Korona Salgını(!) Hakkında 13 YANILTICI ve HATALI İDDİA

Yazıdan SATIR BAŞLARI…

● "Vaka" veya "hasta kişi" sayılarını içeren istatistikler - YANILTICI

Toplam vaka ve ölülerin ülke sıralaması - YANILTICI

● "Ölenlerin hepsi koronavirüs veya Kovid-19'dan öldüler" - HATALI

● "Nüfusun bu yeni virüse karşı bağışıklığı yok." – HATALI

● "Virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu Kuzey İtalya, Londra veya New York'ta görebilirsiniz." - YANILTICI

● "Gençler ve hatta çocuklar da ölüyor." – DRAMATİZE EDİCİ

"Ölüm oranı yüzde 4 veya 5" – HATALI

DSÖ: "Şu anda Kovid 19 hastalığından iyileşmiş ve antikor geliştirmiş kişilerin ikinci bir enfeksiyondan korunduğuna dair hiçbir kanıt yok." – YANILTICI

● "Bir grip dalgasına benzer şekilde korona enfeksiyonlarının da yaz mevsiminde keskin bir şekilde azaldığına dair hiçbir kanıt yok." – YANILTICI


Bu yazının tamamına katılmamakla birlikte kafası karışık olanları aydınlatıcı nitelikte bazı temel bilgiler içerdiğinden okunmasını faydalı buluyoruz.

Bununla birlikte özellikle de her şeyin temelini oluşturan, kovid testlerinin güvenirliğinin ciddi şekilde sorgulanması gerektiği unutulmamalıdır. Güvenirliği olmayan bir temele dayalı çıkarılacak tüm veriler (vaka sayıları, vaka oranları, ölüm sayıları, ölüm oranları) YANILTICIDIR.


Korona Salgını Hakkında 13 Yanıltıcı ve Hatalı İddia

Ciddi medya kanalları dahi Kovid-19 ‘un riskleri ve yayılımıyla ilgili gerçekçi olmayan bilgilerden bahsediyor.

Sars-CoV-2 virüsü 2019 yılının sonunda Çin’de ve Şubat ayından bu yana Avrupa`da yayılmıştı. O zamandan bu zamana medya, salgın konusuyla yoğun bir şekilde ilgileniyor. Ama gözden kaçırdıkları şey, aslında uzmanların ve yetkililerin iki hedefinin olduğu idi:


  • Epidemiyologlar, virologlar ve enfeksiyon uzmanları, virüsün yayılmasını olabildiğince yavaşlatmak ve virüsün ölümcül sonuçlarından mümkün olduğunca kaçınmak istediler. Fakat sağlık açısından da zararlı sonuçları olabilecek sosyal ve ekonomik ikincil zararlarını önemsemediler.

  • Yetkililer, salgını önce yatıştırmak istediler. Daha sonra halkı, alışık olunmayan fiziksel mesafeyi korumaya, ellerini düzenli olarak yıkamaya ve toplu etkinlik ve toplantılardan kaçınmaya ikna etmek zorunda kaldılar. Sonunda, halka haftalarca süren karantinayı, iş yerlerinin kapanmalarını, çıkış ve seyahat kısıtlamalarını kabul ettirdiler.

Bu hedefler göz önünde bulundurularak, yetkililer, karantinaya Mart ayı ortasında karar verdikten sonra genellikle eksik, seçici, yanıltıcı ve hatta hatalı bilgiler verdi. "Kriz iletişimi" nin bir parçası olarak, Başbakan Yardımcısı ve Federal Konsey sözcüsü André Simonazzi, "tek sesle konuşmak" gerektiği uyarısında bulundu. Medyada kimin görüneceği ve konuşacağı belirledi. Konu ile ilgili Tüm görüşmeler önce kendisine sunulmalıydı. Federal meclis üyeleri bile önceden danışmadan korona sorunuyla ilgili kendi medya konferanslarını yapmadılar.

Ayrıca: Zürih Üniversitesi Matematik Enstitüsünde biyoistatistikçi olan Servan Grüninger, Nisan ayının başında "Tages-Anzeiger" de medya tarafından yayınlanan verilerde defalarca "temel istatistiksel hataları" ve "ahlaksızlığı" fark ettiğini açıkladı.

Bu tatmin edici olmayan bilgilerin çoğu bugün hala tartışmayı gerektiriyor ve durumu şekillendiriyor. Bu nedenle Infosperber, 13 yanıltıcı ve yanlış iddiaya işaret etmeye çalışıyor.

1. Yanıltıcı: "Vaka" veya "hasta kişi" sayılarını içeren istatistikler

Salgının ilk haftalarında, güçlü bir manipülatif etkiye sahip olan "vakalar" ve "hastalıklar" ile ilgili rakamlar günlük olarak yayınlandı. Infosperber, örneğin 17 Mart, 20 Mart, 25 Mart, 29 Mart, 2 Nisan, 10 Nisan, 15 Nisan ve 23 Mart’taki haberlerinde yanıltıcı istatistiklere ve grafiklere defalarca işaret etmişti.

"Hasta insanlar" terimi sıklıkla kullanılıyor. Bu, testi pozitif çıkan herkes için kullanılıyorsa (çoğu zaman olduğu gibi) yanlıştır. Enfekte veya "taşıyıcı" bir kişi kesinlikle hasta değildir ve bu bakımdan da bir "vaka" değildir. Virüs enfeksiyonu, ancak ateş gibi hastalık belirtileri ortaya çıktığında bir hastalığa dönüşür. Sars-Cov-2 ile enfekte olanların yaklaşık yüzde 90'ı yalnızca hafif ila orta dereceli belirtiler gösteriyor, ya da hiç bir belirti göstermiyorlar veya hiçbir şey fark etmiyorlar. Test sonucu pozitif çıkan herkesi "hasta" olarak adlandırmak gerçekte yanlış ve korkutucu bir dramatizasyondur. Ancak yetkililer bunu konsepte uyduruyor. Her halükarda, medya bu hatayı asla dikkate almadı.

Bu "vakaların" eğrisi başlangıçta gerçekçi olmayan bir şekilde yükseldi çünkü testler gittikçe daha sık yapıldı. Sadece "doğrulanmış" veya "pozitif olarak test edilmiş vakalardan" değil, bunun yanı sıra yapılan testlerin sayısıyla ilişkisi ortaya konmalıydı.

Başından beri her gün "vakalardan" bahsetmek yerine, özellikle hastaneler, huzurevleri ve yaşlı bakım evlerindeki suni solunum cihazlarına bağlı hasta ve ölüm sayılarını açıklamak daha bilgilendirici olurdu.

2. Yanıltıcı: Toplam vaka ve ölülerin ülke sıralaması

Ülke başına toplam sayıların sıralaması üç şekilde yanıltıcıdır:

Birincisi, bir ülkedeki toplam sayı değil, 100.000 kişi başına düşen sayı daha önemlidir. Almanya, İsviçre veya Lihtenştayn'daki toplam rakamların karşılaştırılmasının çarpık bir resim verdiği açık olmalıdır.

İkincisi, sayılar ülkeler ve kıtalar arasında karşılaştırılamaz. Esas olarak etkilenen bölgeler arasındaki sayılar çok daha anlamlıdır. Yalnızca belirli karşılaştırmalar salgınların gücü hakkında bilgi sağlar, örneğin kuzey İtalya ile Wuhan, New York veya Moskova bölgesi arasında. Tüm İtalya'nın tüm Çin ve tüm Rusya veya ABD ile karşılaştırılması çok anlamlı değildir.

Üçüncüsü, bu tür karşılaştırmalar yapılırken, farklı kayıt yöntemlerine ve farklı testlere değinilmelidir. Örneğin Birleşik Krallık'ta huzurevlerinde ölen insanlar uzun süre Kovid ölümü olarak sayılmadı. Belçika'da ise tam tersi: huzurevlerinde ölenler, test yapılmasa bile sadece “şüphe” üzerine "korona ölümleri" olarak sayıldı.

Afrika'da birçok ölen kişiye öncesinde Kovid-19 testi yapılmadı ve bu nedenle istatistiklerde görünmüyor. Bkz. "Uluslararası COVID-19 ölüm oranlarının karşılaştırılması".

3. Hatalı: "Ölenlerin hepsi koronavirüs veya Kovid-19'dan öldüler"

Bu insanlar koronavirüs "ile bağlantılı” olarak öldüler (Federal Halk Sağlığı Dairesi). Yani Kovid-19 ile birlikte ya da Kovid-19 dan dolayı (Federal İstatistik Ofisi). Pozitif test edildikten sonra ölen herkes BAG (Federal Halk Sağlığı Dairesi) tarafından gerçek ölüm nedenine bakılmaksızın Korona ölümü olarak kayda (istatistiklere) geçirildi. Otopsiler çok nadiren yapıldı. Alman patologlar, 7 Nisan'da Robert Koch Enstitüsü'nü, otopsilerin yapılmasına karşı çıktığı için protesto etmek zorunda kaldı.

4. Yanıltıcı: "Virüs (önlem alınmaması halinde) katlanarak yayılıyor."

Aslında, virüs başlangıçta katlanarak yayıldı. Berlinli virolog Christian Drosten'e göre, enfeksiyon oranı ("ikincil etkisi" veya "yayılma hızı") normal mevsimsel grip dalgalarınınkinden önemli ölçüde daha yüksekti, ancak şiddetli grip dalgası enfeksiyonu oranına benzerdi. Hızlı yayılma ve yoğun bakım ünitelerinin aşırı yüklenme tehdidi nedeniyle - Wuhan ve kuzey İtalya'dan gelen resimlerin gösterdiği gibi - büyük toplantıları mümkün olduğunca çabuk yasaklamak gerekli hale geldi. Ancak önlemler alınmasa (yasaklar konmasa) bile, yayılım grafiği artmazdı, bunun yerine bir ülke içinde enfekte insan sayısı arttıkça keskin bir şekilde düzleşirdi. Bununla birlikte, düzleşme eğrisine rağmen, eğer toplantılar yasaklanmasaydı ve “fiziksel mesafeye” gerek kalmasaydı, önemli ölçüde daha fazla ölüm olurdu.

5. Hatalı: "Nüfusun bu yeni virüse karşı bağışıklığı yok."

İnsanların Sars-Cov-2'ye karşı savunmasız olduğuna dair yanlış bir izlenim ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, virologlar bağışıklık terimini çok dar kullanır ve mevcut antikorlara veya savunma hücrelerine atıfta bulunurlar. Bununla birlikte, insanların bir virüsten hastalanması veya hatta ondan ölmesi, daha çok vücudun kendi bağışıklık sistemine bağlıdır. Çoğu insanda, bu o kadar güçlüdür ki Kovid-19'dan yalnızca zararsız bir şekilde etkilenirler ya da hiç hastalanmazlar ve ondan dolayı ölmezler.

Genel olarak, insan ne kadar çok hareket eder ve sağlıklı bir ortamda yaşarsa, bağışıklık sistemi de o kadar güçlüdür. Açıktır ki, hastalık esas olarak enfekte insanlarla yakın bir şekilde kapalı bir ortamda birkaç dakikadan fazla birarada olunduğunda ortaya çıkar. Ischgl'de, Amsterdam'da kilise korosunda, İtalya'da aşırı kalabalık hastanelerde, Almanya'da Gangelt'te bir karnavalda veya Bellinzona'daki Karnaval sırasında bu tür “aşırı yayılma” durumları vardı.

Ancak bu tür "hiper enfeksiyonlardan" sonra bile, Kovid-19`dan yalnızca vücudun bağışıklık sistemi zayıflamış insanlar ölür. Çoğunluğu, yaşlı, önceden hastalıkları olanlardır. Bu durum en çok Huzurevlerinde yasayan insanları, büyük şehirlerde kötü havada yaşayanları, sağlığa zarar veren işlerde çalışanları, fazla hareket etmeyenleri, fazla kilolulari ve sağlıksız beslenen yoksulları etkilemektedir. Bkz. 22 Mayıs tarihli Infosperber: "Koronavirüs yoksulları iki kat daha fazla hasta ediyor".

Eski varyant Koronavirüsleri ile daha öncesinde etkileşimde bulunan insanların bir miktar bağışıklık sağlayabileceğine dair kanıtlar da vardır. ("çapraz reaktivite")

6. Yanıltıcı: "Virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu Kuzey İtalya, Londra veya New York'ta görebilirsiniz."

İsviçre'deki koşulları kuzey İtalya, Londra veya New York'la karşılaştıramayız. Kovid-19, özellikle nüfusun temel bağışıklığının zayıf olduğu yerlerde, birçok ağır hastaya ve ölüme yol açar (bkz. Önceki madde 5). Bahsedilen yerlere kıyasla, İsviçre'de sadece az sayıda kişi, daha önce bahsettiğimiz risk faktörleri ile güvencesiz koşullarda yaşıyor. Diğer bir fark ise, Kuzey İtalya, Londra veya New York'ta yoksulların birbirine daha yakın yaşaması ve daha az tıbbi bakımdan yararlanabilmesidir.

Almanya ve İsviçre'nin salgın bölgelerinde hastalık ve ölüm riskinin daha düşük olmasının nedenlerinden biri budur.

7. Dramatize Edici: "Gençler ve hatta çocuklar da ölüyor."

Hafif hastalıklarda bile her zaman açıklaması zor olan istisnalar vardır. Medya bu tür Kovid-19 ölümlerini büyük bir haber yaparsa yanlış bir izlenim oluşturuyor. Bu gibi durumlarda, genellikle ölen kişinin daha önceden belirgin bir hastalığı olup olmadığı da belirtilmez. Ayrıca gençler şiddetli bir grip nedeniyle de ölebilir.

8. Hatalı: "Ölüm oranı yüzde 4 veya 5"

Bu ifade yanlış ve korku yayıcı çünkü çoğu insan yanlış bir şekilde, enfekte olmuş kişilerin yüzde 4 veya 5'inin öldüğünü anlıyor. Bununla birlikte kastedilen, tüm “tıbben hasta” kişilerin yüzde 4 veya 5'inin öldüğüdür. Buna bir virüsün ölümcüllüğü denir, ölüm veya ölüm oranı değil ("Enfeksiyon Ölüm Hızı" olarak da adlandırılır). Halk ölüm oranıyla, yani Sars-CoV-2 bulaşmışsa virüsten ölme riskiyle ilgileniyor. Öğrenmek için, enfekte veya enfekte olanların bildirilmeyen sayısının ne kadar yüksek olduğunu bilmelisiniz.

Mortalite (ölüm oranı) için en iyi tahminler şu anda yüzde 0,3 ila 0,6'dır. Gelecek daha fazla ayrıntı gösterecek. Almanya'daki Heinsberg Araştırması, yüzde 0,36'lık bir ölüm oranı buldu. İsviçre'de yapılan bir çalışmada epidemiyolog Christian Althaus, Cenevre'deki ölüm oranını yüzde 0,6 olarak tahmin etti. Fransa, İtalya, New York veya Hubei'deki daha yüksek tahmini ölüm oranları Almanya veya İsviçre'dekilerle karşılaştırılamaz çünkü bu ülkelerdeki hastaneler aşırı yük altındaydı ve kötü hazırlanmışlardı. Kanıta Dayalı Tıp Merkezi'nden (CEBM) araştırmacılar dünya çapında, tüm yaş gruplarında, yüzde 0,1 ile 0,41 arasında bir ölüm oranı buldular. Başka bir deyişle: enfekte olan 10.000 kişiden 10 ila 41 kişi ölüyor.

9. Yanıltıcı: "Kovid-19'u grip ile karşılaştıramazsınız"

Bunu iddia eden ve bunu kanıtlamak isteyen herkes, bunu kendisi için kolaylaştırır. Hiç kimse yıllık mevsimsel grip ile karşılaştırma yapmaz çünkü daha ciddidir. Daha çok özellikle şiddetli bir grip salgını ile karşılaştırılmalıdır, örneğin Almanya`da 2017/2018 kışında grip salgını nedeniyle yaklaşık 25.000 ölüm veya 1995/1996 kışında yaklaşık 30.000 ölüm yaşandı ve İsviçre'de 2014/2015 kışında 2.500 kişi öldü.

"Sars-CoV-2" virüsü aslında diğer virüslerden - diğer koronavirüsler dahil -, farklıdır. Christian Drosten Şubat ayının sonunda, enfeksiyon oranının bir grip salgını dalgasından çok daha yüksek olmadığını söyledi. Böyle virüsler için bile, halkın yüksek düzeyde virüs bağışıklığı yoktur.

Ancak Sars-CoV-2 enfeksiyonlarında belirtiler aynı değildir, Sars-CoV-2 ile belirtiler ortaya çıkmadan bile enfeksiyon mümkündür ve hastalığın seyri hakkında bazı durumlarda hala çok az şey bilinmektedir. Bazı durumlarda dramatiktir. Bu farklılıklar, korona salgınını şiddetli bir grip salgını ile karşılaştıran hiç kimse tarafından inkar edilemez.

Karşılaştırma, hastalık ve ölüm riskinin yanı sıra alınan önlemlerin orantılılığı ile ilgilidir:

  1. İsviçre ve Almanya'daki korona salgını, şiddetli bir grip dalgasına kıyasla ne kadar tehlikelidir?

  2. Okul ve iş yerlerinin kapatılması, sınırların uzun süre kapatılması, seyahat ve yurt dışı çıkış kısıtlamaları gibi önlemler şiddetli bir grip dalgası durumunda neden uygulanmadı? (ve diğer toplumsal ölüm riskleri neden dikkate alınmadı)

Öncelikle tehlikenin kıyaslanması:

Ölüm oranı, bir virüsün bulaştığı insanlardan kaçının virüsten öldüğünü söyler. Normal bir grip dalgası için ölüm oranı (ölümcüllüğü değil) 0,1 olarak tahmin edilirken, şiddetli bir grip dalgası için yüzde 0,3'e ulaşabilir (enfekte olan insan sayısı hakkında sadece tahminler vardır). Sars-CoV-2 virüsü ile İsviçre ve Almanya'daki ölüm oranı yüzde 0,3 ila 0,6'dır (yukarıdaki 9. maddeye bakın). Yani şiddetli bir grip salgınının iki katından fazla olabilir.

Ölüm oranının yanı sıra, enfekte olanların kaçının ciddi şekilde hastalandığı ve hatta bir yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmesi gerektiği ile ilgileniyoruz. Kovid-19'da bunu çok iyi biliyoruz çünkü etkilenenlerin tümü için virüs testi yapılıyor. Şiddetli bir grip dalgası söz konusu olduğunda ise elimizde bu sayılar yok çünkü testler nadiren yapılır. Bununla birlikte, şiddetli bir grip salgınıyla ilgili yaşandığı yıllarda, grip virüslerinin de ciddi komplikasyonlara yol açabileceği klinik olarak kanıtlanmıştır. İsviçre'de gripten ölen yaklaşık 2.500 kişinin 2014/2015 kışında hafif ateşle huzur içinde uykuya dalması pek olası değildir. Aynı durum, Almanya'da 2017/2018 kışında gripten ölen yaklaşık 25.000 kişi için de geçerlidir. Şiddetli grip dalgası nedeniyle bu kadar çok insanın öldüğü gerçeği, ancak salgın aylarındaki aşırı ölüm oranı nedeniyle geriye dönük olarak belirlenebilir.

Alınan sert önlemler:

Burada da Korona salgını ile şiddetli bir grip salgını arasındaki karşılaştırma bir o kadar ilginçtir. Birkaç bin ek ölümü önlemek için devlet, ekonominin haftalarca hareketsiz kalmasını emretti. Kreşler, okullar, restoranlar ve hatta parklar kapanmak zorunda kaldı. Yetkililer, artan işsizliğin yanı sıra devasa bir ulusal borcu ve dolayısıyla gelecek için ağır bir ipoteği kabul etti. Bakım evlerinde ve huzurevlerinde sosyal dışlamayı da kabul ettirdiler.

Yetkililer, özellikle büyük bir grip dalgası yaşandığında tamamen farklı davranıyor ve grip aşısının bir işe yaramadığı ortaya çıkıyor. Bu, 2014'ün sonunda İsviçre'de ve 2017'nin sonunda Almanya'da belirginleşmesine rağmen, belirtileri olan hastalar çok nadiren test edildi. Bu nedenle, günlük haberler ve gazeteler her gün yeni "vakaların" ve ölenlerin sayılarını dağıtamadı. Hükümetler "fiziksel mesafe" ve kapsamlı el yıkama konusunda kapsamlı bir kampanya düzenlemedi. Karnaval, futbol ve diğer büyük toplantılarına yönelik yasaklar söz konusu bile olmadı.

Bununla birlikte, okullar ve iş yerleri kapatılmasa bile bu tür önlemlerle büyük bir grip salgını durumunda tüm erken ölümlerin en az yarısından kaçınmak mümkün olabilirdi.

Soru oldukça politik: Her yıl veya bir kez beklenebilecek kaç tane doğal ve çevresel ölümü kabul ediyoruz? Ne zamandan beri ekonomiyi ve kişisel özgürlükleri ciddi bir şekilde kısıtlamaya hazırız?

Geçmişte, ekonomik çıkarlar insan sağlığı koruma önlemlerinden daha önemliydi. Korona bir strateji değişikliğine mi yol açtı? Veya neden burada diğer metotlar kullanıldı? Her yıl binlerce kişinin ölümüne yol açtığı kanıtlanmış genel halk sağlığı problemlerimiz var ve aslında bunları basit önlemlerle düşürülebilirdik. (bkz. “Önce sağlık: korona ile başa çıkmak bir rol model olmalıdır”).

10. Yanıltıcı: "Çalışmalar, sıtma ilacı Hydroxychloroquine HCQ'nun Kovid-19 hastalarına herhangi bir faydası olduğunu reddetti."

Bu çalışmalar var, ancak henüz onaylanmadı. Lancet'te yayınlanan bir çalışmayı (araştırmayı) yazarlar hemen geri çekmek zorunda bile kaldılar. Çoğu çalışma, ağır hastalığı olan insanlar üzerindeki kullanıma bakılarak yapıldı. Yüzün üzerinde bilim adamı ve doktorun eleştirilerine de bakmak lazım. HCQ kullanımını savunanlar, HCQ'nun artık ağır hastalara hiçbir faydası olmadığını, aksine zarar verdiğini söylüyorlar. Marsilya Profesörü Didier Raoult ve Münih başhekimi ve Profesör Clemens Wendthner, test sonucu pozitif çıkan hastalarda durumun açıklığa kavuşturulması için ilk belirtiler ortaya çıkar çıkmaz HCQ ile ve gerekirse antibiyotik azitromisin ile tedavi edilmesini önermektedir.

11. Yanıltıcı: "Maskelerin enfeksiyona karşı koruduğuna dair hiçbir kanıt yok."

Söylenmeyenler: Tersine, maskelerin işe yaramadığına dair hiçbir kanıt yoktur. Doğru kullanıldığında, diğer ülkelerdeki akla yatkınlık ve deneyim bunu destekleme eğilimindedir. Ama gerçek koşullarda farklı maskelerin kullanıldığını veya kullanılmadığını kesin olarak kanıtlamak son derece zordur.

12. Yanıltıcı: DSÖ: "Şu anda Kovid 19 hastalığından iyileşmiş ve antikor geliştirmiş kişilerin ikinci bir enfeksiyondan korunduğuna dair hiçbir kanıt yok."

Söylenmeyenler: Tersine, çoğunun korunmadığına dair hiçbir kanıt da yoktur. Olasılık hakkında burada bilgi vermelisiniz: İyileşmiş veya enfekte olmuş, hiç hastalanmamış kişilerin hastalıktan en az bir süre korunmaları çok muhtemeldir veya sonraki bir hastalık hafif olacaktır. Farklı yaş ve nüfus gruplarında korumanın ne kadar süreceği belirsizdir. Konu ikinci bir enfeksiyon değil, ikinci bir ciddi hastalıktır. Aşı, enfeksiyonla aynı etkiye sahiptir: vücudun doğal bir bağışıklık tepkisi. İnsanlar neredeyse tüm virüslere karşı en azından kısmi bağışıklık geliştirirler.

13. Yanıltıcı: "Bir grip dalgasına benzer şekilde korona enfeksiyonlarının da yaz mevsiminde keskin bir şekilde azaldığına dair hiçbir kanıt yok."

Söylenmeyenler: Tersine, Sars-CoV-2'nin soğuk mevsimde olduğu kadar ılık mevsimde de yayıldığına dair hiçbir kanıt yok. Yine burada da olasılıklar ve akla yatkınlık ile ilgilidir. Korona virüslerinin diğer varyantlarında, yayılmanın yaz aylarında keskin bir şekilde düştüğü ve Ekim ayından itibaren tekrar arttığı bizim için her zaman geçerli olmuştur. Sıcak mevsimde de Sars-CoV-2'nin çok daha az yayılma olasılığı yüksektir çünkü UV ışığı virüsleri öldürür, virüsler yüksek sıcaklıklarda hızla kurur ve insanlar kapalı odalarda daha az zaman geçirir.

Urs P. Gasche / 8 Haziran 2020


Çeviri: Destan Luise



Kaynak:

13 irreführende und falsche Behauptungen zur Corona-Epidemie - Infosperber

1,685 görüntüleme