ÇOCUK DOKTORU Lawrence Palevsky’nin AŞI İÇERİKLERİ Hakkında Eyalet Meclisindeki TARİHİ KONUŞMASI

Güncelleme tarihi: Tem 20

Dr. Lawrence Palevsky, 22 Kasım 2019’da ABD’nin Connecticut eyaletinde, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) takvimince önerilen tüm aşıları çocukların olmasını zorunlu kılmak üzere verilen kanun teklifi aleyhine eyalet meclisindeki oturumda yaptığı TARİHİ KONUŞMA


SATIR BAŞLARI

● Aşılarda neler kullanılıyormuş, oturdum araştırdım. Ve gördüm ki, kobay hayvanlarda ağır tahrip gücü kanıtlanmış bir değil, pekçok madde bulunmakta aşılarda.

Şu anda her 5 çocuktan 1’i öğrenme engelli. 1976’da 17’de 1’di bu oran.

20 yılı aşkın zamandır, çocuğunu aşılatmamış ailerle çalışıyorum kliniğimde; hayatımda gördüğüm en sağlıklı çocuklar bunlar!

Binlerce aile aynı şeyi söylüyordu; kiminin dili gidiyor, kimi havale nöbetleri geçirmeye başlıyor, kimi hayatını kaybediyor, astım, alerjiler, egzama başlıyor, kimi otizm geliştiriyor, kimi öğrenme engelli oluyor, kiminde iltihabi bağırsak hastalığı ortaya çıkıyor, otoimmün hastalıklar başgösteriyor…

Aşı olundu mu organizmanın kökünü vücuttan kazıdığınızı gösteren tek bilimsel kanıt, çalışma yok.

Her geçen gün daha fazla ebeveyn aşı tehlikelerinin farkına varıyor–aşıların zorla vurulmasını sağlamak için bunca baskının sebebi de budur zaten–çünkü zararı ifşa eden bilimsel yayınlar artıyor.

Aşılandık mı korunduk farzediyoruz. Aşılayarak hastalıkların yayılmasını önlüyoruz zannediyoruz. Bu zanlar / varsayımlar bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlanmış değil oysa!

Ben Dr. Lawrence Palevsky, çocuk doktoruyum.

New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gördüm. 1990 yılına kadar New York Mount Sinai Hastanesi’nde asistan hekimdim. Bellevue Hastanesi polikliniğinde uzman hekim olarak çalıştım. Meslek hayatımın ilk 9 senesi acil servislerde, yenidoğan yoğun bakım ünitesi başhekimliği ile, yatılı hasta tedavisi ile, klinisyenlik ile geçtikten sonra nihayetinde kendi kliniğimi açtım.

1983’te tıp fakültesine başladığımda bana öğretilen, “Aşı zarar vermez, korur” idi ve “Yapacaksın”, dendi. Fakat bana ne aşının zararsız olduğuna dair tek bir bilimsel kanıt gösterildi, ne de bu ‘güvenlik deneyleri’nin nasıl yapıldığına dair bir şey öğrendik.

1998’de bir anne bana “Dr. Larry, aşılarda cıva varmış, biliyor muydunuz?”, diye sordu ve cevabım, “Yo, bilmiyordum”, oldu.

Fakültede sorgulamayı, eleştirel düşünebilmeyi öğretmişlerdi bize. Bir şey gözlemlediysen kurcalar, burada sorulması gereken sorular olabilir mi diye bakarsın. O yüzden aman canım ne olacak demektense, aşılarda neler kullanılıyormuş, oturdum araştırdım. Ve gördüm ki, kobay hayvanlarda ağır tahrip gücü kanıtlanmış bir değil, pekçok madde bulunmakta aşılarda. Bu tehlikeli maddelerin aşılarda ne aradığını ise çözemedim.

Sonra ailelerden bazı hikayeler duymaya başladım; düzinelerce değil, yüzlerce değil… BİNLERCE aile aynı şeyi söylüyordu; sapasağlam çocuklarını doktora götürüyorlar, sonra bir bakıyorlar çocukları sağlığından olmuş; kiminin dili gidiyor, kimi havale nöbetleri geçirmeye başlıyor, kimi hayatını kaybediyor, astım, alerjiler, egzama başlıyor, kimi otizm geliştiriyor, kimi öğrenme engelli oluyor, kiminde iltihabi bağırsak hastalığı ortaya çıkıyor, otoimmün hastalıklar başgösteriyor…

(Otoimmün Hastalık: Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun normal, sağlam dokularına saldırdığı bir durumdur.)

Ve bu ailelerin istisnasız HEPSİNE, sorunun aşıyla hiçbir ilgisi yok deniyor. TEK birinde bile aşıyla ilgilidir denmiyor, düşünün! Ve bu bugün de aynen böyle. Oysa aşıların içerik listesine bakınca, bu çocuklarda bu tıbbi sorunların nasıl oluşmuş olabileceğini elimdeki mevcut bilimsel bilgi ile açıklayabiliyorum.

Şu anda her 5 çocuktan 1’i öğrenme engelli. 1976’da 17’de 1’di bu oran. 8 yaşın altındaki her 6 çocukta 1’i, her 2 ergenden 1’i ve her 4 genç erişkinden 1’inin zihinsel, davranışsal yahut duygusal bir bozukluk teşhisi var. 5 yaşın altındaki her 20 çocuktan 1’i havale geçirmekte. 40 çocuktan 1’i otizm geliştirmekte.

Otoimmün hastalığı olan çocuk ve erişkinlerin sayısı katlanarak artmakta, öyle ki, bu ülkedeki en hızlı yükselen hastalık kategorilerinden biri şu an.

Ve aşı içeriğini oluşturan maddeler, hakikaten açar da bakarsanız, ve vücuda zerk edildiklerinde nasıl çalıştıklarını anlayacak kadar da bilginiz de varsa, bunların bahsi geçen vakaların HER BİRİNİN sorumlusu olabileceğini görebilirsiniz.

Nedir bu içerik maddeleri?

Fakültedeyken bize vücudun bir KAN-BEYİN BARİYERİ olduğu öğretildi. Bu Kan-Beyin Bariyeri dediğimiz şey beynin Fort Knox’u [hazine kasası] gibidir. Kan dolaşımı bileşenleri bunun sayesinde beyne geçemez. Bu bileşenler arasında ilaçlar, virüsler ve bakteriler bulunur ve tabii bunlar dışında kanda başka şeyler de vardır beyne geçişi engellenen.

İlaç firmalarının ise beyne etki edecek (işleyecek) ilaç geliştirmesi lazım. Öyle olunca onlar da NANOPARTİKÜL denilen bir şey kullanıyorlar ilaçlarında. Nanopartikül, yani çok küçük parçacık… İlaç etken maddesine bağlı bu…

Ve bakıyorlar, bu şekilde, ilacı nanopartiküle bağladılar mı beyne ulaştırabildiklerini görüyorlar. Hayvan deneyleri gösteriyor bunu, kanıtlı. Sonra bir emülgatör* alıyorlar… [* Birbiri içerisinde karışmayan maddelerin karışmasını sağlamak amacıyla kullanılan madde] Suyu ve yağı seven bir madde bu, ikisinde de çözünebiliyor. Bunu alıp da, ilacı bağladıkları nanopartiküle ekledikleri anda, BEYNE İLAÇ GEÇİŞİNİ 20 KAT ARTIRABİLDİKLERİNİ KEŞFEDİYORLAR!

Bulduğum hayvan deneylerinden edindiğim bilgi bu.

İlaç… Üstüne nanopartikül… Artı bir de emülgatör.

Aşılar da aynen bu şekilde yapılıyor işte!

Virüs ve bakteriniz var… Bunlar Alüminyum denilen bir nanopartiküle bağlı durumda. O Alüminyum nano boyutta bir partikül ve tanımı gereği, nanopartikülün beyin dokusu içine geçme potansiyeli var.

Aşıların çoğunda ayrıca bir de POLİSORBAT-80, yahut da SORBİTOL var. Bu bileşiklerin her ikisi de emülgatör!

Emülgatörler bu Alüminyum nanopartikülüne SIKI SIKIYA bağlanıyor, o da zaten SIKI SIKIYA aşı antijenlerine [virüs/bakteri] bağlı durumda.

Bu durumda akla bir soru geliyor.

Aşı modeli, ilaç firmalarının ilaçlarını beyne DAHA ETKİN şekilde ulaştırmada kullandıkları modelle AYNIYSA, aşı içeriğindeki maddeler aynen çocuklarımızın beynine gidiyor olabilir mi?!

Bunca ebeveynin çocuğu aşılandıktan sonra neden sağlığında bozulma gördüğünü açıklıyor bu, doktorlar, medya ve devlet “KATİYEN BAĞLANTI YOK” diyor olsa bile! BİLİM bağlantı olduğunu gösterdiği halde!

Literatürde, bedene zerk edildiğinde Alüminyumun beyne intikal edip etmediğini araştırmış TEK ÇALIŞMA yok! Aşılardaki HERHANGİ bir maddenin beyne geçişi olup olmadığına bakılmış değil! Ne de Polisorbat-80 aşılardaki tüm bu maddelerden HERHANGİ birinin beyne geçişini kolaylaştırmakta mı, ona bakılmış!

Bakıp da bu çalışmaları bulamamış olmak… endişelendirdi beni. Çünkü bana da size de söylenen, aşıların çok sıkı değerlendirmeden geçirilerek güvenilirliklerinin BİLHASSA en ince ayrıntısına kadar çalışılmış olduğu! Gel gör ki, bu alüminyum çocukların beynine giriyor mu girmiyor mu diye bakmış çalışma yok?!

Bu alüminyum aşıdaki beyinde işi olmayan başka maddeleri alıp beyne taşıyor mu? Çünkü beyinde işi olmayan içerik maddeleri o Kan-Beyin Bariyerini aşar da beyne ulaşırsa, ENFLAMASYON (yangı) oluşur.

Ve bugün her 5 çocuktan 1’e yükselmiş öğrenme engelli çocuklarda da, her 40 çocuktan birinin mustarip olduğu Otizmde de gördüğümüz şey ENFLAMASYONDUR.

Tek yapmanız gereken okullardaki rehberlik öğretmenlerine sormak ve dürüst olanına rastlarsanız da çocuk doktorlarından gördükleri çocukların durumunu anlatmalarını istemek. Birbiri ardına, gittikçe daha ağırlaşan beyin rahatsızlığıyla geliyor çocuklar önlerine.

Tabii okulda düşünmesini (!) öğrenmiş bir tıp doktoru olarak sonra gidip, düzgün güvenlik deneyleri yapılmış mı yapılmamış mı diye literatürü karıştırdım. Alırsınız bir aşıyı 100 çocuğa vurursunuz, diğer bir 100 çocuğa da salin sudan oluşan bir plasebo uygularsınız; kimyasal bir tesiri yoktur yani o plasebonun. YOK öyle bir deney ortada! Aşının güvenlik profilini gidip bir plasebo grubuyla karşılaştırmış deney bulamıyorsunuz.

Sıfır!

Aşılar deneylerde ne kadar süreyle çalışılıyor derseniz, 10 gün, en fazla 2 hafta!

Ve maalesef aşı üreticisi firmalar, hangi yan etkiler oluşursa aşılarıyla ilgisini kabul edecekler hangilerini saymayacaklar, baştan belirleme hakkına sahipler!

Yani çocuk hakikaten de bir aşı reaksiyonu geçirmişse, bunun aşıyla bağlantılı sayılıp sayılmayacağına karar veren AŞI FİRMASI. Ve halk da bunu biliyor! Gitgide de yayılıyor bu bilgi.

Çocuğunuz aşı olduktan 5 ay sonra nöbet bozukluğu geliştirdi diyelim, doktor size aşıyla hiç alakası yok diyecek.

Halbuki bu dediği doğru değil, çünkü ortada bunu ispatlayacak deney yok?! Fikir var sadece.

Lakin hayatın 2. ayında-hatta ve hatta daha bebek 9 saatlikken- yapılacak aşılamanın bundan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkacak tıbbi bir olayla alakası olup olmadığına HİÇ bakılmamış ki? Hal böyleyken, elimizde bu zamana kadarki en sağlıksız çocuklarla kalakalmışız.

New York’ta, 13 Haziran tarihinde aşıyı dini gerekçelerle ret hakkı kaldırıldı. Dini muafiyet hakkından yararlanan aşılanmamış çocuklar, çıkan bir kızamık salgınının sebebi olarak gösterildi diye…

Eyalet temsilcileriyle yaptığımız görüşmede kendilerine söyledim; aşısız çocuklar yüzünden salgın çıktığı bugüne kadar hiçbir çalışmayla kanıtlanmış değil, dedim. Temsilci şaşırdı buna…

Dediğiniz gibiyse, böyle bir çalışma bulamazsam dini muafiyet hakkının kaldırılmasına hayır oyu vereceğim, dedi.

Öyle bir çalışma bulamadı! Ancak yine de muafiyet hakkının feshi yönünde oy verdi.

Ortada çalışma filan yok çünkü! Aşısız çocukların sorumlu olduğunu kanıtlayan çalışma yok, böyle bir UZLAŞI (konsensus) var!

Bu uzlaşı da şundan dolayı var:

Aşı olunca çocuk daha da o mikrobu taşımaz diye öğretiliyor bize.