top of page

11 Eylül : Gizlenen Gerçekler - Hakikatin İzinde...

  • 2 saat önce
  • 4 dakikada okunur



Hayatının son yılında çekilen bu belgeselde Dr. Graeme MacQueen, bir barış aktivisti ve akademisyenden 11 Eylül araştırmacısına dönüşümünü anlatıyor. Küresel barış hareketindeki rolünü ve 11 Eylül olayları ile şarbon saldırıları hakkında gündeme getirdiği tartışmalı soruları yeniden ele alırken, MacQueen; hakikat, savaş ve resmî anlatıya meydan okuyan zor sorular sormanın gücü üzerine son bir mesaj veriyor.


Peace, War, and 9/11 (2023), Kanadalı barış akademisyeni, yazar ve 11 Eylül “hakikat hareketi”nin en saygın isimlerinden biri olan merhum Dr. Graeme MacQueen’i merkezine alan çarpıcı bir belgeseldir. 2023 yılında vefatından kısa süre önce çekilen film, hem onun yaşam boyu süren çalışmalarına bir bakış hem de 11 Eylül 2001 olaylarına dair düşündürücü bir inceleme niteliği taşır.


Harvard Üniversitesi’nden karşılaştırmalı dinler alanında doktora derecesine sahip olan ve 30 yıl boyunca McMaster Üniversitesi’nde dinler tarihi dersleri veren Dr. MacQueen, şiddetsizliğe olan güçlü bağlılığı ve savaşlara ilişkin resmî anlatılara yönelttiği titiz eleştirilerle tanınıyordu. McMaster’daki Barış Çalışmaları Merkezi’nin kurucu direktörüydü ve Sri Lanka ile Afganistan gibi çatışma bölgelerinde yürütülen barış inşa girişimlerinde önemli roller üstlendi.


Peace, War, and 9/11, MacQueen’in son kapsamlı röportajını arşiv görüntüleri, kişisel değerlendirmeleri ve meslektaşları ile araştırmacıların yorumlarıyla bir araya getiriyor. Film, izleyicileri 11 Eylül’ün küresel politikalar, sivil özgürlükler ve barış hareketi üzerindeki etkilerini yeniden düşünmeye davet ediyor.


Oyuncular: Graeme MacQueen, Senatör Wayne Morse, Başkan George W. Bush, General Wesley Clark

Yönetmen: Ted Walter & Richard Heap

Senarist: Ted Walter



Videonun Metni :


11 Eylül olaylarını gençlere birkaç kez anlatma deneyimi yaşadım.


Konuyla ilgili Wikipedia sayfasını ekrana yansıttım. Sayfanın tamamını. Ve sadece bir satırın altını çizdim. Dedim ki: “Sadece işaretlediğim bu satır doğru olabilir. Bunun dışındaki bilgilerin tümü yanlış ve neden böyle söylediğimi size açıklamaya çalışacağım.”


Bu, muhtemelen İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en kötü olay. Ulusları uluslara, dinleri dinlere düşman etti. Ve artık bunun bir sahtekârlık olduğunu biliyoruz. Dikkatli okuyabilme ve ayrıntılara yakından bakabilme becerisine sahipseniz, bu sahtekârlığı oldukça hızlı bir şekilde fark edebilirsiniz.


Bu, Arap kökenli radikal gruplar tarafından yapılmadı.

Ve Orta Doğu ile Orta Asya’daki insanları bombalamayı meşrulaştırmaz.

Bu da zihninizde şu soruyu uyandırıyor: Neden? Dünyanın en zengin ülkesi neden dünyanın en yoksul ülkelerinden bazılarını işgal eder?


2005 yılında Ralph Schoenman adında bir adamla konuşmuştum. Bir zamanlar Bertrand Russell’ın özel asistanıydı.

Schoenman sözü 11 Eylül’e getirdi ve bana, “Bunu El-Kaide’nin yaptığını düşünmüyorsun, değil mi?” diye sordu.

Ben de kafamda soru işaretleri olduğunu ama muhalif taraftan henüz gerçekten sağlam bir şey okumadığımı söyledim. O da, “O zaman yeterince araştırmamışsın,” dedi.


Ben de ondan kaynak istedim. Verdiği her şeyi dikkatle okudum ve inceledim. “Vay canına, bu gerçekten bir sahtekârlık gibi görünüyor,” diye düşündüm.


2005’in sonlarına doğru, sonradan arkadaşım olan David Ray Griffin’in bir makalesini okudum. Yanılmıyorsam adı “Patlayıcılara Dair Tanıklıklar” idi. New York itfaiyecilerinin 11 Eylül’de tanık oldukları şeylerle ilgiliydi.

Eğer bu bir sahtekârlıksa ve binalar havaya uçurulduysa, pek çok kişinin bunu görmüş, duymuş ve patlamaları hissetmiş olması gerekirdi. Tanıklar neredeydi?

Bu makale, itfaiyecilerin kulelerde patlamalara işaret eden şeyler duyup gördüklerine dair son derece açık örnekler sunuyordu.


O noktada şunu düşündüm: “Şimdi bununla ne yapacağım?” Bana göre yapılması gereken şey, birilerinin Dünya Ticaret Merkezi Görev Gücü raporunun 12.000 sayfasını baştan sona okumasıydı. Bildiğim kadarıyla kimse bunu yapmıyordu. Oysa bu sayfalar son derece önemliydi ve yöneltilmesi gereken net sorular vardı.


Kendi kendime dedim ki: Bir itfaiyeci ya da mühendis olmayabilirim ama metin analizi yapmayı biliyorum. Eğitimim bu yönde. Kapsamlı metinler dikkatle okunmalı, doğru sorular sorulmalı ve mümkünse sayısal karşılaştırmalar yapılmalıydı. Ben de tam olarak bunu yaptım.


Tanıklar şunu söylüyordu:

Merdivenlere doğru ilerlerken şiddetli bir patlama oldu. Ardından bina çöktü.
Bazıları önce bir patlama sesi duyduklarını, sonra çöküşün geldiğini belirtti.
Bazıları ardışık patlamalar gördüklerini söyledi; turuncu ve kırmızı yanıp sönen ışıklar tarif edildi.
Bazıları bunun kontrollü yıkıma benzediğini ifade etti. Televizyonda binaların patlatıldığı görüntülere benzer sesler duyduklarını söylediler.

Bu tek başına kesin kanıt değildir; ancak önemli bir görgü tanığı delilidir. Çünkü resmî hikâyede patlamalara yer verilmez, özellikle de bu devasa çelik iskeletli binaları toz haline getirebilecek patlamalara.

New York İtfaiye Teşkilatı’nın Baş Güvenlik Yetkilisi, kulelerden birinde bir patlama daha meydana geldiğini söylemişti. O gün, birçok kablolu ve ulusal kanal da binaların patlatılmış olabileceği ihtimalini en azından bir süreliğine tartıştı.
Bu, sadece birkaç “komplo teorisyeni”nin iddiası değildi. Sahadaki insanlar ve haber merkezleri de bundan söz ediyordu.

Günün sonunda ise anlatı değişti. Usame bin Ladin ve 19 hava korsanı suçlandı; binaların jet yakıtı ve uçak çarpması nedeniyle yıkıldığı söylendi.


Biz, binaların kasten yıkılmış olabileceği ihtimalinin iki yöntemle devre dışı bırakıldığını tespit ettik.


Birincisi, bu ihtimali ciddiyetle ele alan bir sunucuya bir mühendis çıkarılıp “Hayır, binaları yıkan uçaklardı” dedirtmekti. Bu en az üç olayda gerçekleşti.


İkincisi ise iyi bir hikâye anlatmaktı. “Teröre Karşı Savaş” ve Usame bin Ladin anlatısı. Mesaj şuydu: Denizaşırı kötü insanlar özgürlüklerimizden nefret ettikleri için saldırdı. Bu hikâye özenle kuruldu ve gün boyu pekiştirildi. Ancak kanıtlara dayanmıyordu.


Patlamalara dair görgü tanığı kanıtları mahkemede ele alınmalıydı. Oysa ortada düzgün bir yargılama süreci olmadı. 19 hava korsanına dair sunulan kanıtlar son derece zayıftı.

Eğer bu kişilerin uçakta olduğu iddia ediliyorsa, doğrulanmış biniş kartları, kamera görüntüleri ve mahkemede geçerli ifadeler sunulmalıydı. İspat yükü resmi anlatıyı savunanlara aittir ve bunu yerine getirmediler.

Uçakların çarpma görüntüleri ve yükselen yangınlar, insanları korkutmak ve “şok ve dehşet” etkisi yaratmak için sunuldu. İnsanlar korku psikolojisine girdiğinde, liderlerine daha fazla bağlanır; ama bu dayanışmacı değil, itaat temelli bir birliktir.


Bir başka tuhaflık da şuydu: BBC, Dünya Ticaret Merkezi’nin 7 numaralı kulesinin çöküşünü, bina gerçekten yıkılmadan yaklaşık yirmi dakika önce haber vermişti. Muhabir bina önünde durup çöktüğünü söylüyordu; oysa bina arka planda hâlâ ayaktaydı. Bu da büyük bir tartışma başlattı.



Kaynaklar :


Yorumlar


● “Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır” - Nutuk (Atatürk)

 

● Önce seni görmezden gelirler, Sonra sana gülerler, Sonra sana saldırır ve seni yakmak isterler. Sonra da anıtını dikerler. (Nicholas Klein)

● Alay etmek baskı gibidir. Uygar bir ülkede bir hareket, alay edilerek yok edilemediğinde yavaş yavaş saygı görmeye başlar (Mahatma Gandhi)

● Ülkenin senin için ne yapabileceğini değil, senin ülken için ne yapabileceğini sor (J.F.Kennedy)

bottom of page