ÇOCUK DOKTORU Lawrence Palevsky’nin AŞI İÇERİKLERİ Hakkında Eyalet Meclisindeki TARİHİ KONUŞMASI

En son güncellendiği tarih: Haz 30

Dr. Lawrence Palevsky, 22 Kasım 2019’da ABD’nin Connecticut eyaletinde, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) takvimince önerilen tüm aşıları çocukların olmasını zorunlu kılmak üzere verilen kanun teklifi aleyhine eyalet meclisindeki oturumda yaptığı TARİHİ KONUŞMA


SATIR BAŞLARI

● Aşılarda neler kullanılıyormuş, oturdum araştırdım. Ve gördüm ki, kobay hayvanlarda ağır tahrip gücü kanıtlanmış bir değil, pekçok madde bulunmakta aşılarda.

Şu anda her 5 çocuktan 1’i öğrenme engelli. 1976’da 17’de 1’di bu oran.

20 yılı aşkın zamandır, çocuğunu aşılatmamış ailerle çalışıyorum kliniğimde; hayatımda gördüğüm en sağlıklı çocuklar bunlar!

Binlerce aile aynı şeyi söylüyordu; kiminin dili gidiyor, kimi havale nöbetleri geçirmeye başlıyor, kimi hayatını kaybediyor, astım, alerjiler, egzama başlıyor, kimi otizm geliştiriyor, kimi öğrenme engelli oluyor, kiminde iltihabi bağırsak hastalığı ortaya çıkıyor, otoimmün hastalıklar başgösteriyor…

Aşı olundu mu organizmanın kökünü vücuttan kazıdığınızı gösteren tek bilimsel kanıt, çalışma yok.

Her geçen gün daha fazla ebeveyn aşı tehlikelerinin farkına varıyor–aşıların zorla vurulmasını sağlamak için bunca baskının sebebi de budur zaten–çünkü zararı ifşa eden bilimsel yayınlar artıyor.

Aşılandık mı korunduk farzediyoruz. Aşılayarak hastalıkların yayılmasını önlüyoruz zannediyoruz. Bu zanlar / varsayımlar bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlanmış değil oysa!

Ben Dr. Lawrence Palevsky, çocuk doktoruyum.

New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gördüm. 1990 yılına kadar New York Mount Sinai Hastanesi’nde asistan hekimdim. Bellevue Hastanesi polikliniğinde uzman hekim olarak çalıştım. Meslek hayatımın ilk 9 senesi acil servislerde, yenidoğan yoğun bakım ünitesi başhekimliği ile, yatılı hasta tedavisi ile, klinisyenlik ile geçtikten sonra nihayetinde kendi kliniğimi açtım.

1983’te tıp fakültesine başladığımda bana öğretilen, “Aşı zarar vermez, korur” idi ve “Yapacaksın”, dendi. Fakat bana ne aşının zararsız olduğuna dair tek bir bilimsel kanıt gösterildi, ne de bu ‘güvenlik deneyleri’nin nasıl yapıldığına dair bir şey öğrendik.

1998’de bir anne bana “Dr. Larry, aşılarda cıva varmış, biliyor muydunuz?”, diye sordu ve cevabım, “Yo, bilmiyordum”, oldu.

Fakültede sorgulamayı, eleştirel düşünebilmeyi öğretmişlerdi bize. Bir şey gözlemlediysen kurcalar, burada sorulması gereken sorular olabilir mi diye bakarsın. O yüzden aman canım ne olacak demektense, aşılarda neler kullanılıyormuş, oturdum araştırdım. Ve gördüm ki, kobay hayvanlarda ağır tahrip gücü kanıtlanmış bir değil, pekçok madde bulunmakta aşılarda. Bu tehlikeli maddelerin aşılarda ne aradığını ise çözemedim.

Sonra ailelerden bazı hikayeler duymaya başladım; düzinelerce değil, yüzlerce değil… BİNLERCE aile aynı şeyi söylüyordu; sapasağlam çocuklarını doktora götürüyorlar, sonra bir bakıyorlar çocukları sağlığından olmuş; kiminin dili gidiyor, kimi havale nöbetleri geçirmeye başlıyor, kimi hayatını kaybediyor, astım, alerjiler, egzama başlıyor, kimi otizm geliştiriyor, kimi öğrenme engelli oluyor, kiminde iltihabi bağırsak hastalığı ortaya çıkıyor, otoimmün hastalıklar başgösteriyor…

(Otoimmün Hastalık: Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun normal, sağlam dokularına saldırdığı bir durumdur.)

Ve bu ailelerin istisnasız HEPSİNE, sorunun aşıyla hiçbir ilgisi yok deniyor. TEK birinde bile aşıyla ilgilidir denmiyor, düşünün! Ve bu bugün de aynen böyle. Oysa aşıların içerik listesine bakınca, bu çocuklarda bu tıbbi sorunların nasıl oluşmuş olabileceğini elimdeki mevcut bilimsel bilgi ile açıklayabiliyorum.

Şu anda her 5 çocuktan 1’i öğrenme engelli. 1976’da 17’de 1’di bu oran. 8 yaşın altındaki her 6 çocukta 1’i, her 2 ergenden 1’i ve her 4 genç erişkinden 1’inin zihinsel, davranışsal yahut duygusal bir bozukluk teşhisi var. 5 yaşın altındaki her 20 çocuktan 1’i havale geçirmekte. 40 çocuktan 1’i otizm geliştirmekte.

Otoimmün hastalığı olan çocuk ve erişkinlerin sayısı katlanarak artmakta, öyle ki, bu ülkedeki en hızlı yükselen hastalık kategorilerinden biri şu an.

Ve aşı içeriğini oluşturan maddeler, hakikaten açar da bakarsanız, ve vücuda zerk edildiklerinde nasıl çalıştıklarını anlayacak kadar da bilginiz de varsa, bunların bahsi geçen vakaların HER BİRİNİN sorumlusu olabileceğini görebilirsiniz.

Nedir bu içerik maddeleri?

Fakültedeyken bize vücudun bir KAN-BEYİN BARİYERİ olduğu öğretildi. Bu Kan-Beyin Bariyeri dediğimiz şey beynin Fort Knox’u [hazine kasası] gibidir. Kan dolaşımı bileşenleri bunun sayesinde beyne geçemez. Bu bileşenler arasında ilaçlar, virüsler ve bakteriler bulunur ve tabii bunlar dışında kanda başka şeyler de vardır beyne geçişi engellenen.

İlaç firmalarının ise beyne etki edecek (işleyecek) ilaç geliştirmesi lazım. Öyle olunca onlar da NANOPARTİKÜL denilen bir şey kullanıyorlar ilaçlarında. Nanopartikül, yani çok küçük parçacık… İlaç etken maddesine bağlı bu…

Ve bakıyorlar, bu şekilde, ilacı nanopartiküle bağladılar mı beyne ulaştırabildiklerini görüyorlar. Hayvan deneyleri gösteriyor bunu, kanıtlı. Sonra bir emülgatör* alıyorlar… [* Birbiri içerisinde karışmayan maddelerin karışmasını sağlamak amacıyla kullanılan madde] Suyu ve yağı seven bir madde bu, ikisinde de çözünebiliyor. Bunu alıp da, ilacı bağladıkları nanopartiküle ekledikleri anda, BEYNE İLAÇ GEÇİŞİNİ 20 KAT ARTIRABİLDİKLERİNİ KEŞFEDİYORLAR!

Bulduğum hayvan deneylerinden edindiğim bilgi bu.

İlaç… Üstüne nanopartikül… Artı bir de emülgatör.

Aşılar da aynen bu şekilde yapılıyor işte!

Virüs ve bakteriniz var… Bunlar Alüminyum denilen bir nanopartiküle bağlı durumda. O Alüminyum nano boyutta bir partikül ve tanımı gereği, nanopartikülün beyin dokusu içine geçme potansiyeli var.

Aşıların çoğunda ayrıca bir de POLİSORBAT-80, yahut da SORBİTOL var. Bu bileşiklerin her ikisi de emülgatör!

Emülgatörler bu Alüminyum nanopartikülüne SIKI SIKIYA bağlanıyor, o da zaten SIKI SIKIYA aşı antijenlerine [virüs/bakteri] bağlı durumda.

Bu durumda akla bir soru geliyor.

Aşı modeli, ilaç firmalarının ilaçlarını beyne DAHA ETKİN şekilde ulaştırmada kullandıkları modelle AYNIYSA, aşı içeriğindeki maddeler aynen çocuklarımızın beynine gidiyor olabilir mi?!

Bunca ebeveynin çocuğu aşılandıktan sonra neden sağlığında bozulma gördüğünü açıklıyor bu, doktorlar, medya ve devlet “KATİYEN BAĞLANTI YOK” diyor olsa bile! BİLİM bağlantı olduğunu gösterdiği halde!

Literatürde, bedene zerk edildiğinde Alüminyumun beyne intikal edip etmediğini araştırmış TEK ÇALIŞMA yok! Aşılardaki HERHANGİ bir maddenin beyne geçişi olup olmadığına bakılmış değil! Ne de Polisorbat-80 aşılardaki tüm bu maddelerden HERHANGİ birinin beyne geçişini kolaylaştırmakta mı, ona bakılmış!

Bakıp da bu çalışmaları bulamamış olmak… endişelendirdi beni. Çünkü bana da size de söylenen, aşıların çok sıkı değerlendirmeden geçirilerek güvenilirliklerinin BİLHASSA en ince ayrıntısına kadar çalışılmış olduğu! Gel gör ki, bu alüminyum çocukların beynine giriyor mu girmiyor mu diye bakmış çalışma yok?!

Bu alüminyum aşıdaki beyinde işi olmayan başka maddeleri alıp beyne taşıyor mu? Çünkü beyinde işi olmayan içerik maddeleri o Kan-Beyin Bariyerini aşar da beyne ulaşırsa, ENFLAMASYON (yangı) oluşur.

Ve bugün her 5 çocuktan 1’e yükselmiş öğrenme engelli çocuklarda da, her 40 çocuktan birinin mustarip olduğu Otizmde de gördüğümüz şey ENFLAMASYONDUR.

Tek yapmanız gereken okullardaki rehberlik öğretmenlerine sormak ve dürüst olanına rastlarsanız da çocuk doktorlarından gördükleri çocukların durumunu anlatmalarını istemek. Birbiri ardına, gittikçe daha ağırlaşan beyin rahatsızlığıyla geliyor çocuklar önlerine.

Tabii okulda düşünmesini (!) öğrenmiş bir tıp doktoru olarak sonra gidip, düzgün güvenlik deneyleri yapılmış mı yapılmamış mı diye literatürü karıştırdım. Alırsınız bir aşıyı 100 çocuğa vurursunuz, diğer bir 100 çocuğa da salin sudan oluşan bir plasebo uygularsınız; kimyasal bir tesiri yoktur yani o plasebonun. YOK öyle bir deney ortada! Aşının güvenlik profilini gidip bir plasebo grubuyla karşılaştırmış deney bulamıyorsunuz.

Sıfır!

Aşılar deneylerde ne kadar süreyle çalışılıyor derseniz, 10 gün, en fazla 2 hafta!

Ve maalesef aşı üreticisi firmalar, hangi yan etkiler oluşursa aşılarıyla ilgisini kabul edecekler hangilerini saymayacaklar, baştan belirleme hakkına sahipler!

Yani çocuk hakikaten de bir aşı reaksiyonu geçirmişse, bunun aşıyla bağlantılı sayılıp sayılmayacağına karar veren AŞI FİRMASI. Ve halk da bunu biliyor! Gitgide de yayılıyor bu bilgi.

Çocuğunuz aşı olduktan 5 ay sonra nöbet bozukluğu geliştirdi diyelim, doktor size aşıyla hiç alakası yok diyecek.

Halbuki bu dediği doğru değil, çünkü ortada bunu ispatlayacak deney yok?! Fikir var sadece.

Lakin hayatın 2. ayında-hatta ve hatta daha bebek 9 saatlikken- yapılacak aşılamanın bundan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkacak tıbbi bir olayla alakası olup olmadığına HİÇ bakılmamış ki? Hal böyleyken, elimizde bu zamana kadarki en sağlıksız çocuklarla kalakalmışız.

New York’ta, 13 Haziran tarihinde aşıyı dini gerekçelerle ret hakkı kaldırıldı. Dini muafiyet hakkından yararlanan aşılanmamış çocuklar, çıkan bir kızamık salgınının sebebi olarak gösterildi diye…

Eyalet temsilcileriyle yaptığımız görüşmede kendilerine söyledim; aşısız çocuklar yüzünden salgın çıktığı bugüne kadar hiçbir çalışmayla kanıtlanmış değil, dedim. Temsilci şaşırdı buna…

Dediğiniz gibiyse, böyle bir çalışma bulamazsam dini muafiyet hakkının kaldırılmasına hayır oyu vereceğim, dedi.

Öyle bir çalışma bulamadı! Ancak yine de muafiyet hakkının feshi yönünde oy verdi.

Ortada çalışma filan yok çünkü! Aşısız çocukların sorumlu olduğunu kanıtlayan çalışma yok, böyle bir UZLAŞI (konsensus) var!

Bu uzlaşı da şundan dolayı var:

Aşı olunca çocuk daha da o mikrobu taşımaz diye öğretiliyor bize.

Ve bakıyorsunuz yayın üstüne yayın diyor ki, aşılansa da çocuk hala aynı mikrobu taşıyabiliyor!

Demek ki neymiş, aşılanmışlar pekala etrafa hastalık saçabiliyormuş, oysa HAKSIZ biçimde aşısız çocuklar SUÇLANIP duruyor, üzerinde uzlaşılan KANAAT bu diye, o kanaatin ise BİLİMSELLİKLE alakası yok.

Tekrar edecek olursak,

Aşı olundu mu organizmanın kökünü vücuttan kazıdığınızı gösteren TEK BİLİMSEL KANIT, ÇALIŞMA YOK.

BİLAKİS… Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, AŞIYLA bu organizmaların MUTASYONA uğramasına SEBEP OLUYORSUNUZ. Aşılanmadan sonra, hedeflenen bakteri/virüs tipinin [suş] yerini YENİ suşların aldığını gösteren yığınla yayın var mesela. Yoğun kullanım nedeniyle antibiyotikler nasıl ortaya yeni bakteri tiplerinin çıkmasına neden oluyorsa burada gözlemlenen de o.

Peki o halde aşısız çocuklar niye suçlanıyor ki?

Bu ülkede bugüne kadar aşılanmış çocuklarla aşısız çocukların sağlık durumlarını karşılaştıran düzgün bir çalışma ortaya konmuş değil bakın.

20 yılı aşkın zamandır, çocuğunu aşılatmamış ailelerle çalışıyorum kliniğimde; hayatımda gördüğüm en sağlıklı çocuklar bunlar!

Bana gelen aileler arasında büyük çocuk aşıların tümünü olmuş, ortanca çocuk KISMEN aşılı, en küçük ise HİÇ aşılanmamış olanları var. Ve bu ailelerin sayısı gitgide artıyor da… Ve bu aileler FARKI GÖRÜYORLAR; küçük çocukları hemen hiç hasta olmazken büyük çocuk okulda Özel Gereksinimliler Programı’nda, kullanması gereken ilaçlar var, hastane acil servisi görmüşlüğü var ve başını hastalıklardan alamamakta.

Ve ben bunları söyleyince karşı tarafın tek dediği, iyi de bu bir anekdot sadece, oluyor. Bir iki kere görseniz evet anekdottan öteye geçmez bu gözlem, fakat 20 yılı aşkın zamandır görmekteyseniz aynı şeyi, artık anekdot değildir o. Anne-babalarla konuştuğunuzda, öğretmenlerle konuştuğunuzda ve rehber öğretmenlerle konuştuğunuzda ve tabii ben şahsen bunu açıktan söylemeye KORKAN çocuk doktoru arkadaşlarla konuştuğumda, bunun anekdot olmadığını görüyorsunuz.

İşin bilmine hakim, [aşının] bilimsel dayanağı olmadığının da farkında aileler ötekileştirilerek toplum dışına itilmeye çalışılıyor. Bilim deseniz yok, bir dolu konsensus var…

Aşı mevzusunda benim kanaatim şu; çocuklarda bulaşıcı enfeksiyon hastalıklarını önleyeceğiz derken, yerine DAHA BETER bir şey koymadığımızdan EMİN olmamız lazım derim ben!

Maalesef ortada gerçek bilimsel bilgi yerine, çokça İNANÇ var bugün ve bu inançların ucu bucağı da görünmemekte.

“Hastama zarar vermeden müdahale etmek birinci vazifem” diye yemin ettim ben.

Ancak bilim ne diyor diye bakıp,

● ortada uzun vadeli çalışma olmadığını gördüğümde, aşı deneylerinin sadece 4 – 10 gün sürmüş,

● yan etkilerin de üretici firmaca manipüle edilmiş olduğunu gördüğümde–çünkü deneylerin kontrolü TAMAMIYLA firmalarda biliyoruz ki–

● deneylerde plasebo grubu olmadığını gördüğümde,

● ve aşı içeriğindeki maddelerin ne tek başlarına, ne de bir arada kullanıldığındaki etkilerinin araştırılmış olduğunu gördüğümde,

● fakat o maddelerin hayvan deneylerinde ortaya konmuş biyokimyasal etkilerinin ne olduğunu gördüğümde,

● alüminyum verilince hayvanlarda hareket (motor) gelişme geriliği ve davranış problemleri ortaya çıktığını görüp, bunun bugün çocuklarda gözlemlediğimiz sorunlar olduğu bilgisiyle bunu birleştirdiğimde,

“önce ve ille zarar vermediğimize emin miyiz?” diye soruyorum kendime.

“Önce zarar verme!” demek, İHTİYAT İLKESİNİ gözet demektir.

Her geçen gün daha fazla ebeveyn aşı tehlikelerinin farkına varıyor–aşıların zorla vurulmasını sağlamak için bunca baskının sebebi de budur zaten–çünkü zararı ifşa eden bilimsel yayınlar artıyor.

Sürü bağışıklığı yaratacağız diyorsanız, aşıladığınız çocukların o hastalığa YAKALANMAYACAĞINI (bağışık olduklarını) KANITLAYABİLİYOR olmanız lazım.

İşin acı tarafı, bir grup çocuğu topluca her aşıladığınızda, aralarında HİÇBİR ŞEKİLDE ANTİKOR geliştirmemiş bir bölüm İLLA olacak! Bunların oranının %10 civarında olduğu tahmin ediliyor. Grubun %10’unda aşı hiç çalışmayacak yani.

Aşılanma var, antikor yok.

Fakat bir de şu grup var ki durumları DAHA da şüpheli. Çünkü aşılandınız ve antikor da ürettiniz diyelim, o antikorun da sizi hastalıktan koruyacağının garanti olmadığını gösteren bilimsel yayınlar var.

Aşılanmış, antikor üretmiş, fakat HİÇBİR şekilde bağışık OLMAYAN kaç çocuk var, BİLMİYORUZ da…

Aşılandık mı korunduk FARZ EDİYORUZ.

Aşılayarak hastalıkların yayılmasını önlüyoruz ZANNEDİYORUZ.

Bu ZANLAR / VARSAYIMLAR bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlanmış değil oysa!

Oturumun Soru-Cevap bölümünde bu konuyu memnuniyetle açmak isterim.

Elimde bilimsel kanıt olmadan böyle bir şey söylemeyeceğimi belirtmek isterim.

New York’ta birlikte çalıştığım aileler, yurt genelinde gördüğüm anne-babalar, PROBLEM BİR TEK AŞISIZ ÇOCUKLARDA DİYEN BİR AJANDA TARAFINDAN haklarının ellerinden alınıyor olmasından ve konunun bilimsel yönü ile ilgili bilgilerinin hiçe sayılmasından ötürü fazlasıyla endişeliler.

Son söz olarak,–New York’ta–pardon, Kaliforniya’da kızamık salgını olduğunda, toplam 194 vaka vardı. O 194 kızamık vakasının 73’ü doğrudan AŞIDAKİ VİRÜS yüzünden gelişmiş kızamık enfeksiyonuydu!

73 vaka, %38’lik oran.

Aşı virüsünün yol açtığı 73 kızamık vakası! Literatür der ki, aşı tipi kızamık virüsü ile enfeksiyon GERÇEK KIZAMIK değildir, sağlığı tehdit eder bir durum olarak sayılmamalıdır. Bu da demektir ki orada kızamık geliştiren topu topu 121 çocuk–pardon KİŞİ–vardı.

New York eyaleti ise yaşanan salgında, CDC’nin öngördüğü TETKİKİ YAPMAMIŞTIR: Kızamık geçiren HER çocuğun kanında, enfeksiyonun AŞI virüsünden mi, doğal (vahşi) virüsten mi, yoksa MUTANT bir kızamık virüsünden mi kaynaklandığına bakılması gerekiyordu.

Hem ABD’de hem de dünyada, %95-%98’i AŞILI popülasyonlarda patlak veren kızamık vakaları görüyoruz, nedeni de MUTASYONA UĞRAMIŞ kızamık virüslerinin bulunması! Daha önce bahsettiğim gibi, virüsün mutasyona uğradığı, suş replasmanı (bir virüs alttipinin yerini bir diğerinin alması) yaşanması nedeniyle ortaya çıkmış kızamık vakaları görülmekte.

New York eyaleti ise kızamık geçiren 1.000’in üzerindeki çocuk ve erişkinde gerekli testleri YAPMAMIŞTIR.

CDC’nin internet sitesinde küçücük bir not düştüler sadece, kızamık salgınından 2 doğal (vahşi) virüs sorumludur diye.

Oysa biz New Yorklular biliyoruz, test filan yapılmadı!

Long Island’da 4.200 çocuk vardı aşı için dini muafiyet hakkı kullanan ve aşılanmamış olan, ve Long Island’da TEK BİR KIZAMIK vakası bile GÖRÜLMEDİ.

Teşekkürler.



Kaynak:

Dr. Lawrence Palevsky - Aşılar - 2020 Connecticut Eyalet Meclisi Konuşması - Vitamingilller YouTube Kanalı

DOKTORLAR KONUŞUYOR: LAWRENCE PALEVSKY, PEDİATR - Vitamingiller İnternet Sitesi



İlişkili Diğer Haberler:

Bağışıklık kazanmanın tek yolu enfeksiyonel hastalığı geçirmek veya temasta bulunmaktır; aşılanmak bağışıklanmak demek değildir. - Lilliputian İnternet Sitesi

Bağışıklık dediğimiz biyolojik terim, üniversal olarak gözlemlenen “önceden geçirilmiş hastalıklar neticesinde birtakım enfeksiyonel hastalıklara daha sonra yakalanılmaması” fenomeni için kullanılmaktadır. Doğal yoldan kazanılan bağışıklığın biyolojik temeli bugün hala tam olarak bilinmemektedir. Günümüz immünoloji bilmi doğal yoldan geçirilen hastalıklar ve ardından kazanılan bağışıklığı çalışmak yerine yapay bağışıklık prosesini, yani immün sistemin vücuda zerk edilen yabancı bir maddeye karşı verdiği tepkiyi çalışmaktadır. Doğal hastalık sürecinde insan immün sistemin işleyişi ile bilgi, kobay hayvanlarına enfeksiyon halini temsilen laboratuvar ortamında geliştirilmiş (canlı veya ölü) mikroorganizmalar veya bunların izole edilmiş parçalarının enjekte edildiği deneylerden elde edilmeye çalışılmaktadır. İmmünolojik laboratuvar deneyleri normal prosesin gerçekçi olmayan simülasyonları olduğundan, immünologların doğanın işleyişi ile ilgili bilgisi kendi deney modellerinin işleyişi ile sınırlıdır.

Günümüz tıbbi uygulamaları, doğal bağışıklanmayı ve immün sisteminin karmaşık yapısını anlamaktan fersah fersah uzakken, hastalığı gerçekten geçirmeden “bağışıklık”ı garantilemek amacıyla yapay immün yanıt oluşturma, yani aşılama çalışmalarında ısrar etmektedir. Aşıyla oluşturulan proses her ne kadar doğal hastalığa benzemese de yine de kendi içinde riskleri olan bir hastalık prosesidir. Ve aşılama ile kazandığımız bağışıklık değil, bağışıklığın zayıf bir taklidir. Bu nedenle, özü itibariyle aşılama hastalık önlemede ne güvenli ne de etkili bir yöntemdir.

KAYNAK: Vaccine Illusion: How Vaccination Compromises Our Natural Immunity and What We Can Do to Regain Our Health”, Dr. Tetyana Obukhanych, Stanford University School of Medicine.

Aktif bağışıklanma için genel olarak “aşılama” ve “bağışıklama” terimleri birbirinin yerine kullanılmaktaysa da bu iki terim eşanlamlı değildir; immünobiyolojik bir maddenin vücuda verilmesi otomatik olarak yeterli bağışıklanma sağlanmış olduğu anlamına gelmez.

KAYNAK: CDC – Amerikan Centres for Disease Control and Prevention / Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin Haftalık Hastalık Morbidite ve Mortalite Raporu (MMWR-Morbidity and Mortalıty Weekly Report) http://www.cdc.gov/mmwr/PDF/rr/rr4301.pdf