Biliminsanı mı, Şarlatan mı?


Yıllar önce Nalân Mahsereci, Bilim ve Gelecek dergisinin 114. sayısındaki (Ağustos 2013) yazısında bilimdışı fikirlerin bilimmiş gibi sunulmasıyla ilgili kısa ve özlü saptamalar yapmıştı.


Hüseyin Batuhan’ın Bilim ve Şarlatanlık kitabından aldığı şarlatanlık niteliklerinden bazılarını sıralıyoruz.


Bakalım tanıdık gelecek mi?



Şarlatan, kendisini deha sanır ve bunu sıkça dile getirmekten çekinmez.

Uğur Şahin kendine deha demiyor ama bunu onun yerine basın, özellikle de Türk basını yapıyor.


Şarlatan, bir fikrin ne zaman bilgi sayılabileceği konusunda en küçük bir fikre sahip değildir. Bilgiyi daha üretirken ve sonrasında da bol bol sınamak, yoklamak, sağlamasını yapmak demek olan bilimsel yöntemden habersizdir. İddiasını kanıtlamaya değil, etrafına taraftar toplamaya çalışır. Bunun için insanların korkularına, özlemlerine, arzularına hitap eder.

Virüsün varlığı, etkileri ve yapılacak savunmanın bilgisi henüz üretilirken bunları sınayanlar, kanıtlarını arayanlar başından beri hem şarlatanımız hem de ona yardım ve yataklık eden tekel basını tarafından “bilim karşıtı” ilan edilerek dışlandı.

2022’ye geldik ve hâlâ kuşkular giderilmedi, sorular yanıtlanmadı.


Şarlatan, bilim kamuoyunu yeni fikirlere önyargılı olmakla eleştirir; fikirlerinin kabul görmemesini yanlış olabileceği olasılığıyla değil, bilim kamuoyunun ‘yerleşik dogmalarıyla’ örtüşmüyor olmasıyla ilişkilendirir.

Harfi harfine gözledik… mRNA’nın hiç denenmemiş bir gen terapisi olduğunu, bir “aşı” olmadığını söyleyenler önyargılı veya “komplo kuramcısı” olmakla suçlandılar.


Şarlatan, buluş ya da kuramının sırrını kıskançlıkla saklar. Oysa bilimde, özellikle de kuramsal çalışmada gizlilik yoktur. Biliminsanı çalışmasının sonuçlarını, sınanma sürecinin de bir parçası olarak bilim kamuoyuna açar.

“Aşı”nın içeriği hâlâ gizli. “Ticari sır” olmasını bahane etmek kolay. Peki, bilim ticaretin dayağını yemek zorundaysa şarlatanla biliminsanını nasıl ayıracağız?


Şarlatan, bulanık suda avlanmayı tercih eder. Bilimin belli oranlarda geliştiği, ama henüz yeterince netlik ve güvenilirliğe ulaşmadığı ya da ulaştığı sonuçları topluma yeterince mal edemediği alanlarda iddialar ortaya atar. Örneğin kanser gibi henüz etkili bir biçimde mücadele edilemeyen hastalıklar, şarlatanların ‘korku ve umut tacirliği’ yapmaları için uygun piyasayı oluşturur. Kapitalist sistem içinde, piyasa ile ilişkisi güvensizlik yaratan tıp gibi uygulamalı bilim alanları, genel olarak şarlatanın cirit atmasını olanaklı kılan zeminlerdir.

Hem Türkiye’de hem Batı’da basın ve hükümetler abartılı bir korku yayarak, üstüne bir de farklı görüşleri sansürleyip yasaklayarak suyu bulandırdılar. Netlik ve güvenilirlik hak getire; daha üçüncü faz çalışması bitmemiş olan ar-ge aşamasındaki sıvıları yangından mal kaçırır gibi, onaysız olarak kullanıma soktular. Şarlatanımız satış sözleşmelerine özel madde koydu, “sonuçlarından sorumlu değilim” diye.


Yazar: elestireldusun.wordpress.com