grip Bilimsel Çalışma Grubu'nun (ESWI) başkanıydı. Domuz gribine karşı tüm dünyayı aşılamak ESWI’nin gündemiydi. Ayrıca potansiyel kötü bir grip sezonunu küresel bir salgına dönüştürenlerden biri de Osterhaus oldu. DSÖ, medyada “salgın” tanımını değiştirdiği için sert bir şekilde eleştirildi ve bunu yaparken de ilaç endüstrisinden faydalanmakla suçlandı. Dahası, İngiliz tıp dergisi British Medical Journal” DSÖ’nün H1N1 danışma grubundaki çıkar çatışmalarını rapor etmekte başarısız olduğunu bildirdi. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Fiona Godlee, “DSÖ güvenilirliğini geri kazanmak adına şimdi harekete geçmeli ve Avrupa, yasa koymalı” diye yazdı.


JP Morgan tarafından yayınlanan finansal tahminlere göre, pandemi düzenlemek için DSÖ ve Osterhaus’un ESWI’sı arasındaki işbirliği ilaç endüstrisine 10 milyar dolara kadar para kazandırmış olmalıydı.


Popüler Alman dergisi Der Spiegel şunları bildirdi:

“DSÖ, halk sağlığından sorumlu olanlar, virologlar ve ilaç laboratuvarları, bir salgının etrafında tam bir sistem oluşturdular. Burada söz konusu olan, çok para, etki ağları, kariyer ve tüm kurumlar var. Ve grip virüslerinden biri değiştiğinde, oluşturulan bu sistemin harekete geçtiğini görürüz.”

Çıkar Çatışması Salgını


Eski Dünya bankası Jeopolitik analisti Peter Koenig’e göre, DSÖ bütçesinin yaklaşık yarısı, başta ilaç şirketleri olmak üzere telekomünikasyon ve zirai kimyasal endüstrileri ve diğer kurumsal sektörler de dahil, özel kaynaklardan elde ediliyor. Ayrıca Bill & Melinda Gates Vakfı gibi büyük hayır kurumlarından büyük bağışlar da alıyor. Koenig’e göre DSÖ’nün şu anki Genel Müdürü Dr. Tedro Adhanom’un atanmasının Gates’in etkisinden kaynaklandığına inanılıyor. Tedros, Gates tarafından finanse edilen eski GAVI Aşı ittifakı başkanıdır. GAVI’nin tek görevi ise dünyadaki her çocuğa aşı yapmaktır.

DSÖ ile ABD ve İngiliz Hükumetleri birincil ortaklardır ve en büyük fon kaynağı Bill & Melinda Gates Vakfı’dır. Kanımızca, DSÖ’nün, gelişmekte olan ülkelerde aşıları, GDO’lu tohumları ve kimyasal tarımı teşvik etmek için kişisel gündemini ilerletmek adına Gates’in satın aldığı birimlerden biri olduğu konusunda şüphe yoktur. Ulusal Aşı Merkezi Birliği’nden Barbara Loe Fisher’ın hesaplamalarına göre;

“GAVI tarafından sağlanan toplam finansmanın sadece %10‘u (862 milyon Dolar) sağlık ve beslenmenin iyileştirilmesi gibi alanlarda, gelişmekte olan ülkelerdeki sağlık sistemlerini güçlendirmek için kullanılırken, yaklaşık %80’i aşı satın almak, sunmak ve tanıtmak için kullanıldı.”

Amerikan Kanişi DSÖ


Kaiser Ailesi Vakfı’nın ABD ve DSÖ bilgi notuna göre, ABD, küresel organizasyona en büyük katkı sağlayan ülkedir. CDC de teknik desteğini sağlar ve DSÖ’nün Cenevre ve merkez bölge ofislerinde bağlantılar kurar. Özetle, DSÖ’nün diğer ülkelerdeki küresel sağlık programlarının yanı sıra, büyük ölçüde ABD hükumetinin kurumsal çıkarları ve Amerikan Neoliberal hegemonyasını ilerletmek adına teklif vermesini önermek için güçlü bir gerekçe vardır.



Aşı Yan Etkileri İzleme Sisteminin Revize Edilmesi Gerekiyor


DSÖ’nün Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesi, gelişmekte olan fakir ülkelerde aşı programlarının uygulanmasından sorumlu olan gruptur. Aşılama sonrası ölüm kampanyalarını göz ardı edip ölümlerin tesadüfi olduklarına hükmeder. Bu politika, bir aşının klinik denemeleri sırasında hiç kimse ölmediyse, aşının otomatik olarak güvenli ve meydana gelebilecek ölümlerle ilgisiz olarak kabul edilmesi gerektiği yanlış varsayımına dayanmaktadır.

Sonuç olarak, DSÖ’nün izleme sistemi ciddi şekilde kusurludur ve büyük bir revizyon gerektirir.

Daha da tartışmalı olaylardan birisi ise DSÖ’nün Afrika’da daha sonra Güney ve Güneydoğu Asya’da 5’li aşıyı (difteri, boğmaca, tetanoz, HIP ve Hepatit B) uygulamak için Bill Gates tarafından finanse edilen GAVI Aşı İttifakı kampanyası ile işbirliği içinde olmasıdır. Hindistan'da, sağlık yetkilileri 5’li aşılamayı takiben yılda 8.190 ek bebek ölümü kaydetti. DSÖ’nün tepkisi ise “bebek” ölümlerini tamamen gözardı etmek için olumsuz olay raporlama sistemini yeniden sınıflandırmak oldu. Hindistan hükumetinin Bağışıklama Ulusal Teknik Danışma Grubu üyesi Dr. Jacob Puliyel, şu karara vardı:


“DSÖ-AEFI sınıflandırmasını kullanan üçüncü dünya ülkelerinde aşılamayı takiben ölümler ve diğer ciddi yan etkiler, farmakovijilans (ilaçların her türlü arzu edilmeyen etkilerinden korunma ve bunların araştırılması için her türlü girişimi kapsayan örgütsel bir çalışma) için herhangi bir veri tabanına kaydedilmez. Sanki düşük (ve orta) gelirli ülkelerdeki çocukların ölümleri yok sayılmakta.”


DSÖ’nün Aşılarla Nüfus Azaltma Çabaları


Şüphesiz, DSÖ tarafından yürütülen en haksız faaliyet, aslında nüfus oranlarını azaltmak için kasıtlı olarak tasarlanan aşıların gelişmekte olan daha yoksul ülkelere dağıtımıyla destek olduğu iddiasıdır.

Yine 1989’da DSÖ Cenevre merkezinde “Kısırlık Aşıları ve Doğum Kontrol Aşıları” konulu sempozyuma sponsor olmuştu. Sempozyumda, daha sonra sterilizasyon hormonları HCG ve Östradial ile bağı keşfedilen aşılar için öneriler sunuldu; birincisi gebeliği önler ve kendiliğinden düşükleri tetikler, ikincisi ise erkeklerde kısırlığa neden olabilir.

2015 yılında Kenya Katolik Psikoposlar Konferansı, Hindistan’da üretilen ve DSÖ tarafından dağıtılan estradiol ile bağlı bir Çocuk felci aşısı buluşunu bildirdi. Bir yıl önce, Kenya Katolik Doktorlar Derneği’nden Dr. Wahome Ngare HCG hormonu içeren, DSÖ tarafından dağıtılan ve kadınlara özel olarak uygulanan bir tetanos aşısı buldu. Test edilen çocuk felci aşı örneklerinin tümü, testislerde sperm oluşumuna zarar verecek HCG, östrojenle ilintili bileşikler, folikül uyarıcı ve luteinize edici hormonlar içeriyordu. Daha da rahatsız edici olan, bu aşı beş yaşın altındaki çocuklara uygulanacaktı.


Ancak, görünüşe göre bu, nüfus azaltması için aşı kampanyalarını kullanma çabaları gösteren DSÖ’nün ilk seferi değildi. On yıl önce, 2004’te DSÖ, UNICIF ve CDC çocuk felci salgını sırasında 74 milyon çocuğa bağışıklık sağlamak için bir aşı kampanyası başlattı. Girişim, ciddi bir engelle karşılaştı. Nijerya’da DSÖ’nün aşı numuneleri üzerinde yapılan laboratuvar testleri sonucunda Östrojen ve diğer kadınlık hormonlarının varlığı tespit edildi. Ve 1990’ların ortalarında, Nikaragua ve Filipinli kızlara ve kadınlara çocukluk yıllarında uygulanan bir tetanos aşısının, katolik sağlık çalışanları tarafından bildirilen çok sayıda kendiliğinden düşükten sorumlu HCG içerdiği keşfedildi.



Yasadışı Aşı Deneyleri

2014 yılında The Economic Times of India, 9-15 yaşları arasında yaklaşık 16.000 kabile kızına istemleri dışında deneysel bir HPV aşısını test etmek amacıyla DSÖ ve Gates Vakfı arasındaki ortak girişimin detaylarını sunan bir rapor yayımladı. Deney 2008 de yapılmıştı ve o zamanki aşı şimdi yaygın biçimde bildiğimiz Gardasildir. Rapordaki kızların çoğu hastalandı ve bazıları öldü.